Yusuf (as) ve Kardeşleri

0
193

Yeryüzüne gönderilen insanlar için Yüce Allah (c.c.); zaman zaman Peygamberler göndermekle kalmamış, bir de kitap göndermiştir. En son gönderilen ve kendisinden sonra artık bir daha kitap gönderilmeyecek olan Kur’an’ı Kerimde anlatılanlar, tüm insanlık için yol gösterir mahiyettedir. Olaylara bu gözle baktığımızda, gönderilmiş olan Kur’an’ı Kerim’in çok önemli amaçları vardır.

Kur’an’ı Kerim’in gönderiliş amaçlardan birisi de insanlara doğru yolu göstermek ve yanlış davranışlarından uzaklaşmak isteyen insanlara gerekli yardımı sağlamaktır. İmtihana binaen gönderilen insanlar arasında zaman zaman sorunlar ve anlaşmazlıklar çıkabilir. Çıkan anlaşmazlıkların çözüm yolu ve hal yöntemi bir başka sorunun temelini de oluşturabilir. İslam’a göre bir sorunun çözüm yöntemi; ancak o sorunun bir daha ortaya çıkmayacak şekilde temelli izale edilmesidir.

Yüce Allah (c.c.) tarafından gönderilen İslam; İnsanların davranışlarını bir düzen içinde olmasını istemiş ve sosyal düzenin işleyişine çözümler üretmeyi birinci amaç edinmiştir. İnsanlar arasında meydana gelen sorunlar, anlaşmazlıklar ve sürtüşmeler çözüldüğünde kişisel mutluluğun yanında toplumsal huzur da sağlanmış olacaktır.

Kur’an’ı Kerim; biz Müslümanlara her daim yol ve yordam göstermiştir. Kur’an’ı Kerimin insanlara yol ve yordam göstermesi kıyamet gününe kadar da devam edecektir. Kur’an-ı Kerim; her sorunumuz ile ilgilenecek, her derdimizin devasına derman olmaya çalışacak, ortaya çıkan sorunların bir daha ortaya çıkmayacak şekilde hal edilmesi için gereken emir ve yasakları serdedecektir. Yeter ki anlatılanları kendimizden uzak olabileceğini düşünmeyelim. Sorunlarımızın hallini istiyorsak eğer; anlatılanların mutlaka bizimle bir şekilde ilgili ve alakalı olduğunu anlamaktan ve kavramaktan uzak durmayalım.

İnsanları doğruya eriştirmek ve kötülüklerden uzaklaştırmak adına Yüce Allah (c.c.) Kur’an’ı Kerimde insan aklının alabileceği ve kendisine dersler çıkarabileceği bir çok kıssa serd etmiştir. Serd edilen bu kıssaların pîri ise hiç kuşkusuz Yusuf’un (a.s.) hikayesinin anlatıldığı sûredir. Bu kıssa; Kur’an’ı Kerimde tek seferde anlatılan nadide olaylardan biridir. Bu sûre bundan binlerce yıl önce meydana gelmiş bir olaydan bahsederken, sıradan bir olay olmadığını, hemen her an insanlar arasında buna benzer olayların cereyan ettiğini de gözümüzün önüne serdiği bir diğer husustur. Geçmişin tozlu raflarında kalması ve bugüne gelmemesi gereken olaylardan biri olmuş olsaydı eğer, emin olun Yüce Rabbimiz bu olayı bize anlatmaz, aktarmaz ve kıyamete kadar okunmaya devam edecek kitabında dile getirmezdi. Nitekim bizden daha önce yaşamış; nice olaylar, nice kişiler ve nice kavimler gelmiş ve geçmiş olmalarına rağmen bunların bir çoğundan bahsedilmemiş olması bu düşüncemizi desteklemektedir.  

