Sal. Oca 28th, 2020

Fikri olan herkes için …

LGS ve TYT MARATONUNDA EBEVEYN 1

6 min read

Küçük bir can; ağlayan, acıkan, hastalanan, yeni yeni öğrenen bir varlık. Küçücük bir bedenin büyümesine şahitlik eden kadın ve erkek. Ne muhteşem bir olgu! Kendine bakamayan bir varlığın düşünen, başaran ve eleştiren bir varlığa dönüşmesidir, insanın büyümesi. Büyümekle birlikte yetiştirmenin önemli olduğu noktası da akıldan çıkarılmamalıdır.

Bu şekil düşününce nasıl da harika bir iş yaptığımız ortaya çıkıyor değil mi? Hele de onlarla birlikte öğrenmek ve onların öğrenmelerine, başarılarına şahitlik etmek çok güzel. Tabii her şeyde olduğu gibi görebilene…

Veli toplantısında işittiğim ve günlerce kafamda yorduğum “Eğer çocuklarınızı her sabah öperek okula yollarsanız onlar dışarıda sevgi arayışına girmezler. Gelmesi gereken aşk da sevgi de vaktinde gelir.” cümlesini sanırım unutuyoruz bu koşuşturmanın içinde. Eskilerin ifadesiyle “Biz ergenlik bilmedik.” ifadesi sanıyorum öğretmenimizin cümlesinde saklı.

Biz ebeveynlerin üzerindeki çalışma yükü arttıkça asıl sevmemiz gerek evlatlarımızı daha az sever oluyoruz. Hatta girecekleri sınavları onlardan daha çok önemsiyoruz. Bu durum çocukların zihninde değersizlik ve sevgisiz olayına kapı açtığı için ‘başarısızlık’ la birlikte birleşen bu durum evlatları daha agresif ve gergin hâle getiriyor. Zaten girilmesi gereken sınavlar, kazanılması gereken okul bursları, yapılması gereken yazılılar hayatın olumsuz tarafıyla karşılıyor küçücük yürekleri. Ve yaşanan ERGENLİK durumları kaçınılmaz oluyor!

Sınavların önemsiz olduğu ifade edilse çocuğun motivasyonu düşüyor; önemli olduğu sürekli vurgulansa çocuklarda aşırı kaygı bozukluğu gözleniyor. İki arada bir derede kalmış anne ve babalar. Türkiye şartlarında büyüyen bir çocuğun olmazsa olmazı sınavlar ama bu kaygıyı düşürme görevi de ne yazık ki ebeveynlere düşüyor.

Nasıl olduğuna bakmaya çalışalım bir taraftan:

Okuma oranlarının yükselmesi için birçok projeler yapılıyor. Evet, bazıları reklam amaçlı olsa da kitap okuma çalışmaları yerinde ve desteklenmesi gereken çalışmalardan. Bu noktada şöyle bir sıkıntı çıkıyor ki bunu ne öğretmenler ne de veliler fark edebiliyor. Çocuğun kelime hazinesine hiçbir şey katmayacak çalakalem yazılmış kitapların okunması büyük bir handikap olarak bekliyor bizleri. Sınav maratonuna gelen öğrencilerin çok basit kelime ve deyim anlamlarını bilmediklerini görünce dehşete düşüyor insan. Kendi kendinize ya bu çocuk hiç kitap okumamış ya da aile içinde veya çevresinde mecazlı ifadelerle ilgili hiçbir konuşmaya şahit olmamış, diyorsunuz.  Okullara gönderilen kitapların incelenmesinde veya sınıf kütüphanelerinin oluşturulması sırasında öğretmenlere önemli görevler düşüyor. Piyasada her kitap satılabilir ama biz eğitimcilerin bu konuda daha dikkatli olması gerekiyor.

Yorumlama gücü düşük çocuklar yetiştiriyoruz. Ya da diğer bir ifadeyle kriz anını yönetemeyen, hızlı düşünemeyen, mekanik çocuklar desek sanırım yerinde bir ifade olacak. Diyeceksiniz okullarda birçok proje yapılıyor, olimpiyatlar yapılıyor, dediğinizi duyar gibiyim. Bu projeler bir öncekinin benzeri veya kopyasıysa öğrenciye bir şey kazandırır mı? Peki, projeye dâhil etmediğimiz diğer öğrencilerin hiç mi olumlu ve öne çıkan bir yönü yok da sadece belli öğrencilere fırsat tanınıyor? İşte bir şeyleri yaparken yapamadığımız işlerle görmediğimiz yıkımlara yol açıyoruz eğitim camiası olarak. Bu da öğrencilerdeki ‘ben hiçbir şey yapamam’ düşüncesini kamçılıyor maalesef. 8. sınıfa veya 12. sınıfa gelmiş bir öğrenciden de başarı bekliyoruz.

