Mektup

0
530

Merhaba…

Belki uzun bir zaman belki de hiçbir zaman…

Yüreğe göre mi bilime göre mi vaktin sınırlarını, çok ya da az, uzun ya da kısa olduğunu belirleyeceğiz? Bilinen bir şey var bilmediğimiz belki de bilip de idrak etmediğimiz. İdrak
etmek istemediğimiz… Nedir diye soracak olursak, sormayalım derim. Sormayalım ki kurcalanmasın bazı anılar defteri. Ve yakmasın her kurcalandığında satırlar… yaş düşürmesin gözlerimize. Ateş sarmasın göz bebeklerimizi…

Özlenen anlar vardır. Hani hiç bitmesin dediğimiz. Herkesin hayatında vardır o anlar. Bazıları o var olan kısacık anları özler bazıları da o anları yaşatan kişiyi. İşte burada kalbimle bir atışma yaşadık. Onu mu onun bana yaşattıklarını mı özledim. Bilmiyorum. Bildiğim bir şey var; gülüşünü duyunca, gülen gözleri aklıma düşünce nereye nasıl bakacağımı şaşırırım. Korku mu mutluluk mu bilemiyorum. Korku desek değil mutluluk desek değil. Nedir bu? Ne olabilir… Belki de hiç aklımıza gelmeyecek şeylerden biri de olabilir. Âşık olmak… Olamaz mı? Neden olmasın ki…

Aşkın ne olduğuna dair bin bir çeşit rivayet vardır. Herkesin kendine has bir tarifi… Kimse kimsenin tarifini ne kabul edebilir ne de ret edebilir. Çünkü herkesin kendine ait bir aşkı vardı. Bu tariflerin tamamı doğru da olabilir yanlış da… Hepsinin doğruluk payları gülüşünün beni hapsettiği ana kadardı. Ya da gözlerime bakarak “nasılsın” dediğin zamana…

Aşkın mayası nedir diye sorduklarında hiç şüphesiz “özlemek…” diyebilirim. Gönlünün yanması, gözlerinin dolması hepsi de bunlara birer sebepti. Kıskanmak dersen zaten başa en büyük belaydı. Sana zarar vermesin diye gözyaşlarımda sakladığım bir kıskançlık vardı. Aslında zarardan ziyade seni kaybetme korkusuydu. Üzer, kırarım diye… içime atmışımdır bir çok diyemediğim şeyi. Uzatmak gibi olmasın ama seni kıskandığım anların nelere sebep olduğunu öğrenmek istersen bir gün gözlerime bak istemsizce…

Kürdçe’de bir türkü var; “Senin yaptıklarını düşman yapmadı, neden bu kadar vefasızsın?”.

Yaptığına vefasızlık mı denilir bilmiyorum ama yüreği çok yakıyor. Uzak durman, uzak davranman ve karşında ya da bir yerlerde seni seven yokmuş gibi davranman yüreğimi çok yakıyor. Yüreğimin yanmasında değilim dostum, orada sen varsın. Sana bir şey olur korkusuyla gözyaşlarıma hakim olamıyorum çoğu zaman.

Böyle bir bilinmezin içinde bir bilinen varsa o da sana hasret kaldığım gerçeğidir. Bir gün, gece, gündüz ya da herhangi bir vakit yazıp: “Nasılsın?” desen, sadece desen ne kadar mutlu ettiğini tahmin edemezsin. Sadece sor. Merak ettiğin için değil maksat soru sorman. Hani başımızdan atmak için bazen sorarız ya bazılarının halini hatırını. İşte öyle sor halimi hatırımı. Ötesinde ya da derinliğinde değilim. Senden gelecek “Nasılsın” sorusuna o kadar hasret kaldım ki hasretlik denilen duyguyu sesimde, gözlerimde gör diye.

Dedim ya “Belki uzun bir zaman belki de hiçbir zaman…”
Bunun derdinde değilim. İyi ve mutlu olmanın her şeye bedel olduğunu biliyorsun. Ve kendine zarar vermeyeceğin kadar yaşaman dileğiyle. Bil ki hasret kalmanın acısını yaşamak için neredeyse her gece rüyamda gördüğümü söylemeye gerek yok. Ve her baktığım yüzde seni aradığım gerçeğini de senden gizliyorum şimdilik…

Okuyacağın ama sahiplenmeyeceğin mektupların başlangıcıydı bu. Kim bilir belki bir gün sahiplenirsin belki de hiçbir zaman açıp da okumazsın. Ama bilmelisin nutkumun tutulduğu yerde adın geçmiştir. Adın geçince nefes almayı unuttuğumu da gizlemiştim değil mi senden? Neyse başka bir mektupta yine dertleşirim seninle…

Kendine iyi bak ve fazlaca yakma yüreğimi, sen varsın orada…

Muhittin Uymaz Fotoğraf: M.U

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here