Per. Şub 27th, 2020

Fikri olan herkes için …

BOŞANMA SEBEPLERİ 1

5 min read

Aile, kadın ve erkeğin nikâh yoluyla bir araya gelerek kurdukları kutlu bir müessesedir. Her iki insan hayatı daha iyi ve daha anlamlı yaşayabilmek adına böyle kutlu bir yola girerler. Çünkü yaşanacak sevgi ortamıyla dünyaya gelecek çocuk, insanoğlunun dünya ve ahiret adına birer kazanımıdır. Bir araya gelen kadın ve erkek dünyaya çocuk bile getirmese birbirlerine verdikleri sevgi ve aşkla daha kolay bir hayat yaşayacakları aşikâr, yalnızlığın da insan fıtratına aykırı olduğu bilinmektedir.

Dünya nimetleri adına elde edilen en özel nimettir, sevgi. Değer görmekse sevginin hemen ardından gelir. Anne ve babadan alamadığımız nasıl bir sevgi noktası var ki Allah böyle bir sevgi ihtiyacını fıtratımıza nakşetmiş ve bunu da karşı cinsin eliyle bize göndermiştir. Evladı koşulsuz ve sebepsiz seven anne ve baba varken onların dahi veremediği sevgiyi bizler karşı cinsten almaktayız ve böylece aile kurumunu oluşturmaktayız.

Nasıl güzel bir duygu ve heyecanla kurulan o kurumlar belki de sırf iletişim probleminden kaynaklı çatırdayıp yıkılıyor. Önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi eşler anne ve baba olmadan önce “eş” olmayı öğrenmeleri gerekmektedir. Eş olamadan kurulan kurumlarsa zaman içinde yıkılmaya mahkûm olmaktadır. Aynı ev içinde yaşanmaya başlandığında dışarıdaki etmenleri dışarıda bırakamadığımız için şuan boşanmaların arttığını düşünüyorum. Maalesef anne ve baba olarak bu iki insanın eş olmasına bazen bizler engel teşkil ediyoruz. Karı ve kocanın herhangi bir şey için karar vermesini beklemeden “Şunu yapın, bunu yapın…” diyerek iki insanın karar alma merkezine çomak sokuyoruz, çoğu kere. Belki de bunu annelik veya babalık şefkati ile yapıyoruz ama o zamanda eteğimizden ayıramadığımız evlatlarımızın aile kurumlarını kendi ellerimizle yıkıyoruz. Yeni kurulmuş bir aile kurumu ilk beş yıl içinde boşanmaya hazır hâlde devam eder. Başta çocuk yoktur ve her iki genç de “Boşanabiliriz” düşüncesi ile yaşar. Sonrasında çocuk olduğunda da çocuğun hastalıklarından veya çocuğa bakan problemlerden kaynaklı doğan sorunlarla gelgitler yaşanır. Bu gelgitler, dışarıdan gelecek anne ve baba etmenleriyle zaten birbirini tam anlamıyla  “kabul edememiş”  bu kişileri boşanmanın eşiğine getirir. Yazar Gülsemin Konca’nın ‘Bu Çocuk Kime Çekmiş?’ kitabında dediği gibi “Kendimize bağımlı değil bağlı çocuklar yetiştirmeliyiz.” ifadesi zannediyorum bu anlatılanları doğrular noktada. Anne ve babasıyla bağlanma sorunu yaşayan kadın/erkek “aile” kavramını anlamadan evlendiği için o bağı aynı ölçüde sürdürmeye çalışır. Türk toplumundaki yanlış ve aileyi yıpratan “Sen bu evin gelini/damadı değil de kızısın/oğlusun.” gibi söylemlerle yeni kurulan ailenin özel yaşantısına yapılan orantısız giriş çıkışlar tabii ki de o kurumu yıkacaktır. Hiçbir insan kendisine ait sit alanına fazla müdahaleden hoşlanmaz. Evinizdeki kendinize ait odanın veya yatak odanızın başkaları tarafından kullanıldığını düşünün, nasıl hissedersiniz kendinizi? Kadın ve erkeğin kurduğu yuvaya sürekli birileri tarafından karışma boşanma sürecini hızlandırmaktadır. Ya çok severek o gelini/damadı kendimizden uzaklaştırıyoruz ya da sürekli kötüleyerek kendimize düşman ediyoruz. Kendi evladımıza annelik ve babalık görevimiz devam ederken onun yaşantısına giren diğer insana sadece “saygı” duymayı çok görüyoruz. Bütün ipler elimde olacak, diyerek tuttuğumuz o ipleri zamanla gelin/damat iplememeye başlıyor. Unuttuğumuz bir nokta var ki “Kimse vazgeçilmez değildir.” Ve kıymet görmediği yere sevgi de beslemez.