Sanmayın Kur’an’ı Kerim kıssaları geçmiş dönemle ilgili olup günümüzü ilgilendirmediğini. Anlatılan her hikaye ve olay bizler için dünden bu güne verilen bir hayat ışığıdır. Dün var olan kimi sıkıntılar aşağı yukarı bugün de isim değiştirerek devam etmektedir. Bunun en bariz örneği Yusuf (a.s.) ile kardeşleri arasında cereyan eden sıkıntıdır ki; Kur’an-ı Kerim’in en güzel kıssası da bu olayın anlatıldığı kıssa olmuştur.

Bugün insanlar arasında cereyan eden her türlü kavga, gürültü, sorun, dert ve sıkıntı geçmişten beri süregelen olaylarla bir şekilde benzerlik göstermektedir. Çünkü gerçekleşen olayların faili insandır. Faili değişmedikçe, fiilin değişeceğini idda etmeyiz. Burada biz; karekteri ve benliği değişmemiş bir varlıktan bahsediyoruz. Böylesi bir varlıktan zamanın, mekânın ve bir çok yaşam unsurunun değişmesiyle fiillerinin de değişeceğini ummak, insan tabiatıyla uyuşmayan bir durumdur.

Aynı olmasa da insanlar arasındaki sıkıntıların, dertlerin, kederlerin, olayların, kavgaların, gürültülerin ve cereyan etmekte olan haksızlıkların birbirine benzemesi; faillerinin geçmişten bu güne değişmemesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Dün insan ve insanlık ne idiyse bugün de aşağıyukarı aynıdır. Hiçbir değişime uğramamıştır. Tarihi süreç içerisinde bazı nesnelerin değişmiş olması; insanlık anlayışının da değişebileceğini düşünenlerden değilim. Çünkü kıyamete kadar her derde ve sıkıntıya çözüm üretecek ve melhem olacak son kitap gönderildiğine göre; bundan sonra ortaya çıkma ihtimali olan her konu bu kitaba göre çözümlenmesi gerekmektedir. Eğer kimi nesnenin değişmesinden dolayı insanlığın da değiştiğini söyleyebilseydik, yeni bir kitabın da gönderilmesi gerektiğini savunabilirdik o zaman. Yeni bir ilahi kitabın gönderilmeyeceğine olan inancımız, insanın ve yaptıklarının bu minvalde kıyamete kadar devam edeceğini savunmamızı da zorunlu kılmaktadır.

Günümüzde; gerek aynı anne ve babadan dünyaya gelmiş olan kardeşler arasında meydana gelen nahoş olaylar olsun, gerekse de aynı dine mensup olan din kardeşleri arasında meydana gelen olaylar ve sorunlar olsun, bu kıssanın anlattıklarından ibret alınmadığını bariz şekilde göstermektedir. Sosyal hayatta meydana gelen her olay aşağı yukarı bu kıssanın bir bölümüyle ilgili ve alakalı olduğunu söylersek abartmış olmayız.

Bu kıssa bize öğretmiştir ki; dünya menfaatine ulaşabilmek adına her türlü entrika, yalan ve deleverenin yapıldığı bir dünyada yaşıyoruz. İster ana-baba bir kardeşler arasında,  ister din kardeşleri arasında meydana gelen her türlü sürtüşmenin temelinde dünya menafaatini kazanma hırsının yattığını bu kıssadan öğrenebiliyoruz.

Günümüzde ana-baba bir kardeşler arasında meydana gelen hemen her türlü sıkıntı, dert ve keder; Yusuf (a.s.) ve kardeşleri arasında meydan gelen sıkıntıya benzemektedir. Kendilerini büyük görerek her türlü hak ve hukukta ayrıcalık isteyenlerin, herkese yetebilecek babalarına ait sevgiyi (dünya menfaatini) paylaşmak istememelerinden kaynaklandığını rahatlıkla dile getirebiliriz. Bu durumu günümüze uyarladığımızda ortaya çıkan her sorunun, her sürtüşmenin, her kavganın temelinde kendilerine has farklı uygulamalar isteyenlerin var olduğunu söyleyebiliriz. Bu konu ile ilgili olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: “Bazı kişiler kendilerini ayrıcalıklı görüp, kendine tahsis ettiği kimi dünya menfaatini, hakkı olan din kardeşiyle paylaşmak istememesinden kaynaklanmaktadır”.

