Per. Şub 27th, 2020

Fikri olan herkes için …

SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

8 min read


         “Ben, sizin bu yaptığınız işten nefret ediyorum.” (26/Şuarâ 168) demişti Lut a.s kavmine… Peki neden bunu söylemişti? Çünkü kavmi Rab’lerinin kendileri için yarattığı eşleri bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşan haddi aşan bir topluluk olmuşlardı. Yani günümüz tabiriyle ifade edecek olursak “eşcinsellik” hastalığına tutulmuşlardı. Hastalık dediğime bakmayın tabi, tıbbi bir hastalığı kast etmiyorum elbette. Kendi tercihleri sonucu işledikleri çirkin fiillerin toplumda adeta bir virüs gibi yayıldığı ve içinde bulunulan toplumda meşru kabul edildiği bir topluluktan bahsediyorum. Erkeklerle erkeklerin cinsel beraberliklerinden tutun da her türlü cinsel sapkınlığın had safhada olduğu, her türlü ahlaksızlığın halkın toplantı yerlerinde aleni bir şekilde yapıldığı, temiz kalmaya çalışanların garip karşılandığı, toplumdan dışlandığı ve hatta sürgün tehdidi ile karşılaştığı bir topluluk… İşte Lut as böyle bir kavmin ıslahı için gönderilmişti Rabbi tarafından. Kavminin her türlü baskısına, engellemesine, tehdidine, hakaretlerine rağmen Lut as kavminin bu çirkin işlerden vazgeçmesi, Rab’lerinin yarattığı fıtrata ihanet etmemeleri için uyarmıştı onları. Bu çirkin fiillerinden vazgeçmedikleri takdirde Allah’ın büyük bir azabı ile karşılaşacaklarını da bildirmişti onlara. Ancak Lut as’ın bütün uyarılarına rağmen kavmi bu çirkin fiillerinde olan ısrarlarından vazgeçmemiş bunun üzerine Allah cc melekleri aracılığıyla Lut as’a kavminin helak zamanının bir sabah vakti olduğunu bildirmiş ve sabah yakın değil mi? diyerek azabı haber vermişti. En nihayetinde bir sabah vakti üzerlerine taş yağdıran bir kasırga ile helak olup yeryüzünden silinmişlerdi.

             Peki, Lut kavmi yeryüzünden silindi, evet ama içinde bulunduğumuz çağa dönüp baktığımızda “Lut kavminin çocuklarıyız” diyerek kendilerini Lut kavmine ve onların işledikleri çirkin fiillere nispet eden topluluk da neyin nesi? Ben söyleyeyim size; bu topluluk da o kavmin türedileri olan, onlarla benzer fiilleri gerçekleştiren ancak aşırılıkta o kavimden çok daha ileri giden bir topluluk. Şunu belirtmek isterim ki bugün toplum olarak Lut kavminin içine düştüğü sapkın yaşantıdan çok daha vahim bir durum ile karşı karşıyayız. Neden bunu söylüyorum, çünkü bugünkü meselemiz yalnızca eşcinsellik değil. Erkeklerle erkeklerin, kadınlarla kadınların; hatta akıl baliğ olmayan çocuklarla, hayvanlarla, ölü insan bedenleriyle cinsel beraberliklerin özendirildiği, erkeklerin kadınlaşma, kadınların da erkekleşme meyli içinde olduğu, cinsiyet değiştiren tiplemelerin ortaya çıktığı (…) bir toplumun içinde yaşıyoruz. Her geçen gün de yaratılışa aykırı olarak “cinsiyet” kavramının yeni baştan yıkılıp çarpık şekilde inşa edildiğine şahit oluyoruz. Her ne kadar kendi ailelerimizden ve çevremizden uzakmış gibi görünse de bu küresel hareket algılarımızla ve zihinlerimizle oynuyor. Bu gidişata bir dur demek adına sağlam bir bilinç ve dini irade ortaya koyulmadığı takdirde bu çağda kaybolup gideceğimiz apaçık ortada. Bu gerçeği kabul ettikten sonra şayet “temiz toplum” diye bir kaygımız varsa toplumumuzu sarıp sarmalayan ve gittikçe yayılan bu virüse karşı nasıl önlem alacağımız konusu üzerine kafa yormamız gerekiyor. Ancak erkeği erkeklikten kadını da kadınlıktan çıkaran bu zihniyetle “nasıl mücadele edilmesi gerekiyor” sorusundan önce “neden mücadele edilmesi gerekiyor” bunu öncelikli olarak konuşmamız gerekiyor.

