Çağ Bozumu

1
501

            Eylül ayı için yazılan hazan, hüzün kokan şiirleri illaki bir yerlerde  okumuşuzdur. Eylül üstüne söylenilen o melankolik şarkılara da âşinadır kulaklarımız. Eylül, birçok filmin adı, sonbahar öykülerinin sığındığı limanı da olmuştur. Hatta başlı başına Eylül adlı meşhur bir roman bile vardır edebiyatımızda. Benimse Eylül’ün nâmının arkasına hem bir yenisini eklemeye niyetim hem de Eylül’e kocaman sitemlerim var.
            Biz, sadece kendi soy kütüğümüz var sanırız. Hâlbuki kelimelerin de tıpkı bizler gibi bir ana babası, bir soyu, soy ağacı vardır. Eylül kelimesinin nüfus cüzdanında, Akatça “elulu”, yani hasat, bağbozumu olduğu yazar. Süryanicede yine bu sözcüğün üzüm anlamındaki “aylul”den geldiği bilinir. Bütün bu bilgilerin ışığında “eylûl” biçiminde Arapçaya, oradan da “eylül” şeklinde Türkçeye geçmiş olduğunu söyler bize kaynaklar. Büyüklerin, “Üzümün hası Eylül’de yenir.” demelerinin hikmeti de bundandır. Bu aylarda ikram edilen meyve tabaklarınız, koca koca üzüm salkımlarıyla dolarsa, sakın geri çevirmeyin. Bilin ki “aylul ayı” üzümü yemenin tam zamanıdır. Tadının da adının da hakkını bu ayda verir mübarek. Üzümünüzü yiyin yemesine de bağını bahçesini de sorun derim ben.Çünkü ne şartlarda, sonra nerelerde, nasıl yetişir diye sormak lazım önce kendimize.
            Geçen gün, hararetimi kesmek içim dolaptan sopsoğuk, dolgun çekirdekli kara üzümlerden attım ağzıma.Bir tanesi bile o çocukluğumuzdaki en büyük, tombul bilyeler kadar iriydi .İnsan bir üzüm tanesini yerken ancak bu kadar mutlu olabilir dedirtecek kadar iyi gelmişti. Bir süre tadına hayran olmakla geçti, sonra evdekiler için de üzümü tabaklara bölüştürürken, bu lezzetin tezgahlara gelmeden önceki macerasını düşündüm tek tek.
            Asmaları düşündüm,  binbir zahmetle ne çilelerle boy verdiği geldi aklıma. Asma ciddi bir bakıma muhtaçtır. Tıpkı bir çocuğa zarar verecek olan ne varsa etrafından kaldırılması gerektiği gibi, asmanın da iyi gelişebilmesi için, boğazının açılması, gereksiz köklerin kesilmesi, bağın çapa veya belle işlenmesi, budanması şarttır. Ayrıca asma bağı hastalık ve asalaklardan korunmak için yılda birkaç kere özenle kükürtle kireçle ilaçlanmalıdır. Bu durum, çocuklarımızı kendimizce olası hastalıklardan korumak için aşı yaptırmamıza ne kadar da benziyor aslında. Sonra dik durabilsin diye yanına asma çubukları dikilir asmanın. Bizler de çocuklarımızın yanında yamacında iyi, ahlâklı, dürüst insanlar dursun, onlarla arkadaşlık etsin istemez miyiz hep hayatları boyunca? Yüzünü kızartacak boynunu eğecek  işler yapmasın diye  elimizden gelse  hep elif gibi dosdoğru insanlar yerleştiririz yakınlarına.
            Asma, şiddetli ve sert budamaya gelebilen ve buna uygun tepki gösterebilen, çok  yıllık bir kültür bitkisidir aynı zamanda. Asmanın budanması, çok bilgi ve beceri isteyen teknik bir iştir. Bir yıllık mahsullerin üzerinde,gözelerin yerinin iyi bilinmesi, asmanın kaldırabileceği kadar verimli göz bırakılması ve lüzumsuz çubukların kesilmesi gerekir. Tıpkı çok erken yaşlarda çocukların zihinlerini taşıyamayacakları kadar ağır ve lüzumsuz bilgilerle doldurmamız gerektiği gibi.
            Asmada boncuklanmanın önlenmesi için de uzun telli terbiye şekillerinden herhangi birinin uygulanmasıyla sulanır. Kış ve yaz budanması olarak iki şekilde budama yapılır. Asma kökleri derine giden bir bitkidir ve toprak yapısı fidan köklerinin gelişmesine müsait olduktan sonra fakir topraklarda  bile yetişir. Bu benzerlik de  nohut oda bakla sofa da  olsa huzurlu evlerde yaşayan, aldığı ahlak, gördüğü hazine misal terbiyeyle maddi imkansızlıklar yüzünden yaşıtlarının sahip olduğu şeylerin adını bile duymamış olmasına rağmen ,sınavlarda en yüksek yerleri en iyi puanla kazanan çocukları getirmiyor mu aklınıza?
     Asmanın ekonomik ömrü kırk elli yıl üzerindedir. Bu büyükler, boşuna ’bakarsan bağ olur…’ dememişler. Bu kazançlı üretim için üzüm bağının kurulduğu tesis için seçilen yerden fidan dikimine kadar tüm aşamalar oldukça dikkatli davranmayı gerektirir. Evlatlarımız için verdiğimiz emekler onların kazançları ya da umursamaz tavırlarımız bir ömür boyu onların kayıpları olması bakımından asma bağlarına çok benzemiyor mu sizce de? Tıpkı  emanetçisi olduğumuz çocuklarımızın doğacağı ve büyüyeceği ortamın şartlarını en uygun  hale getirmek için çırpınıp durmamız gerektiğini düşündürmüyor mu size de?

 

   Sadece asma  bağlarından iyi bir verim alabilmek için asmanın fizyolojisini ve budama esaslarını çok iyi bilmek gerekirken  acaba anne baba  olabilmenin ne demek olduğunu biliyor muyuz? Peki sonuçta büyüyüp kök salabilecek bir bitki bu kadar bilgi edinmeyi gerektirirken çocuklarımızın bebeklik, çocukluk, ergenlik aşamalarını çok daha iyi bilmemiz gerekmiyor mu? Yoksa insan evladı  bir üzüm bağı kadar etmiyor mu? Bilinçli anne babaları,  çağın gerektirdiği  şekilde tam donanımlı öğretmenleri hak etmiyorlar mı bu çocuklar? İşte burada her nedense karışıyor işler. Asmada yetişecek üzümler için insan, varını yoğunu hatta ömrünü adayabiliyor iken, bir anne baba yahut bir öğretmen nasıl olur da bir çocuğu göz göre göre hoyrat, hırçın dalgaların  önüne bırakır? Bu cahil cesaretinin diğerlerinin içinde ayrı bir adı ve cezası olmalı.           
    Üzümlerin (çocukların) olgunlaştığı vakit (okul çağı geldiğinde) salkımları (zihinleri) budama makasıyla kesilerek hepsi tek düzen sepetlere veya kasalara(sınıflara) doldurulur.Eğer ki bu asmalar (çocuklar) iyi bakılmayan bir yerde tesis edilirse, ( iyi bir eğitim veremeyen bir okulda eğitilirse) iyi gelişemez ömrü kısa ve verimsiz olur. Böylelikle çocuklar, yanlışlıklara daha çabuk kapılır (üzüm  bağları hastalıklara daha kolay yakalanır). Gereken ilgi ve sadece yürekten sevgi ( can suyu) verildikten sonra hastalıklara ve dona karşı dirençlerini yükseltecektir.Asmanın hızlı gelişme devresinde (çocuklarımızın yaz mevsiminin tam da tadını çıkaracakları mayıs ve temmuz  aylarında) salkımlarında yeterli su olmadığı hallerde (zihinlerinde kaygı, sınav stres gibi ağır yükleri taşıdıkları zaman) omcaların, (çocukların) üstleri pörsür ve renkleri solar(hayal güçlerinin gelişmesi yavaşlar,umutları kırılır).Salkımlarındaki taneler (gözlerindeki pırıltılar)normal irilikte olmaz  ve rengi donuklaşır. Her bir üzüm tanesi (her bir çocuk) çok özelken, bakımsızlık sebebiyle üzerinde güneş yanıkları oluşur  ( ruhunda sürekli çatışır, anlaşılmadığını, düşünür, yalnız kalır, hedefi olmayınca da kendini başarısız ve beceriksiz hisseder,dünyaya savaş açacak kadar öfkesi birikir).Üzüm bağı için (çocuk için) zamanında yapılan gübreleme( vaktinde gösterilen ilgi, geç kalınmadan verilen sevgi)bağcılıkta ürün kalitesini  ve miktarını artırmak için  çok önemlidir (o küçük bedenin yarınları için en sağlam bankasıdır).
    Bütün yıl boyunca  aşırı yağışlar  sert rüzgarlar, bunaltıcı sıcaklar gibi en zor  şartlara rağmen en kaliteli üzümü yetiştirmek için uğraşan üreticiler (aileler)tüm emeklerinin karşılığını almaya hazırlanır.Eylül ayının gelmesini iple çekerler. Aileler sırtlarında taşıdıkları çocuklarını bir küfe dolusu üzüm taneleri gibi Eylül ayında okullara bırakır. Üzümler üreticilerin (anne babaların  ve öğretmenlerin)  istek ve imkanlarına göre şekillenir. Pekmez de yapılır sirke de,şıra da yapılır şarap da. Nasıl yetiştirilirse öyle büyür. Bekletir, kurutursunuz çerez olur avucunuzun içinde. Ezersiniz iyice, pestil olur. Ağza tat veren şerbet ya da kekremsi tadıyla sirke de olur.Kimi şıra olur kimi sarhoş eden şarap olur kadehlerde. Masrafların ağırlığından belini doğrultamayan babaların ise Eylül ayı hakkında duyduğu methiyeleri gözü görmez, kulağı işitmez.Her şey ateş pahasıdır, her şeyin gölgesine paranın adresi düşer. Çıkmaz sokakların olduğu şehirlerde çocuklar okula gidemez, Eylülün esamesi okunmaz. Şiirler şarkılar bunu ‘çağbozumu’ diye yazmaz. Eylül  herkese  bağ bozumu neşesini yaşatmaz. Bu çağa gözlerini açmak bile imtihanda olmak için yeterken Eylüle sitem etsem şikayet sayılmaz.

Gamze Koç

 

1 YORUM

  1. Canım hocam herzaman tavirlarinizla öğrencilerinize yaklaşımınızla size hayrann kalmisimdir. Okadar güzel ki yazılarınız daha çok hayran olmamak mümkün değil. Başarılarınızın devamını temenni ediyorum. Bir sonra ki yazınızı merakla bekliyorum. Sizi çok seviyorum..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here