Sal. Oca 28th, 2020

Fikri olan herkes için …

Yaşanmışlıkların Merdiveni

3 min read

Yalnız, çıplak ve ağlayarak gelinen bir dünya… Bilinmeyen bir âleme merhaba! Bırakılan âlem çok mu güzeldi ki isteksiz bir geliş hâkimdi, sanki! Ağlayarak ve mecbur gelişle açılan gözlerin yaşlarını silecek olanın kokusuyla “evet” denilmiş olabilir miydi bu dünyaya?

Adına “Dünya” denilmiş bir rüya âlemine hoş geldin, derler ya… İşte onun gibi.

Gelirken sen ağlarsın gittiğinde geride bıraktıkların ağlar. Eğer yüreklere sevgi fidanlarını dikebilmiş isen.

    Sen, hayaller kurmadan senin adına ne hayaller kurulur bu dünyada. Hepsi senin mutlu olman içindir. Ya da öyle sanılmıştır.

   Her ebeveyn evlatları için yaşadıklarını söyler, söylemekle beraber onların geleceği için çalışır durur. Evlat, annenin ve babanın ortak nefesidir. Dünya hayatını iyi yaşasınlar diye, neler yapılmaz ki…

    “Ben yaşamadım evlatlarım yaşasın.” ifadeleri dilin zikrinde dönerdurur.

Yaşanmamış hayatın hayalinde büyütülen evlatlar…Ya da ateşin ortasına atılan ‘Canlar’.

 Okuyup adam -cinsiyet değildir,şahsiyettir istenen- olsun istekleri…

   Makamlar…

   Mevkiler…

   Meslekler…

Evladın olması istenen hevesler ve istekler asıl olması gereken midir düşünülmez.

      Okumak; sonsuz bir dünya âleminde dolaşmaktır aslında. Her bir bilgi insanın hayatına bir tuğla koyar. Koyar mı sahiden? Gereksiz bilgiler de mi bir tuğladır?

Evet, gereksiz bilgiler de doğru bilgilerin sağlamasını yapar bu hayatta.

   Lakin okumak denilince akla sadece dünya hayatını kazanmak için okulların ve sıraların aşındırılması olmamalıdır.

   Dünya hayatı, inanç sahibi insanların gelip misafir olduğu, içinde kazandıklarını ebedi bir hayatın soru ve cevaplarına yatırım yaptıkları bir zaman dilimidir ve bunu da daima insanın hatırından çıkarmaması gereken bir olgudur, yaşam.

      Düşünsenize, çok zengin bir ailenin evinde misafirsiniz. Ev çok güzel döşenmiş. Tam da hayalindeki bir yaşam… Lakin sana ait değil!

 Kendi evinize dönüp etrafınıza baktığınızda;

“Keşke benim de evim ve hayatım böyle güzel olsaydı…” demez miyiz?

    Dünyadan gelip geçiliyor… Bir otobüsten hızla geçerken etrafı seyretmek gibi…

Ya da bir uçaktan aşağıdaki şehre hayran hayran bakılması gibi desek olur mu?

Varılacak yere gidince elde kalan sadece yaşanılan o anların, zihinlerde bıraktığı tebessüm olarak kalacaktır.  

Baki bir yaşam için fani bir hayatı tercih etmek ne büyük ahmaklıktır! Başka bir ifadeyle “Bitmeyen bir sevdayı, heveslik bir aşka tercih etmek.” desek tam yerine oturan bir cümle olmaz mı?

Cana nefes olan evlatlar için yaşanılıyorsa, baki hayatları için de çalışılmalıdır. Her kitap bir bilgi veriyor ise en değerli kitap niçin okunmaz ki? Bu noktada ‘okumak’ denilince  ‘anlamak’ da gelmeli akla.

Okuduğunu anlamayan neslin kurbanı olan ‘Canlar’ şimdi aksak bir hayatı yaşamak üzere çukurlar ile dolu sokaklarda, cambazlık yaparak koşuyor ortalıkta.

   Eyvahlar olsun!

Çukurlara düşmemek çok zor burada!

    Sevmek öğrenilmedi, saygı ise anlaşılmadı; özgürlük kendi şahsına münhasır sanıldı.

Bu garip dünyada fani ile baki yer değiştirdi. Fani dünya (ûla) ebedi, baki ahiret hayatı (son ikamet yeri) ise gelmeyecek gibi yaşandı.

Öğrenilen ilmin değeri, yaşanılan ûla âleminde sonsuz ikameti kazananındır.

Saygı ve sevgilerimle

Tülay Demircan Koyuncu

Daha Fazlasını Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gözden Kaçırdıkların