            Öncelikle ve özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var ki İslam dininin mensupları olarak bizler için bütün bu fiiller Allah’ın ve Resulü’nün lanet ettiği ve bir kavmin helakına sebep olan fiillerdir. Allah, kadını kadın, erkeği de erkek olarak yaratmıştır. Bu iki cinsin birbiriyle olan münasebetlerinin de ne şekilde olabileceğini “helal” kavramı içerisinde kulluk kitabımız Kuran’ı Kerim’ de bizlere açık bir şekilde göstermiştir. Kadın ile erkeğin helal olan yoldan beraberliklerinin dışında erkek-erkek veya kadın-kadın beraberliklerinin Allah’ın azabını hak edecek fiiller olduğunu Lut as’ın kıssasını anlatarak gözlerimizin önüne sermiş ve ibret almamızı istemiştir. Bu sebeple bu sapkın anlayışları asla “hoşgörü”, “özgürlük” gibi kavramların içine sokarak normal göremeyiz. Zira çirkin bir fiili işlemek ile o fiili hoş görmek arasında çok da büyük bir fark olduğunu söyleyemeyiz.

            “Neden” sorusuna cevap verirken şunu da söylememiz gerekiyor: Bugün bu sapkın zihniyete sahip olan insanlar, düşünceleri ve icra ettikleri fiillerle sadece kendilerine zarar vermiyorlar. Bu insanlar işledikleri çirkin fiillerin toplum nezdinde de normal karşılanmasını sağlamak, kendilerini topluma kabul ettirebilmek ve toplumun zihin dünyasını ifsat etmek üzere dernek faaliyetleri yürütüyorlar. Yine aynı gaye ile yürüyüşler düzenliyor, sapkın anlayışlarını ifade ettikleri pankartları özgürce sokaklarda taşıyabiliyorlar. Çocuklarımızın temiz dimağlarını ifsat etmek için ders kitaplarına kadar nüfuz edip kadın mı yoksa erkek mi olduğu anlaşılamayan, cinsiyeti belirsiz tiplemeleri çocuklarımızın gözleri önüne resmediyorlar. Yine aynı şekilde okullarda seminerler düzenliyorlar. Diziler, filmler, çizgi filmler ile her yaştan ve her kesimden insanı etki altına alabilmek ve bu sapkın anlayışlarını topluma kabul ettirebilmek için her türlü ifsad faaliyetini yapmaktan geri durmuyorlar. O yüzden şayet bugün bu zihniyet ile mücadele etmez, en yakınlarımızdan başlamak üzere gerekli önlemleri almaz, “bizden uzak olsunlar da ne yaparlarsa yapsınlar” düşüncesi ile hareket edersek önünü alamayız.  Kendi çocuklarımızın veya yakınlarımızın da yarın öbür gün “ben cinsiyet değiştirmek istiyorum” ya da oğlumuzun “ben erkeklere ilgi duyuyorum” kızımızın ise “ben kadınlara ilgi duyuyorum” gibi talepleri ile karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır. Bu virüs en yakınlarımız da dâhil olmak üzere bütün topluma yayılacak ve toplumumuzun ahlak, din, gelenek temelli oluşan birikiminden eser kalmayacak ve belki de ortada nesil diye bir şey kalmayacak…

            “Neden mücadele etmeliyiz” sorusu üzerine düşündükten sonra “nasıl mücadele etmeliyiz” biraz da bunu konuşmamız gerekiyor. Bu noktada öncelikle belirtelim ki devlet eli ile alınacak önlemler bu pisliğin toplumda yayılmasını önleyecek en önemli adımdır. Ancak ne yazık ki şuan devlet olarak değil bu zihniyetle mücadele etmek aksine yasalarla onları hukuki koruma altına almış durumdayız. Bu zihniyetin toplumda yayılmaması açısından devlet müdahalesi bu işin en önemli kısmını oluştursa da ne yazık ki devletin aksi çizgide olduğu bir gerçek. Hak, hukuk, özgürlük, tercih vs. gibi kavramların arkasına sığınılarak bu sapkın güruhun önüne her türlü imkân sunulmuş durumda. Bu gerçek karşısında “fert olarak ne yapabilirim” sorusu bizim için biraz daha önem arz ediyor.

