Paz. Tem 12th, 2020

Fikri olan herkes için …

O Bir Tarihti

4 min read

Al kapı dediğimiz koca kapıdan girince yokuş yukarı biraz tırmanmak gerekirdi. Evin geniş avlusuna geldiğinde sağ tarafta bulunan bahçe çitlerle çevrili idi. Ve kocaman bir dut ağacı vardı. O ağacın dibindeki çeşmeden sanki kanunmuş gibi içmeden eve çıkılmazdı. Adeta o yokuş çok yoruyormuş gibi.
           Taş zemin üzerine oturtulmuş tahta merdiven, pencerenin önünden geçerek köşe uzanıyordu. Artık ayakları söz dinlemeyen dedem, hep o pencerenin önündeki divana oturur, ezan dinler, asalarla camiye gider gelirdi.  Geleni gideni seyreder, namaz kılar, tespih çekerdi. Her vardığımda mutlaka pencereden biraz takılır, orada azıcık konuşur sonra içeriye girerdik. Tabi namaz kılmıyorsa. Çünkü çoğu zaman namaz kılıyor olurdu. El işinde geçirdiğimiz namazları ödüyorum kızım derdi sorunca da.
          Ah ah. Dedeciğim benim. Eli bol, yüreği geniş, sofrası dopdolu, yüzünden gülücüğü hiç eksik olmayan, sevecen dedem benim. Tabi hayat arkadaşı ninem de aşağı kalır değildi hani.
            Bayramlar bayramdı onlar yaşarken. Gitmek için sadece bizlerin değil, herkesin can attığı bir evdi onların evi. Görüşmek için can atılan biri olmak gibisi var mı. Özlenen, aranan, sevilen olmak başka bir şey. Koca yürekli olmak.  Tıpkı dedem gibi.


            Dedem sesiyle, mertliğiyle, insan canlısı olmasıyla, yardımseverliğiyle, adaletli oluşu ve  ileri görüşlülüğüyle tanınan, asil bir insandı. Kör Abdullah denildiğinde eskilerden pek tanımayan çıkmaz herhalde. Davudî sesi dillere destandı. Koca yürekli insan.
             Onlar örnek bir aile idi. Ninem dedemin bir dediğini iki etmez, dedem de onu hiç üzmezdi. Sanırsın Efendimizin kördüğümü dedemin göğsündeydi sanki. Bildiğim kadarıyla onlar hiç kavga etmezlerdi. Ediyorlardıysa da ben kavga ederken hiç görmedim. Demek ki eğitimi çok iyi biliyorlardı. Çocukların yanında nasıl davranacaklarını, gelenin yanında nasıl davranılmalı çözmüşlerdi onlar. Edep, ahlak timsali örnek insanlardı. Ender bir yaşantıydı onlarınkisi
          Dedemle ninem yedirip içirmeyi çok seven, geleneklerine bağlı, hayır ve hasenat noktasında bonkör insanlardı.
         O dönemlerde karma tarhana çok meşhurdu. Kazan kazan tarhanalar karılır, bütün köylü istisnasız çağrılır, sini sini sofralar çıkarılırdı. Haa sini de bol değil hani. Mahalleden sini, çatal falan toplanırdı. Mahalleden toplandığı için karışmasın diye siniler boyalı olurdu. Keza çatal kaşık ta öyle. Sonra kocaman tepsi dolusu tarhana çimdiklenir, üzerine sarmısaklı bolca yoğurt dökülür, olmazsa olmaz nane ile süslenir, siniyle misafirlerin önüne koyulurdu. Çatal yetmeyenlerde, çalı dediğimiz ağacın dallarından çatal yapardı kendine. Tabi yağlı olmazsa olmazıdır sofranın. Ninem rahmetli Karapınar usulü dedikleri gibi yapardı yağlıyı. Tepsi büyüğü küçük sini gibi kapları vardı. Bazen de lenger dedikleri demir kaplar. Lengerler genelde kapama yapmak için kullansalar da tarhana zamanı yağlı yapmak içinde kullanırlardı. Ninem, pişen tarhana hamurunu iyice döveç dediğimiz ağaçtan aparatla iyice eze eze yapardı yağlıyı. Yağlıdan sonra tekrar az da olsa yoğurtlu şart tabi. Yoksa yağlı dokunur. Hele üşüttüysen.
            Dedem aile içi uyumda yorumsuzdu. Tüm çocuklarıyla uyum içinde, sorunsuz bir yaşantısı vardı. Sevgi dolu yüreği, hoşgörüsünü çevresine de taşırıyordu. Bayramlar gerçek bir bayramdı onun evinde. Bayrama bir hafta kala başlardı hazırlıklar. Temizlik yapılır, bacalar beyaz toprakla sıvanır, tahta merdivenler tellerle ovulup parlatılır, camlar silinip, duvarlar kireçle badanalanırdı. Sini sini baklavalar açılır, tatlılar, lokumlar, bisküviler, şekerler alınırdı.
            Arife günü gelip çattı mı, her zamanki gibi hatta sabah daha da erkenden kalkıp pişi hamuru yaparlar, yemek tencereleri sarma ve dolmalarla doldururdu. Tabi yengemizin de hakkını yememek lazım. O da bütün  bu işlerin baş aşçısı. Eli oldukça lezzetliydi. Ne yapsa parmaklarını yiyecek kadar lezzetli olurdu. Yengemle ninem, leğen leğen pişi yaparlardı.
         Ninemle dedem bayrama gelen hemen hemen  herkese sofra koymaya çalışırlardı. Hatırladığım kadarıyla bayram gezmesine gidecek olan insanların, öğle ve akşam yemeği için gidecekleri adresleri belliydi.
        Bayramlarda o zaman gezmelerde güzeldi. Dedem ölene kadar bu gelenek devam etti. Dedemin vefatından sonrada sanırım ninem  bu güzel geleneği sürdürdü. Ama şimdi büyüklerimizle beraber hepsi bitti. Ama dedemle ninemin uyumu, birbirlerine saygıları, sevgileri, çocukların yanlarındaki tutumları ve ahlakları miras kaldı.
           Öyle zannediyorum ki Kör Abdullah denilince herkesin aklına iyilik ve güzellik geliyordur. Bide davudî sesi tabi. Hiç kimse hakkında kötü söyleyebilecekleri bir anıları yoktur diye düşünüyorum. Allah rahmet eylesin. Ruhlarına Fatihalar olsun inşallah.


                              Ümmü Gülsüm Hasyıldırım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir