Yazarlar Ayıcıklı Kurabiye Yapabilirler mi?

0
189

Evet, yazarlar neler yapabilir, neler yapabilir? Neler yapamazlar ki… Gerçek dünyadan sıkılıp kendi dünyalarında uçurtma uçurup dağlara tırmanabilir. Dünyada olmayan çiçek ve böceğin adını sadece o bilebilir. Çocukların yüzünü güldürmek için kelimelerin sırlı anahtarını açabilir.

Kara bulutların toplandığı gökyüzünü bir anda sulu boya renklerine boyayabilirken aralarına pastel boyalarla kuş bile çizebilir. Yolunu kaybetmiş her varlığa yardım edebilir. Kurda yakalanmasın diye kırmızı başlıklı kızı başka bir yoldan götürebildiği gibi Nasrettin Hoca’ yı eşeğe düz bindirebilir. Hele de o maya tutmayan gölü yoğurt yapabilir. Kimsesiz ve evsiz kalmasın diye ev yapmanın zor olduğu bu zamanda herkese ev yapabilir, bir çırpıda dünyalar kadar yemek pişirebilir. Yelkovanla akrep arasında bir sürü iş halledebilir. Kelimelerin ahenkli uyumu ile olmayacak birçok şeyi bir anda mümkün yapıverir.

Okurlarına yazdıklarıyla bir yol çizdirtip onun güzel işler yapmasına yardımcı olduysa ondan mutlusu yoktur, bu hayatta. Söylenmemişi söyleme gayretinde olan her yazar iyiyi ve güzeli anlatmaya uğraş verir. Kelimeleriyle, okuruna kurduğu dünyanın olabilirliğini anlatır. Anlattıkça daha da güzelliklere ulaşır.

Hiç mi kötü şeyler anlatmaz yazar? Ya da hiç mi üzmez okuyucularını? Elbette ki üzer ama yazdıklarının nasıl düzeleceğini ya da düzelmesi gerektiğini de anlatır. Toplumun göremediğini gösterir onlara. Zamanın nasıl yaşanması gerektiğini de… Her zaman pamuk şekeri anlatmaz belki pamuk şekeri elinden alınan çocuklar olmasın diye başlar yazmaya. Gözyaşı döken ana kalmasın diye çabalar. Çocuklar, babasız kalmasın diye çırpınır.

Yazarların bu kadar uğraşına karşı insan da bir o kadar bozmaya ve yok etmeye odaklıdır işte. Çünkü yazarların kurmaya çalıştığı güzel bir dünya inşasıyla uğraşmak yerine kendi dünyalarının inşası ile uğraşırlar. Kendileri için uğraşırken acı ve sıkıntı çekeni görmez insan.  Yazarların ilmik ilmik ördüğü danteli sökmek veya tahrip etmekte oldukça ustadır. Yazarların okurlarının kulağına kaçırdığı kar suyunu çıkarmak için uğraşır ve böylece yetişecek güzel insanların önüne de set oluverir. Bundan yani dökmekten, yıkmaktan, üzmekten bile mutlu olabilir hayatın içindeki insan. Dikilen bütün çiçekleri kökünden kopararak beton yığını dikmeye odaklanır. Bir beton, iki beton, üç beton… derken daha çok beton ister. İstedikçe istekleri ve harcamaları bitmez.

Yazarlar bir yeri düzeltmeye uğraşırken insanoğlu da yapılanları görmemeye uğraş verir. Düzeltmenin zorluğu karşısında yıkımın o kadar kolay olması kahretmez mi, insanı? Bir o kadar da kötü olmanın kolaylığı karşısında iyi olmak için koşturan insan olmanın zorlu ise tarifi yapılamaz bir acı. Belki de bu acı güzelin zahmetli oluşundan gizlidir. Tabii görebilene…

Ayıcıklı kurabiye yapmak kolaydır ama kurabiyeyi verdiğimiz insandan nankörlük görebilme ihtimalini akılda tutmaktır bizim şiarımız. Ve belki de insana en fazla dokunandır gördüğü nankörlükler… İlginç olansa yazar yaşayacağı ya da yaşama ihtimali olan nankörlüğün üzerinde durmaz. Onu bu kadar beklentisiz yapan şeyin bilinmesini dahi istemeyecek kadar yüce ruhludur. Sevebildiği her canlıya aynı uzaklıktadır yazar. Tabii hakiki yazar olgunluğuna ulaşabildiyse.

Dileriz kalemi eline alan her insan yazar olma hevesine kapılmaz. Gurur, kibir, bencillik gibi kötü olan hasletler onun kapısını çalsa da o,  o kapıyı açmamayı iyi bilmelidir. Doğru bildiği yolda yanlışı ayırt etmeyi bilmelidir. İki kelimeyi bir araya getirdim diye Cahit Zarifoğlu olduğunu sananların vayy hâline!

Ayşegül Maltepe

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here