Bir Damla…

0
224

   Duygunun en mahzun ifadesi olan gözyaşı ne büyük nimettir. Dilin biriktirdikleri, söyleyemedikleri; kalbin duyulmayan inleyişleri, sitemleri, serzenişleri bir damlayla çıkıverir buğulu pınarlardan. Geri gelmeyecek tüm anılar,yarım  kalan masallar, içini yakan insanlar, hasret kalınan duygular hüznün oluklarından süzülüp uzaklaşır uzaklaşabildiği kadar.

      Kimi zaman hiç beklenmedik anlarda kimi zaman en içten mutluluklarda kimi zaman  bir girdabın çığlıklarında… Yer mekan fark etmiyor duygular kabardığında. Tıpkı çağlayan bir ırmağın önündeki setin iflah olmayıp taşması gibidir duygunun seli. Duygusal deriz ya. İşte salınmış bir duygunun ta kendisidir, kabına sığmayan duyguların yaşlarla salınımdır gözyaşı.

       Bazen bir ateşe düşer, kül eder; bazen kedere düşer gül eder. Hele bir de ötelere sevdalı yüreklerden taşarsa, ilahi sevginin ilhamıyla coşarsa, kırık gönüllerin tasından sızarsa nefsin tüm zehrini söker atar, zahirdeki zehri bal edip akar gözyaşı. Mevlana’nın Mesnevi’de dediği gibi, “Kul ağladı mı rahmet denizi dalgalanır. Dal ağlayan buluttan yeşerir. Mum ağladıkça aydınlık artar.” Belki de uhrevi hislerle akan bir damla gözyaşı olacaktır insanı cehennemden uzaklaştıran. İnancın sığınağıdır, tesellisidir, dayanağıdır gözyaşı…

      Bazen hafif bir tebessüme bırakır dudaklarda yerini. Bazen bir iç çekişle doldurur benliğini. Bir buruklukla başlar, ferahlık gelir devamında… O yüzden tutma, sal gözyaşını. İncinmemek çok zor bu dünya zindanında. Oysaki incitilmek ne kadar kolay oldu. Anlayışsızca, duygusuzca, acımasızca, zalimce derken derecesi giderek artmakta. Üstelik incitmektense incinmeye razı olduysan bir defa incinir tepeden tırnağa tüm hücrelerin, incinir de ses etmez sabredersin. Susarsın ve bilirsin ki karanlıkta kara karıncanın bile ayak sesini duyan gören bilen biri var sonsuzlukta. Onun merhametine sığınıp beklersin. Rahmetinden umudunu kesmezsin. Öğrenmişsindir kalp kırmanın kırılmaktan daha acı sonuçları olduğunu; çünkü kalp kırmanın Kâbe’yi yetmiş defa yıkmaktan daha büyük günah olduğunu söyleyen bir insanlık abidesi örneği vardır hayatında. İncindi mi yüreğin, kırıldı mı kolun kanadın, karanlıklarda mı kaldın?  O zaman aç ellerini semaya, bırak buğulu pınarların hüznü aksın. Sisli havaya, pusudaki tuzağa aldırmadan sal gözyaşlarını. Islatsın alnının değdiği en özel buluşma yerini.

       Vefandan olsun sebebi cefandan değil. Duan olsun gözlerinden akanlar sitemin değil. Ümidin olsun yılgınlığın değil. Vuslatın olsun gurbetin değil. Dağlanmış yüreğinin yaralarına sürdüğün merhemin olsun, içinde kalıp atamadığın zehrin değil. Gücün olsun güçsüzlüğün değil. Ve sonunda arınman var olman parlaman olsun, bulanman yıkılman saklanman değil…

      Değil mi ki o yaşlar ılık ılık akarken gözlerden, aslında ne güzel rahmet kapıları açılmıştır göklerden. Kalbinin en kuytu yerinden köpüren hislerini, insanlığın emaresini fısıldar anlayana. İnsan olmayı unutanlara, kalbini taşlaştıranlara, kirlenmiş ruhlara, nefsine esir olup kaybolanlara ve vicdanını kaybedenlere utanç salar mı bilinmez ama dokunur ruhun bam teline… O zaman bırakalım aksın, yıkasın temizlesin gözyaşları insanlığa sürülen lekeleri. Haksızlığa uğrayan mazlumların,  gülüşleri çalınan masum çocukların, geçmişi unutturulan geleceği elinden alınan umutsuzların gönlünde yeniden çiçekler açtırsın. Sulayıp bahçelere baharı getirsin. O zaman sal gözyaşlarını aksın, aksın Arşı Alaya ulaşsın…

Şaziye Acar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here