Söz konusu bu kıssayı ya hiç okumuyoruz ya da okuyoruz ama anlamak için herhangi bir çabanın içine girmiyoruz. Ya da hesabımıza gelmediği için bu kıssayı salt tarihi bir olaymış gibi algılamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Belki de bu kıssanın üzerinde hiç düşünmüyoruz. Ya da bu kıssayı okumamış veya hiç anlamamış gibi davranmak nefsani arzu ve isteklerimize uygun geliyor. Ya okuyup değişecektik, ya da bilmezlikten gelip çıkarımızın peşinden koşacaktık. Yüce Allah (c.c.) bu olayı anlatırken biz insanlara; “dikkatli olun, gücünüzün yettiğini ve canınızın istediğini almayın ve gizli planlar içerisinde olmayın” demektedir. Dünya menfaatleri için kendi öz kardeşinin satılmaması gerektiği gibi; din kardeşinin de satılmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Sanırım bu kıssa ile bize anlatılmak istenen bunun dışında başka bir şey değildir.

Ayrıca bu sûre bizlere; “kendi aranızda vereceğiniz hükümlerde adil olun ve ortaya çıkan her sorununuzu mutlaka adaletle çözün. Yüce Allah’ın (c.c.) yaptıklarınızdan habersiz olduğunu düşünerek, daha önce Yusuf’un (a.s.) kardeşlerinin düştüğü böylesi bir hataya asla düşmeyin! Bazı kimselere ve bazı şeylere gücünüzün yetiyor olmasından dolayı yapacağınız her türlü haksızlık ve hukuksuzluk yarın öbür gün sizi, özür dilemek durumunda kalacağınız bir ortama zorlayabilir”.

“Kardeşler olun! Aranızda adil ve adaletli davranın! Dünya menfaatlerine aldanarak bir birinize haksızlık yapmayın ve hak yemeyin! Hiç biriniz, makam, mevki ve saltanat bakımından bir başkasından üstün değildir. Kim olduğunuz, nerede doğduğunuz, hangi makam ve mevkide bulunduğunuzun hiçbir önemi yoktur. Allah katında, takvanız dışında bir üstünlüğünüz de yoktur.”    

Kendi aralarında yaptıkları görüş alış verişleri sonucunda vardıkları ortak bir kararla kerdeşleri; Yusuf’u (as) kuyuya atmayı kararlaştırdılar. Bu vesile ile kendisinden kurtulacaklarını ve babalarına ait bütün sevginin (dünya menfaatinin) kendilerinin olacağını düşünüyor ve öyle davranıyorlardı. Yaptıkları planların tamamı dünya menfaati içindi. Uydurdukları yalanlar ve yapmaya çalıştıkları her türlü hile ve desise bu amaçlarından mustağni değildi. Ama düşündükleri gibi olmadı. Yusuf (a.s.) kardeşlerinin hesapları tutmadı! Ya hesap yapamıyorlardı, ya da kendilerinden daha büyük hesaplar yapabilen Allah’ın (c.c.) hesabını hesaplayamıyorlardı. Başardıkları tek şey vardı Yusuf’u (a.s.) kuyuya atabilmekti. Zorbalıkta üzerlerine yoktu çünkü. Evet onlar sadece bunu yapabildiler. Güçleri buraya kadardı. Yaptıkları bu sinsi planlarında da başarılı olabileceklerini sanıyorlardı. Kendisinden kurtulmak için kuyuya attıkları kardeşlerinden yiyecek dilenmek durumuna düşeceklerini ve bir gün geldiğinde kendisine boyun eğeceklerini düşünmemiş ve düşünememişlerdi. Çünkü zorbalar, günübirlik hesaplar yapan ve an’ı kurtarmaya çalışan kişilerdi.

