Sal. Oca 28th, 2020

Fikri olan herkes için …

Kültürel Birliktelik

6 min read
Muhittin Uymaz

Toplum: dünyanın yaratılışından bu yana bilimin daha doğrusu toplum ve tarih biliminin temel yapı taşıdır. İnsanların bir arada bulunma olayına toplum/topluluk denir. Sosyolojik bağlamda ele alırsak eğer bunu tabii ki belli değerler etrafında bir araya gelmiş farklı ve birbirinden bağımsız kültürlere sahip kültür toplulukları da vardır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi toplum belli bireylerin bir araya gelerek belli bir amaç doğrultusunda hareket etmesini amaçlayanlar tarafından meydana gelir.

Kültür ise bir milletin inandıkları ya da inanmadıklarının, yaşadıkları, yaşamayı benimsedikleri tüm olguların bir araya gelerek olaylar karşısında verdikleri tepkilerin tümüne denilebilir. Kültürlerin temel özellikleri ya da öğeleri vardır. Bunların başında dil sonrasında ise yaşam bicimi haline gelmiş adetler/geleneklerdir. Bunu dil ile kalıcı bir şekilde sonraki nesillere aktarmak için de edebiyata ihtiyaç vardır. Edebiyat bir toplumun ve kültürün var olması için en gerekli ve en ihtiyaç duyulan şeydir.  Bunu gerek dinî gerek örfî öğretilerle bir şekilde aktarma yoluna gidilmesi gerekir.

Kültürel birlikteliklerin sadece belli bir ırka ya da millete aidiyetle ortaya konulmasının istenmesi yanlış bir durumdur. Kültürel birlikteliklerin başında inanç gelmelidir. İslam kültürünün yüzlerce alt kültürünün birleştirici olguları ve inancı olduğundan ve bütün toplumsal kültürlerin hepsine aynı ölçüde ve değerde yaklaştığı için alt/üst kültür kavramını da kültürler arasında ortadan kaldırır.  

Kültürlerde toplumsal düzeni sağlayan inançlar ve kurallar vardır. Kendi kültürümüzden yola çıkarak örneklendirme yaparsak en başında şunlar gelir:

Yalan söylememek, aldatmamak, zulmetmemek, adaletsiz olmamak, küfür ve nahoş kelimeler kullanmamak, hırsızlık, yolsuzluk, adam kayırma vb…

Kültürlerin en önemli özelliklerinden biri de koyduğu norm/kural/yasa toplumsal düzeni sağlayıcı rol üstlenmesidir. Namaz kılmak ve oruç tutmak bir inanç gereği kişinin bizzat kendisi için yapması gereken şeydir. Ama aldatmak, adam kayırmak, adaletsiz davranma ve benzeri olayların olması sonucunda toplumsal düzenin sağlanması ve devam etmesi noktasında sorunlar meydana getireceği için yasaklanmıştır. Ve cezaî karşılığı da vardır toplumda.

Kültürel değerlerin ve öğretilerin, toplumsal olaylarda toplum düzenini bozacak her türlü davranıştan uzak durulması gerektirdiğini bilmemiz gerekir. Kültürel öğretilerin ve kuralların toplumun tamamını ilgilendirdiği için bir tür yasa şeklindedir.

Farklı milletlerin kültürleri, İslam inancı şemsiyesi altında birlikte yaşama ve hareket etme duygusuyla devam etmeleri her zaman güzel ve başarılı sonuçlar vermiştir. Tabi bu güzellikleri ortadan kaldırmak içim emperyalizm denilen olgunun ve medyanın da buna verdiği destekle maalesef üzülerek görüyoruz ki birçok kültürel değerlerimizi kaybetmiş bulunmaktayız. Bunların en başında tabii ki güvenmek, yardımlaşmak ve bir arada yaşama olgularıdır. Bunların tekrardan toplum içerisinde yeşermesi ve asıl hak ettiği yere gelmesi için toplum bireylerinin gerçek anlamda iyi okuması gerekmektedir.

Özelde ülkemiz genelde ise Orta Doğu denilen coğrafyanın ekseriyetinde yaşanan gerek siyasal gerek kültürel çatışmanın ana merkezinde birbirinden uzaklaşmış ortak kültürlere sahip insanlardır. Ülkemizde Doğu/Batı ya da Kürd/Türk farklı kültürlerin her ne kadar birbirinden uzak olduğu söylense de bizler binlerce yıldır burada birbirimizle yaşamış ve en önemlisi de ekseriyetle aynı dinin mensubu topluluklarız. Bizler kendi içerimizde fitne ve nefret tohumunu öldürebilirsek her alanda başarılı olacağız. Irkçılık ve toplumsal kutuplaştırmanın ne dinî ne de örfî hiçbir dayanağı yokken 1800’lü yıllarda çıkan Fransız Devriminden sonraki ırkçılık/ulus devlet projeleri maalesef birçok toplumu birbirinden uzaklaştırmıştır.

Toplumları ve kültürleri öğrenmemizin ve bilmemizin en büyük etkeni de edebiyat ve sanattır. Bu iki oluşumla hareket edip kaynaşmanın, öğrenmenin ve bir arada yaşamanın güzelliklerini fark etmek çok da uzak bir ihtimal değil aslında. Bundan belki 200 yıl önce yaşamış olsaydık çok farklı kültürel değerlerimizin olduğunu muhakkak biliyoruz. En başta kaybettiğimiz birlikte yaşama kültürü olan ümmet ruhunu diri tutmamızın gerekliliğini bilmek zorundayız. Bu sebepten ötürü de okumanın burada çok önemli olduğunu anlamak gerekiyor.

Okumak ve yazmak bir kültürün olmazsa olmazıdır. Bir kültür aktarılmak isteniyorsan bu ikisinden de faydalanmak gerekiyor düşüncesindeyim. Umar ve dua ederiz ki toplumsal gerçeklerin bir an önce sûni yapıların önüne geçmesini sağlamaktır.

Başta da dediğimiz gibi dil ve onun devamında edebiyat kültürlerin aktarılmasında en önemli iki kaynak ve yoldur. Dilin ve edebiyatın günlük siyasete alet edilmemesi gerekir. Dil ve edebiyat birleştirici unsurlar olması gerekiyor. Türkçe’nin olduğu kadar Kürdçe’nin de bu topraklarda olduğunu ve Türklerle Kürdlerin de bin yıldan fazladır küffara karşı savaştığını unutmamak gerekir. Belli temel kültürel öğeler dışında hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçek vardır ki o da Türk’ün ve Kürd’ün ortak kültür ve paydanın iki farklı kolu olduğu gerçeğidir.

Birlikte yaşama kültürümüzü kapitalist sistemin yapı taşlarından olan saçma sapan medya dizilerinden ve mevcut dönemi aktaran siyasetçilerden ziyade bilfiil birbirimizle kaynaşarak, sohbet ederek, birbirimizi anlayarak ve okuyarak idrak edebilme sonucuna varmamız bizleri en doğru tarafa götürür.

Yine bir siyasetçinin dediği gibi “Kürdler de insandır.” Aslında hepimiz insanız. Türkler, Kürdler, Araplar, Farslar, Romenler ve daha nicesi…

İnsan olmamızın verdiği durumla bizlerin yanlış yapabileceğini bilmemiz gerekir. Aksi durumda ortak payda olan İslam bizlere çözüm değil sorun çıkartır. Çünkü herkes kendi tarafından yorumlamaya kalkarsa kendine göre bir İslam seçer. İslam dininin en güçlü dayanağı ve yasalarının olduğu kitap Kur’an-ı Kerim bizlere herhangi bir ırka ya da partiye mensubiyeti zorunlu kılmıyor. Herkes kendi ırkı üzere zaten doğuyor. Kişinin yaşamında edindiği fikir ve dünya görüşüne göre de kendi çizgisini ve istediği siyasî fikri benimsemesi onun özgür iradesine bağlıdır. Bizim ise onun kararına saygı duymamız toplumsal ahlak çerçevesinde yapmamız gereken şeydir. Kişisel olarak namaz kılmak, oruç, hac ve İslam dinine inanmak dışında kişiye çok az direkt emir vardır.

İnsanlar ilk çağlardan ya da yaratılışından bu yana tek başına değil birileriyle hep var olmuşlardır. Yani bir insan kalkıp da ben tek başıma bir aile, mezra, köy, kasaba, ilçe, toplum, halk ve millet sonrasında devlet kuracağım diyemez. Topluluklar ya bir kültürün ya da bir işin ortak paydası olarak bir araya gelirler. İş paydası etrafında bir araya gelenlerin ekseriyeti o iş görev ve dağılımı bittikten sonra dağılırlar. Ama kültürel bağlarla bir arada duran insanlar böyle midir? Tabii ki değildir. O sebeple birlikte yaşamamızı ihtiyaç bilip sevmeyi seçelim…

Kültürel birliktelikler nasıl oluyor sorusunu da detaylı bir şekilde anlatmaktan ziyade yüzeysel ve örneklendirme yöntemiyle anlatmak isterim. 

Kur’an-ı Kerim’in insanlara emir olarak bir de toplumsal tarafı vardır. Çünkü Kur’an-ı Kerim sadece kişinin nasıl ibadet etmesini anlatmak için indirilen bir kitap değildir. Toplumsal düzeni sağlayıcı rolü daha büyüktür.  Adalet, ahlak, yalan söylememek, faize bulaşmamak, aldatmamak, ticarette hile yapmamak gibi birçok emirleri vardır.

Bunları idrak edebilme ve yaşama şuuruyla Allah’a emanet olun…

Muhittin Uymaz

Foto: Mehmet Kazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gözden Kaçırdıkların