Geçtiğimiz günlerde bir paylaşım yapan öğretmen arkadaşım çok güzel bir ifade kullandı paylaşımında:

“Elimde yazma bir eser var para ile ölçülemez.” diye. Öğrencisinin kâğıtları birleştirerek yazdığı bir kitaptı yaptığı paylaşım. İnşallah, basılmış bir kitap hâline gelmiş olanını da görürüz, diyerek içimden geçirdim. Ve sevindim bir öğretmen olarak.

Okullar çocuğunuza ‘hedef’ gösteremiyorsa anne ve baba olarak hedefi bizlerin göstermesi gerekiyor. Diyeceksiniz dersleri öğretmenlerden öğrenmesi gerekir ya da öğretmen dersini sevdirmelidir. Hedefi de onun vermesi gerekir. Evet, bu noktada haklısınız. Maalesef ki öğrenciyi hayata hazırlayamayan eğitim sistemimiz öğretmen seçiminde de sınav usulü yaptığı için öğrenciyi bile sevmeyen  ‘öğretmeyen’leri öğretmen olarak getiriyor karşımıza. Bu da öğrencinin okuldan ve derslerden soğumasına yol açıyor. Sonrasında ben dersimi anlattım, diyerek temizliyor vicdanını o kişiler. Kendi öğrencilik hayatıma baktığım zaman matematikten soğumamın en büyük sebebi 6. sınıftaki matematik dersine giren öğretmenimdi. Ve ben matematiği yine bir matematik öğretmeninden sevdim ve üniversiteye eşit ağırlık bölümünden girdim. İyi bir sözelciğimdir ama matematik sorularını da affetmem. İşte benim durumumda olan yüzlerce öğrencimiz mevcut sınav maratonunda koşturan. Bu noktaları göz önünde tutunca sürekli başarısızlık yaşayan öğrencinin belli bir başarı doygunluğuna gelmesi gerekir. Kaçırdığı noktaları en baştan anne ve babaların fark ederek yol alması lazımdır. Onları sürekli derslere itmek derslerine yardımcı olmak demek değildir.  Onlara basit şeylerden zora doğru yapabildiklerini göstererek o başarıyı onlara tattırmak gerekir. Matematik dersinde kesirlerde toplamayı anlamamış bir öğrenci sanıyorum kesirlerde bölme işlemini yapamayacaktır. “Eve gelen çocuğa okul nasıl geçti?” sorusunun yanına “Neler öğrendin?” diyerek ikinci bir soru sorsak anladığı veya anlamadığı noktalar ortaya çıkacak zannımca. Ve bizler temel olarak 5. ve 6. sınıfı sağlam temellerle çıkarsak üniversite hazırlığa sağlam bir temelle başlamış oluruz. O vakit isim tamlamalarını, sıfatları, zamirleri, denklemleri, sindirimi, boşaltım sistemini… Bilmeyen çocuğumuz olmayacaktır diye düşünüyorum.

Yeni sınav sisteminin getirdiği ‘yeni nesil’ soru problemi de yaşanan en büyük sorunlardan biri. Hızlı işlem yeteneğine daha ulaşamamış öğrenciden hem analitik düşünmeyi hem de hızlı işlem yapmayı istemek LGS öğrencisini hepten derslere ve sınavlara küstürmektedir. Bunun yanı sıra analitik düşünmeye alıştırılmamış öğretmenlerden analitik düşünmeye sahip öğrenci yetiştirmesi istenmesi zaten eğitim sistemimizin ne kadar kopuk olduğunu bizlere göstermekte. Belki de bu sebeplerden dolayı ‘ben yapamam’larla liseye geçen öğrenci lise derslerine 1-0 yenik başlıyor. İşte burada iş yine anne ve babalara düşüyor şöyle ki:

Öğrenilen konular evde dikkatle takip edilmelidir. Öğrenilmeden geçilmiş hiçbir noktanın olmaması gerekir. Öğrenci derste o kadar basit noktalarla dersi kaçırır ki bu sebeplere evde gülersiniz. Tuvalete gitmiştir konu kaçar, tahta yansıma yapmıştır konu kaçar, arkadaşı arkadan konuşmuştur konu kaçar… Ve bunun gibi daha pek çok gereksiz sebep öğrenmeye engel teşkil eder. 6 ve 7. Sınıfta hızlı işlem yeteneğinin arttırılması için belli test kitapları çözdürerek yola devam etmek en sağlam yöntemdir. Okulda zaten öğretmen test ödevi veriyor, diyerek yükü tamamen okula atmamız durumunda çocuğun kaçırdığı eksik parçayı tespit etmemiz zorlaşacaktır.  Zor sorulardan oluşmuş test kitaplarından da başlamamak çocuğun ‘yapabildim’ düşüncesini kamçılaması noktasından önem arz etmektedir.

Bu çalışmaların yanı sıra günlük çözdürülen paragraf soruları da öğrencinin anlama yeteneğini geliştirecek, mekanik dünyasından onu uzaklaştıracaktır. Hatta bir gün paragraf bir gün mantık-muhakeme soruları şeklinde yapılacak çalışmalar çocuğun okuma, anlama ve hızlı düşünme noktalarına fayda sağlayacaktır…

Ayşegül Maltepe

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gözden Kaçırdıkların