Ama bilmedikleri ve farkında olmadıkları bir şey vardı. Kuyuya atılan, babasının şefkat ve merhametinden koparılan Yusuf’un (as) Rabbinin nelere kadir olduğunu hesaplayamamışlardı. Bunu es geçmişlerdi veya bunu dikkate almak istememişlerdi. Yüce Allah’ı dikkate almak hesaplarına gelmiyordu. Zorba olmaları Yusuf’un (a.s.) Rabbini dikkate almamayı gerektiriyordu. Ya zorbalıktan vaz geçeceklerdi ya da kendilerinden daha büyük, daha güçlü bir varlığı es geçeceklerdi. Kendilerinden daha güçlü ve daha kuvvetli olan Rabblerini dikkate almayı unuttukları için kuyuya attıkları kardeşleri karşısında dilenmek ve eğilmek zorunda kalmışlardı.

Günümüzde kimi insan kendi hakkını savunurken, kimi insan da Yusuf’un (a.s.) kardeşleri gibi hakkı olmayanı sahiplenmeye çalışıyor. Bu sürtüşme tarih boyunca devam ettiği gibi bu gün de aynı hızla devam etmektedir. Aradan binlerce yıl geçmiş olsa da insanın hiç değişmemiş olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.

İlk insandan beri devam etmekte olan bu tür sürtüşmelerden bir çok zalim ortaya çıkmış, ortaya çıkan zalim kadar da mağdur ve mazlum oluşmuştur. İki cenahlı devam etmekte olan bir mücadele bu. Doğru ile yanlışın mücadelesi. Dünya menfaatini düşünmeyenlerin cenahını genekllikle mağdurlar ve mazlumlar oluştururken, dünya menfaatinin peşinden koşuşturanlar da genellikle zalim cenahını oluşturmaya devam ediyorlar. Dünden bugüne devam etmekte olan bu mücadelede genellikle menfaati peşin görenlerin toplandıkları cenah, üstün olduklarını varsayıyorlar. Durumun böyle olması aynı zamanda imanı zayıf olan kişilerin çabucak kanmasına sebebiyet veriyor. Bu durum adaleti isteyenlerin işini de yokuşa sürüklemektedir.

Yusuf’un (a.s.) zalim ve gaddar kardeşleri bir gün babalarının sevgisinin (dünya menfaatinin) tamamını almak için kardeşlerini kuyuya atmaya karar verirdiklerinde, nelerle karşılaşacaklarını bilemiyorlardı. Bu planlarını başarıyla uyguladıkları Yusuf’u (a.s.) diskalifiye ettikleri takdirde babalarına ait (tüm sevgiye yani) dünya menfaatine nail olacaklarını var sayıyorlardı. 

Ey Rabblerinin hesabından bihaber günübirlik hesap yapan zalim ve gaddar insanlar! Dünya menfaatini kazanabilme adına yaptığınız sinsi hesaplarınızda asla başarıya ulaşamayacaksınız. Geçici dünya hayatında, Yusuf’un (a.s.) zalim ve gaddar kardeşlerinin kazanmış göründükleri gibi geçici bir süreliğine başardığınızı düşünebilirsiniz. Ama biz bu tip hesap içinde olan insanların çok kısa bir süre sonra darmadağın olduklarına şahit olduk ve şahit olmaya da devam edeceğiz.

Yeter ki biz Yusuf (as) gibi Yüce Allah’a (c.c.) teslim olalım, O’na güvenelim, O’na dayanalım. İstemediğimiz, fakat kardeşlerimiz tarafından başımıza örülen çorapların eninde sonunda söküleceğine olan inancımızı muhafaza edelim.

Nihat Güç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here