            Özellikle yeni neslin bu tür sapkın fikirlere muhatap kalmaması için çabalamak zorunda olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Herkesten evvel, nefsimizi ve neslimizi bu pislikten korumak durumundayız. Bu nedenle de evvela çocuğumuza doğru cinsel kimlik kazandırmayı nasıl yapacağımızı öğrenmeli ve kavramları doğru şekilde vermeliyiz. Bir sonraki adımda ise kendi çocuğumuzun özellikle medya, televizyon, internet aracılığıyla cinsiyet temelli çarpık söylemlere muhatap kalmasını önlememiz gerekiyor. Çocuklarımıza okuttuğumuz kitaplardan, izlettiğimiz çizgi filmlere kadar onları kontrollü şekilde takip etmemiz gerekiyor. Ancak bu noktada baskıcı ve kontrolcü anne baba tutumlarının da ergenlikte isyana bağlı olarak eşcinselliği tetikleyebileceğinin farkında olarak hareket etmemiz gerekiyor. Şunu hatırlatmak isterim ki çocuklarımız bize Allah’ın emaneti ve onlar geleceğin mimarları. Onları çekirdekten yetiştirmez ve fıtratının kodlarını onlara hatırlatmazsak toplumun ifsadında bizim de bir payımız olur. O yüzden hangi gerekçeyle olursa olsun onları gelişi güzel, başıboş bırakamayız. Zihinlerinin en berrak olduğu zamanlarda onları korumasız bırakarak zihinlerinin kirlenmesine müsaade edemeyiz. Yine anne-baba olarak çocuklarımıza küçüklükten itibaren vermemiz gereken “mahremiyet eğitimi” de ilerde sapkın yönelişlerin ortaya çıkmasını önleyecek çok önemli bir adımı oluşturmaktadır.

            Bir diğer nokta ise bugün biliyoruz ki birçok pislik medya kanalıyla yayılıyor ve çok ciddi kitlelere ulaşabiliyor. Ancak bunun yanında bugün yapılan birçok ahlaksızlığın ve haksızlığın yine medyanın gücüyle ortadan kaldırıldığını da görebiliyoruz. Dolayısıyla toplumun ifsadına götüren bu tarz yönelimlerin önlenebilmesi adına toplum baskısı çok önemli. O yüzden tepkisiz davranmak ve pasif kalmak yerine ne şekilde tepkimizi gösterebiliyorsak bu sapkın zihniyetlere karşı olduğumuzu ve bu insanların değerlerimize ters düşen faaliyet yürütmelerini istemediğimizi dile getirmemiz gerekiyor.

            Fıtratına ihanet etmeyen bir neslin yetişmesi için gıda meselesi de bizim için çok büyük önem arz ediyor. İçinde ne olduğuna bakılmadan gözü kapalı tüketilen birçok ürünün içerisindeki katkı maddeleri sebebiyle insanlarda hormonsal değişiklikler meydana gelebiliyor. Bu hormonsal değişikliklerle beraber kadınlarda erkekleşme, erkeklerde ise kadınlaşma yönünde değişiklikler ortaya çıkabiliyor. Eşcinselliği doğurabilecek kimyasal maddelerin, kozmetiklerin, östrojen ve testosteron aktive eden sentetik kokuların da hayatlarımızdan uzaklaştırılması gerekiyor. O yüzden de hayatımızın her alanında helal ve temiz olana dikkat etmek ve gıda meselesine karşı ihtimam göstermek de temiz topluma giden yolda çok önemli bir adımı oluşturuyor.

            “Neden” ve “nasıl” sorusunu konuşurken bu yazıda naçizane tespit ve tavsiyelerimi dile getirmeye çalıştım ancak elbette bu sorular üzerine sayfalarca yazı yazılabilir. Bu noktada amacım bir nebze de olsa ailemizi, toplumumuzu, değerlerimizi, inancımızı hedef alan sapkın söylem ve eylemlere karşı bilinç kazanabilmek ve bireysel olarak mücadele anlamında bir adım atmayı sağlayabilmekti. Bizim üzerimize düşen Lut as gibi kavminin engellemelerine, tehditlerine, hakaretlerine aldırmadan kötülükten men etmek üzere bir çaba içerisinde olmaktır. Bu çabanın neticesinde başarıya ulaşıp ulaşamamak Rabbimizin takdiridir. Biz Lut as gibi vazifemizi yapar ve nihayetinde “Rabbim! Beni ve ailemi bu yaptıklarından kurtar.”(26/Şuarâ 169) diye Rabbimize niyaz ederiz. Gayret bizden tevfik ise Allah’tandır…        

Av. Esra PALANCI 

Daha Fazlasını Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir