Editör’den Kitap Değerlendirmesi

0
324

“KANATSIZ UÇANLAR” HAKKINDA

Herkes hayata aynı koşullarla gelmiyor. Farklı farklı milletlerin var olması gibi insanların değişik sorunları ve eksikleri olabiliyor. Belki de bu eksikler ve farklar dünyanın oluşum sebebi denebilir, bir anlamda.

Dünya imtihanının iki tarafa bakan yönü vardır: imtihanın içinde olan kişiye bakan yönü ve o kişinin çevresindeki kişilere bakan yönü. Bir insan, bir durumla imtihan oluyorsa elbette çevresindeki kişilerin ona takınmış olduğu tavır ve davranışlar da o kişinin yakın çevresinin imtihanı oluyor. Yani imtihan bir kişiye gelmiyor ama insanlar o imtihanın sadece o kişiye ait olduğunu sanıyor. Bu yanılgı böylece hepimizin imtihanı oluveriyor.

İşte bu farklılıklardan bahsettik; kimisinin ayağı, kimisinin gözü, kimisinin kolu yoktur. Kimisinin de sırtını dayadığı, arkasına bakıp güç aldığı ailesi yoktur, yapayalnızdır bu hayatta. Ve her şeyle kendi başına mücadele etmek zorundadır. Bizler evlerimizde ailelerimizle yaşarken maalesef onların varlıkları aklımıza bile gelmiyor. Kimdir onlar, bugüne kadar nasıl gelmişlerdir, etraflarındaki tehlikeler nelerdir…  gibi sorular meşgul etmiyor akıllarımızı. Çünkü bizlerin kurulu bir düzeni ve yaşantısı var. Kendimizi ailesi olmayan veya sonradan her şeyini kaybedip çocuk esirgeme yurdunda kalmak zorunda olan bir çocuğun yerine koysak neler yaşarız, neler düşünürüz. Zaten onların yerine kendimizi koyduğumuzda ne gibi sorunlar yaşadıklarını düşünmek hiç de zor olmayacaktır.

Kamile Özdemir Hanım’ ın kaleme aldığı “Kanatsız Uçanlar” kitabının editörlük çalışmasını yaparken ben işte bu empatiyi kitap çalışması boyunca yapma imkânı buldum. Zaman zaman Ebru oldum zaman zaman Sevim Hanım… Evlatlarını kendinden fazla düşünen bir annenin acısını da yaşadım, ailesiz kalan Ebru’ nun acısını da. Bazen ailesini doğru düzgün hatırlamayan Buse’ yle dertleşme olanağım da oldu. En acısı da kendi evlatlarımı koydum o kimsesiz çocukların yerine ve o çocuklar için yapmadıklarımın pişmanlığını yaşadım.

Tabii bu acıları yaşarken o çocuklara umut olan müdire hanımların olması insanı apayrı sevindiriyor. Yine ayakta durmaya çalışırken karşılarına çıkan yardımsever Osman amcaların olması bu tür çocuklara ne gibi yardımların yapılabileceğini gösteriyor, insana. Ailesiz yaşayan bir çocuğun sadece karnını doyurmak yetmiyor aslında. Ona umut olup hayata başlarken destek olmanın ya da yönlendirmenin ne kadar kıymetli olduğunu kitabı okurken anlıyorsunuz. Çocuk sahibi olmadan önce dünyanın en zor ama bir o kadar değerli varlığına sahip çıkmanın önemini kavramak gerektiğini okuyucusuna vermeye çalışıyor, yazar. Bir taraftan da halk olarak bu sahipsiz çocuklara hatalı bakış açılarını göstererek millet olarak girdiğimiz yanlışı anlatıyor, bizlere. Anneliğin ve babalığın, sadece evlatlık alıp o çocuğu ev sahibi yapmak olmadığını, insan gibi değer vermek gerektiğini de okuyucusuna hissettiriyor.

Dünyaya gelmiş her insanın yanlışı olabilir. Hatalı yollara sürüklenmek sahipsiz bir çocuk için çok da zor olmasa gerek. Peki, yanlışta gördüğümüz bu tür çocukları görmezden gelmek mi ya da ellerinden tutmak mı insanlığa yakışıyor? “Sen yanlıştasın!” demek kolaydır, yani “Araba devrilince yol gösteren çok olur.” Bu durumda devrilen arabaya yardım etmektir, asıl yapılması gereken. İnsanlığa yakışan ve imtihanın sırrı, çözüm yolları üretmektir. Başta da dediğimiz gibi birileri en ağır zaman dilimlerini yaşarken bizler yaşantımızda bir şey olmamış hâliyle devam edebiliyorsak diğer varlıklardan farkımız kalır mı? Kitabı okurken, okur işte bu tür soruları sorarak vicdan muhasebesi yapabiliyor. Belki de yazılan her kitabın okuru için sağlaması gerekeni yaptırtıyor.

Kitapta, bir genç kızın yaşadığı duygulardan tutun da böyle bir kıza iş imkânından evlilik hayatına kadar ne gibi ihtiyaçlar içinde olduğunu görebiliyorsunuz.  Ayrıca yardım etmek isteyen kişilerin de yolunu açması ve onları yönlendirmesi bakımından farklı bir yere sahip olacak gibime geliyor.

Bunların yanı sıra, kitap çalışmasını yaparken ailesi olmayan çocukları bekleyen daha farklı tehlikeleri düşündüm. Mafya eline düşmüş, suç işlemeye mecbur bırakılmış, çalıştırılıp üzerinden para kazanılan çocukları düşündüm. Ya da –olmasını kimse istemez de- yurtlardaki acıma duygusu olmayan idareciler tarafından hayatı zindan edilen çocuklar var mıdır, diye düşünmeden edemedim. Belki de başka bir “Kanatsız Uçanlar” kitabının yazılması gerektiğinin sinyalleriydi, bu düşünceler. Sadece kitapla kalmasın, dedim kendi kendime. Güzel senaryolarla beyaz perdeye veya tiyatroya taşınsa çok güzel olur, demeden geçemedim. Sahip çıkılmış ülkemin çocukları için hayır dualarla bitirdim, bu güzel eseri. Okuruna şimdiden iyi okumalar dilerim…

                                                                                 

                                                                                                 Ayşegül Maltepe

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here