Yarım Yamalak

1
361

Burnumuzun direği sızlaya sızlaya ettiğimiz dualarımız. İşlediğimiz günahlar karşısında, Allah’tan bir şey istemeye yüzümün olmaması. Günahlarımdan kaçtıkça, Allah’a tekrar sığınmam. Bir parça şefkat bir parça umut adına, ne çok beklediğim o cami avluları.

Ne diyordu Necip Fazıl:

“Zift dolu gözlerde karanlık kat kat Yalnız seccâdemin yüzünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz mâdem;

Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!”

Gözyaşlarımın; içimde lal olup kesilmesi, boğazımda düğüm olan hıçkırığım… Yanıyorum Allah’ım içim yanıyor. Kalbimi çıkartıp göğsümün kafesinden buza soksam diner mi? Bu yangın! Yunus gibi 20 yıl odun taşısam biter mi bu çile?

Sabah namazıyla çıkmıştım yurttan. Essalatu hayrun minen nevm (namaz uykudan daha hayırlıdır). Ölü gibi herkes bir gram ses yok. Sesimi duyacak bir ses yok, herkes ölü gibi. Yok!

O saatte bir kızın Zonguldak gibi bir yer de dışarı çıkması zor. Gizlice kaçtığım anlaşılmasın diye nasıl hırsız edasıyla sıvışıyorum kapıdan. Kapıdan çıkar çıkmaz o koku. Kömür kokusu. Kara şehrin kendine has kara elmasının kokusu. Ne çok seviyorum bu kokuyu.

Bir nisan günü kerahet vakti çiçeğim ile konuşmak için camı açtığımda, tatlı bir bahar rüzgârının yüzüme buse kondurup, bu kokuyu burnuma getirmişti. Bu koku bana hayalini kurduğum bahar gününü hatırlatıyor her seferinde. Bir kokunun insanda ne kadar tesiri olur. Ah bunu bir tek… İşte böyle! Yarım cümleler kurduğuma bakma! Beni kimse anlamaz, içime konuşurum ben.

Koşa koşa merkez camiye girdim. Kadınlar bölümünde kimse yok. Bir tek ben ve bir tek o. İçimdeki o. İkimiz bir olduk o güzel sesle namazımızı kıldık. Dua ederken yüzümden ince sızı halinde akan yaşlara engel olamadım.

Ağlamak;ağladıkça sanki tüm günahlarımdan arınıyormuşum gibi, sanki tüm ruhumun abdest alıp kıyama duruyormuşum gibi.

Camiden çıkıp sahile indim. Daha kahvehaneler açılmamış. Bir bankın üzerine oturup yüzüme çarpan kara şehrin soğuk rüzgarlarıyla ruhumun dans etmesini izledim. Denizin içinde karabataklar bir görünüp bir kaybolurken yanıma bir köpek geldi.

Bir anda, bu köpek Leylamın şehrinden gelmiştir diye gözlerinden öpen Kays gibi olmuştum. Sevdim köpeği. İşimden köpeğe sarılıp hıçkırıklarla ağlamakta geliyordu.

Yalnızdım, çok yalnızdım. Kimsenin beni anlamadığı bu şehirde insanların boş boş konuşmaları beni tatmin etmiyordu. Kendilerine ait tek bir cümle yok. Oradan buradan öğrendikleri cümlelerle caka atıp olmadıkları gibi görünmeyi seviyorlardı. Hepsi sosyal duyarlı ama bir yetim başı okşayanı görmedim. İnsanların bu iki yüzlülükleri beni kendi insanlığımdan soğutmuştu. Sözde hep yanımdaymış gibiler ama derdimle dertlenen kim var?

Yavaş yavaş kahvehaneler açılmış, simitçinin sesi geliyordu. Ah ne meşhur buranın simidi… Gevrek gevrek yerken ağzıma dolan susamlar nasıl suratımda tebessüm bırakıyor. Bir simit aldım ileri ki büfeden de gazete. Gittim oturdum her zaman ki masama. Kendime büyük büyük boy çay istedim. Küçükken babam kendine büyük bana küçük boy çay bardağında çay isterdi. E şimdi bende büyüdüm yetmemiş bir de…

Neyse, işte öyle…

Usta çayı masaya koyduğunda artistlik olsun diye bende kesme şekerleri tepsiye bıraktım. Biliyorsunuz eğer çayı demli ve şekersiz içiyorsanız bunun havası atılmalıydı. Simidi ortadan ikiye ayırmış bir parçasını koparıp ağzıma atacağım sırada küçük, kirli bir el bana uzandı.

– Abla para

– İçimden ablan sana kurban olsun da sadece küçük çay alabileceğim yani 0,75 krş. bir para kalmıştı cebimde. Otur karşıma dedim. Öyle masum öyle güzeldi ki kirli suratı ve sümüklü burnu aslında onu daha da tatlı kılıyordu…

Küçük bardakta çayı gelmişti simidimin yarısını ona vermiş iki kişilik deniz manzarası karşısında yar aç yarı tok güzel bir kahvaltı yapmıştık. Hem de 5 liraya.

Kahvaltımız bitmiş vedalaştık, ben gazetemi katlayıp koltuğumun altına alıp şapkamı başıma geçirmiştim, ellerim ceplerimde yurda doğru yürümeye başlamıştım. Köprünün altında rızkını aramak için tezgâhını açan köylülerle selamlaşıp yurttan içeri girdim.

Yurt; ölü gibi sessiz yurt. Çok bağırışın, çağırışın olduğu ama kimsenin sesinin çıkmadığı yurt.

Sinem Özkan

1 YORUM

  1. Bir hikayeyi en iyi şekliyle anlatan kısa film gibi bir yazı. Dokunaklı, anlamlı duygulandırırken tebessüm ettiren bir yazı olmuş. Kalemine yüreğine sağlık…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here