ŞEHİR

0
27

Ş

                                                                       S. Ahmet KAYA

            Şehir İbn-i Haldun’un ifadesiyle[1] bedevilerin yani kırsalda yaşayan insanların medenileşme temayüllerini hayata geçirmeleri sayesinde doğmuştur. Bedevilik, ilk insanların dağ yamaçlarında, çöllerde, dağlarda yaşayan ve henüz yerleşik ortama geçmeyen insanlar için kullanılan bir ifadedir. Bu şekilde yaşayan insanlar, nüfusun da hızla artmasıyla birlikte zamanla yaşadıkları ortamın yaşamaya elverişli olmadığını; ihtiyaçların artması ve buna paralel olarak da farklılaşması ile korunma barınma gibi nedenler, bir arada yaşamayı zorunlu kılmış ve böylece insanlar, bir arada yaşama (şehir hayatına geçme) gereğini görmüşlerdir. Bu süreç, insanları yaşadıkları kırsal yaşamdan komün bir hayat olan şehir kültürüne doğru itmiştir. Ki böylece, şehir kültürü de kırsaldan yerleşik ortama geçen ve şehirlileşen bedeviler tarafından oluşmuş oluyor. Artık şehir, büyük bir ailenin, kabilenin veya aşiretin değil, birbirini tanımayan, görmeyen, farklı inanç ve kültürden meydana gelen insanların yaşadığı medeni bir yaşama alanıdır.

Şehir, oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Burada her türden; inançtan, meşrepten insan yaşamaktadır. Sosyologlar, karmaşık grupların karmaşık ilişkiler kurarak bir araya geldikleri ve yaşadıkları mekân olarak tanımladıkları şehre,  Robert E. Park da “Medeni insanın doğal yaşama alanı” diyor şehir için.  Birbirinin düşünce, inanç hatta aynı inanç ve düşüncede olmalarına rağmen farklı düşünen ve yaşayan insan kümelerini barındırıyor şehir. Dolayısıyla şehirde yaşayan insan veya insan gruplarının çeşitliliği ve karmaşıklığı, aynı zamanda şehrin nasıl bir yapıya sahip olduğunu da gösteriyor.

            Şehir adını verdikleri büyük yerleşim merkezinde birlikte yaşamayı göze alan insanlar, zamanla ilişkilerinde bir dizi hukuki ve ahlaki düzenlemeler yapma gereğini duymuşlar. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamada toplayıcılık, hayvancılık dönemlerinden sonra geliştirdikleri üretim-ticaret, sosyal ilişkiler gibi süreçler şehirde hukuk kavramını da doğurmuştur. Hukukun ifadesiyle tek bir hükmi şahıs olan şehir, sosyal kurumları, kalabalıkların ilişkileri, bireylerin sorunları karşısında bir düzenin geliştirilmesi gerekmektedir. İşte bu, hukuktur ve yasalardır. Yasalar yanında “Şehir” kavramı da bu düzenlemelerden yola çıkılarak ortaya çıkmış. Tamamen sosyal, ekonomik ve teknik bir içerik niteliği kazanan şehir, giderek üst bir kavram olarak insan hayatında, özellikle şehirlilerin hayatında azımsanmayacak derecede roller üstlenmiş ve üstlenmeye devam etmektedir. Bir bakıma şehrin sosyal bir içerik kazanması, canlı organizma gibi algılanmasına neden olmuş, hatta şehrin yerleşim biçiminin tıpkı insanın anatomisi gibi benzer üslûpla dizayn edilmesine sebep olmuştur.

Bir şehrin şehir olabilmesi de ancak, içinde yaşayan insanların şehir kültürünü almalarıyla gerçekleşebilir.

Şehir, kendi içinde sürekli bir devinim içindedir. Hem fiziki hem sosyal bir devinim bu… Bu devinimi fitilleyen de insanların varlığı, yani birbirinden azade hayat görüşü ve farklı istekleridir.  Farklı ve birbirine benzemeyen bireylerin, grupların oluşumunu sağlayarak, sosyolojik açıdan yelpazesini sürekli zenginleştirmekte; bunu gerçekleştirirken de kendi şartları içinde bu grupları bir düzene koymaktadır. Bunun anlamı şudur: Her kesin, her kesimin toplum içindeki konumu ve duruşu onu alakadar eder, ama, şehir kavramı içindeki rolü başkasını rahatsız etmeyecek şekilde bir düzene girmek zorundadır. Kendi başına, istediği biçimde yaşamak gibi bir yetkisi ve erki yoktur.  Çünkü o veya o kesim, şehirlileşerek bir düzene girmeyi, tanımadığı veya görüşlerini ve inancını paylaşmadığı insanlarla birlikte yaşamayı baştan kabul etmiştir.

Böylece birbirini tanımayan insan ve kesimlerin bir araya gelerek oluşturdukları şehir diyalektliğinde, zamanla bir takım sorunların ortaya çıkacağı kesindir. Bu sorunların en uygun biçimde aşılarak, insanların uyum içinde yaşamalarını sağlayacak bir hukuk sistemi geliştirilmek zorunluluğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, şehrin yukarıda zikredilen bu kabulleri, giderek şehrin bir üst kurum olarak kabul edilmesine veya daha geniş ve doğru anlamıyla ‘Kanun”, “yönetici-otorite” olarak karşımıza çıkmasına sebep olacaktır. Ki bu, şehir düzeni içerisinde kargaşanın, düzensizliğin, hukuksuzluğun vs. ortaya çıkmaması için olması gereken en iyi sonuç ve en iyi başlangıçtır.

İnsanlar tabiatları gereği şehirleşmek, medenileşmek zorundalar. Şehirleşen insanlar, asabiyetleri gereği bir araya gelerek, şehirli dediğimiz büyük toplumu meydana getirecekler. Böylece aralarındaki her türlü sorunu gidermek ve barış içinde bir arada yaşayabilmek için de bir “hukuk” ve “yönetici-otorite” geliştireceklerdir. Yukarıda da belirtildiği gibi Hukuk sistemini geliştiren insanlar, ikinci bir adım daha atarak, Hukuk kavramını yürürlüğe koyacak, işleri yürütecek, işlerinde hakem olacak bir yöneticiyi başa geçirerek ve ona yetki vererek doğacak düzensizliği böylece ortadan kaldırmış olacaklardır… Şehir gibi büyük kalabalıkların yaşadığı yerde, elbette ki bir yöneticinin veya yönetici erkinin olması kaçınılmazdır…

Ancak, seçilecek yöneticinin şahsında bir takım özelliklerin temayüz etmesi gerekmektedir. Birçok İslam âliminin de ortak görüşü olan bu özellikler şunlardır: Cesaretli olmalı, güzel ahlak sahibi olmalı, güler yüzlü, adaletli, yumuşak huylu olmalı, hür olmalı, hikmet sahibi olmalı, cömert olmalı, bilgili olmalı, işitme-görme-konuşma gibi noksanlarının bulunmaması gerekir, erkek olmalı, haysiyet ve onuruna düşkün olmalı, ileri görüşlü, affedici, güvenilir, saygın, dürüst, samimi olmalı, kamu hizmetlerinde hıyanet ve ihmallere göz yummayan, halkına karşı sevgisini yansıtan biri olmalı… Bu tür özellikleri olan bir yöneticinin şehri iyi yönetmesi noktasında kimsenin şüphesi olmayacaktır. Bu durumda da halkın bu yöneticiye karşı itaatkar olması gerekmektedir. Çünkü herkese aynı mesafede duran ve halkına en iyi hizmeti sunma gayreti içinde olan yöneticinin iktidarının devamı, ancak halkın onu sürekli o makamda tutmasıyla gerçekleşebilir.

Bu sistemle şehirliler, karmaşık yapısına rağmen medenileşmenin de verdiği özveriyle, kendileri hakkında verilecek her türlü karara itiraz etmeyeceklerdir. Çünkü başlarında bulunan yönetici, olayların üzerine en doğru ve etkin biçimde giderek, şehrin ve şehirlilerin sorunlarına çözüm üretecektir.

            Şehirlilerin, yani şehirde yaşamayı göze alanların kendi kural, kaide ve istemlerinin doğrultusunda geliştirecekleri bir yaşama biçimini, şehrin yerleşik düzenine karşı ilan etmeleri, bunu hayata geçirmeleri, kendi krallıklarında yaşamaları mümkün müdür? Elbette değildir. Çünkü şehir, birçok insanın birlikte yaşadığı ortak bir yaşama alanıdır. Kendine göre kuralları, bir düzeni vardır. Bu kural ve düzen haricinde, gelip kendisini tehdit edecek ve yerine geçebilecek her türlü yaşama biçimini, yeni kuralları asla kabul etmez. Bir şekilde bunu bertaraf ederek, kendi hükümranlığını herkese, her şeye karşı ilan edecek ve kabul ettirecektir. Çünkü şehir, bir üst kimlik olarak, herkesi, her şeyi içinde barındırarak ortak bir yaşama alanı olduğunu kabul ettirmiştir.

            Elbette şehir, bir üst kimlik olarak, kendi kabullerini içinde yaşayan insanlara kabul ettirmekle, ancak şehir olabilir… Zaten tersi de düşünülemez. Zira şehrin edilgen bir yapıya sahip olması demek, şehirliliğin ikame edilmediğini gösterir. Çünkü şehir, kendi içinde barınan ve yaşayan faktörler üzerinde başat ve etkin bir otorite kurmuşsa, bu faktörlere kendi kabullerini yaşama ve yaşatma imkânını vermişse eğer, o zaman şehir, şehir olmuş demektir.

            Şehrin şehir olması demek, şehrin bütün fonksiyonlarıyla birlikteliğinin sağlanmış olması demektir. Yani, şehir hukukunun belirleyici olması, yönetici ve yönetilenin karşılıklı birbirilerinin haklarına riayet etmesi, ahlaki ve sosyal ilişkilerin karşılıklı sağlanması v.s. şehir düzeni içinde bir otorite tarafından denetlenmesi ve işletilmesi demektir. En güzeli Şehirlilerin, bir otorite olmadan kendi aralarında buna riayet etmeleri…

            Şehrin karmaşık yapısından kaynaklanan sorunların bertaraf edilmesi, şehir otoritesinin şehre etkin biçimde müdahalesi ile önlenerek gerçekleşebilir. Adaletin herkese aynı oranda ve en etkin biçimde dağıtılması demek, şehir kültürünün şehir otoritesi tarafından iyi algılandığını gösterir. Aynı şekilde şehirlilerin de buna aynı oranda cevap vermesi şehir kültürünün şehirliler tarafından iyi algılandığını gösterir. Karşılıklı bu alışverişte şehirlilerin karlı çıkacağı malum. Çünkü “dağa ne kadar kuvvetli seslenirsek, bize yankısı o nispette olacaktır.” İlkesinden yola çıkarak, bir şehir kültürü oluşturabiliriz.


S. Ahmet Kaya

[1] Mukaddime

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here