Şefkat yerinde ve miktarınca güzeldir ve doğrudur. Anne ve baba olarak evladımızın arkasında durmayı bilirken onun özelindeki insana karışmamayı, laf söylememeyi ve kötülememeyi de bilmeliyiz.

Anne ve babasının ağzından çıkacak söze bakan kadın/erkek zaten kendi ailesini tam anlamıyla içine sindirememiş demektir. Peygamber Efendimiz ki -Allah ona her şeyi bildirmesine rağmen- eşleriyle istişareler ederdi. Mekke Fethi’nden önce umre yapmak için geldiği Mekke yakınlarında ibadetine izin verilmemişti. Kendisi Ümmü Seleme (ra) Validemizle yaptığı istişare sonunda aldığı karar ki Mekke’ye girmeme kararı alırken bizler kendi ufacık kararlarımızı eşimize sormak yerine anne ve babamıza soruyor sonra da aile reisi veya hanımı olduğumuzu düşünüyoruz.

Toplum olarak yaşadığımız hatta yaşattığımız sorunlardan bir diğeri de “Sen bu evden artık çıktın” mantığıdır. Yani dayak da yesen laf da işitsen eşin seni aldatsa da sineye çekip oturacaksın anlamına gelmektedir bu söz. Yukarıdaki örneklerde aşırı sevgiden kaynaklı doğan sorunlar varken burada da “sevgisizlik” demek yerine evladın “arkasında durmama” dan kaynaklı bir sorun oluşmaktadır.  Klasik ifadelerden “Sen artık onların kızısın/oğlusun.” “Gelinlikle çıktın kefenle girersin.” gibi nasihat verdiğini düşündüğümüz ama evlatlarımızın dünyalarına balyoz gibi inen ifadelerle yaşadığı cehennemini artırmaktayız. Anne ve babanın kıymet vermediğine kim kıymet verir ki? Onun sevmediğini kim sever ki? Onun arkasında durmadığının kim arkasında durur ki?

Aslında kadınlar sahipsiz olmadığını hissedeceği baba/dayı/abi gibi kişileri sadece yanlarında isterken erkeklerde eşini anlayabilecek anne/abla/kız kardeş ister. Bizlerse ya bu duyguların dozunu kaçırıp insanları kendimizden soğuturuz ya da kendimize düşman ederiz. Arada yıkılan yuvalara da oturup ağlarız.

Evet, evlenecek kişilerin evlenmeden önce alacakları sorumluluklarla ilgili bir kurs/etkinlik/çalışma yapılması taraftarıyım. “Evlilik” ifadesini aynı yatakta yatmaktan öteye geçmeyen bilgilerle oluşturacak kişilerin yuvalarından toplumu tehdit eden kişiler doğmaktadır. Evlenecek kişilerin önce belli bir şuur ve bilgiye ulaşması gerektiği unutulmamalıdır. Tabii bu çalışmaların yanında kişilerin kişilik kazanımlarına da yardımcı olmak gerekir. Kendisiyle barışık olmayan insanların ne kendilerine ne de kuracakları yuvalarına faydaları olmayacaktır. Bu tarz çalışmalar ekseninde yıkımlar biraz daha minimize edilmiş ve sağlam temellerle aile kurumu inşa edilmiş olur. Boşanmaların artmasının sebebini başka bir yerde aramaya gerek yoktur. Çünkü toplum olarak yaşadığımız yanlışlar maalesef bizleri bu çukura hep birlikte sürüklemektedir…

ZEYNEB BÜŞRA

Daha Fazlasını Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir