Yalnızlık Bakanlığı

2
176

            Yalnızlıktan ötürü acı çeken milyonlarca insanın acınası hali aslında ’bizlere yardım edin’ diye haykırıyor. Ne gariptir ki günümüzde yalnızlık, günlerce bazen de  haftalarca  kimseyle konuşamadan hiç kimseyle hiçbir şekilde sosyal bir temas kuramadan yaşamak olarak  tanımlanıyor.

   Şehir hayatında yaşayan insan sayısının artmasına rağmen kendini yalnız hisseden insan sayısının da doğru orantıyla artmasının sebebi için herkes bir şey söylüyor ama çareye dair ses hep çok kısık, duyulmuyor. Hep yaşlanınca yalnız kalınır diye de biri bir yalan uydurmuş, bütün dünya da buna kanmaya hazır. Hâlbuki gençlerin yalnızlığı yaşlılara kıyasla daha acınası. Yapılan araştırmalar yaşadığımız çağ için ne yazık ki en yalnız nesil olma yolunda ilerlediğini söylüyor. Sosyal arkadaş sayısı milyonlar hatta K’lar, B’ler olabiliyorken gerçekte beş tane arkadaşı olamayanlar topluğu içinde yüzmek, fakirliğin ta kendisi değil de ne!

  Yalnızlık tek başına gelse iyi ardında birçok tuzağı da beraberinde getiriyor maalesef. Yalnızlık çekiyor insan, acı çeker gibi. İnsan kendine vakit ayırıp kendiyle baş başa kalıp yalnız kalmanın da bir tadı olduğunu anlayamayınca başka insanları tanımak daha da güçleşiyor haliyle. İletişim bozukluklarımızın altını kaldırıp baksalar keşke, kaçı yalnız kalamayışlarımızla alakalı değil acaba?  Zor fakat erdemli, üstelik tek başına çıkılması gereken bir yolculuktur yalnızlık.

   Daha kendi yolculuğu için hazırlanamamış, henüz bir kez dahi içine doğru uzun bir yola çıkmamış birinin yolda gördüğü insanları anlaması tanıması mümkün müdür hiç? Huylu mu huysuz mu, hırlı mı hırsız mı bilemiyor tabi.  Hele de bir de boşluk içindeyse, o su kadar elzem bildiği, birileriyle konuşup görüşmek ihtiyacı bütün olumsuzlukların üstüne bir perde örtüyor. Sanal arkadaşlıklarla dolandırılan, duygularıyla oynanan nice mağdur insanın yaşadıklarıyla dolu neredeyse gazete sayfaları ya da haber bültenleri. Sebepleri de hep aynı. Kendini bilmeden önce başkalarını bilmeye çalışmak yapacağı işi eline yüzüne bulaştırmaktan başka bir şey değil de nedir?.

Yalnız kalmaktan yalnızlığımızdan utanır mı olduk ki gündelik sıkıntı ya da sorunlarımıza gerçek olmayan ortamlardan medet umar olduk. Takip etmeyi artık bu nesil örnek bir şahsiyetin ardından iz sürme, onun yolunda ilerleme olarak bilmiyor. Takip ve takipçi kelimeleri yetişmek, yakalamak anlamına gelirken, ‘onun hayatını merak eden ile kendi hayatını ifşa etmek isteyen’ olarak algılamış bir nesille karşı karşıyayız. Yalnızlık kelimesinin içindeki sırrı söküp alanlarla içlerini başka şeylerle dolduranlar aynı.   

 Her şey birlik olmuş gibi dört bir yandan bize yalnız kalmanın ne kadar kötü olduğunu anlatmak için uğraşıyor.  Nasıl ki daha çok satılabilmesi istenilen bir ilaç için önce hastalığı üretip sonra ilaca muhtaç ediliyoruz, tıpkı böyle de yalnızlıkla baş etme yolları için açılan yerlere muhtaç olalım diye önce yalnızlığın kötü bir şey olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz. Binalarımızın yapımı bile yalnız kalmaya itiyor bizi. Balkonlar bile’ ölümün cesur körfezi’ olmak için inşa ediliyor sanki. Kaybeden yeşil,  kaybeden yalnız insan, kazanan daha çok beton yürekli müteahhitler oluyor. Daha çok yere beton dikmek amaç olunca pencerelerimizi açtığımızda tebessüm eden komşu yüzü yerine istinat duvarlarını görmek artık çok sıradan bir durum. Ruhlarımızın daralması da cabası. Ruh halimize iyi gelen yerlerde gezinirken bile beyin aktivitelerimiz farklı çalışıyorken, kalbimize iyi gelen insanlarla olduğumuzda kalbimizin başka attığını söylemek ne kadar yanlış olabilir ki. Tabi ki eşimiz dostumuz sevdiklerimiz de olsun hayatımızda ama her yalnızlık da kimsesizlik demek olmamalı. Biz ise yalnızlığın her rengine savaş açmış durumdayız.

Hakikaten çok mu kötüdür yalnız kalmak?   

    İnsana keşke dişim ağrısa da duyduğum acıdan varlığımı hissetsem dedirten ya da telefon çalsa da odada bir ses olsa diye düşündüren, kendi sesini duyduğunda kendi sesini duymayı özlediğini fark eden insan yalnızlığın hangi makamındadır acaba?

 Yalnızlık için ‘ne yana dönsen batan bir kemik gibi’ diyorsa şair rahatsız edici bir yanı vardır elbet. Peki hiç mi iyi yanı yoktur bunun?   İngiltere de bundan iki yıl önce kurulan yalnızlık bakanlığı bizde de bir ihtiyaç mı yoksa biz bunu başka bir şekilde halledemez miyiz?

Kendiyle baş başa kalabilmektir yalnızlık. Eninde sonunda yaşanacak olana hazırlık hatta kıyıya köşeye konulan bir azıktır yalnızlık. İnsan derin kuyularına inmekten korktu korkalı yalnız kalmanın adı iyi anılmaz oldu. Hâlbuki tehlikeli olan, kalabalıklar içinde kaybolmaktır, kendini bulamamaktır. Bunu birileri avaz avaz bağırarak söylemeli.

Yalnızlığı tahtından indirilip, aşağılandığı; çözülmesi gereken bir problem olarak görüldüğü hatta üstesinden gelinmesi için bakanlıkların kurulmaya ihtiyaç duyulduğu bu çağda onu aklayıp paklayıp aramıza almamız, temizlememiz lazım bizim. Bu kendi bencilliğimiz yüzünden kirlenmiş, kendi tembelliğimiz yüzünden lekelenmiş halinden onu kurtarmamız lazım. Oyunlardan çıkarılıp oynatılmayan, bir köşede bekletilmeye itilen ‘yalnızlık’ olmamalı. Bakanlıklar kurarak olmaz bu işler. Yalnızlığın da bir yerde bizden olduğunu anlamamız gerekir. İnsan ömrü boyunca kendisiyle baş başa kalmanın nasıl bir nimet olduğunu bilemeyince, yaşlılık çok daha çekilmez oluyor. Yalnız kalma korkusuyla kol kola giren ölüm kaygısı, insanı bastonlardan daha güçlü bir yerlerden destek almaya itiyor elbet. Bunlar profesyonel oluyor, adına devlet kontrolünde Darülaceze deniyor ama yalnızlığın ilacı bu olamaz esasında. İngiltere de yalnızlıktan sorun duyan kişilerin çok ciddi olaylar yaşadığını ve sayının  her geçen gün arttığı söyleniyor. Yalnızlıktan sorumlu bir bakanlık kuruluyor çünkü yaklaşık dokuz milyon kişi bu sorunla karşı karşıya yaşamına devam etmeye çalışıyor. Günde 15 adet sigaranın verdiği zarara denk geliyormuş yalnız kalmak. Hatta soğuk hava ile yalnızlığın kış ayları için ölümcül olabileceği söyleniyor yalnızlığın buna ama gerçek çarenin bunlar olmadığını herkes biliyor. Sırada da intiharları önlemekten sorumlu devlet bakanı kurma fikri varmış. Kulağa ne kadar sevimli geliyorsa çözüme de bir o kadar uzak. Bakanlıkmış! Buz gibi çözülüyor işte insanlık.   

Gamze Koç

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here