Çocuk Eğitimi ve Etkili İletişim 1

0
455

İnsanoğlu, dünyaya belli donanımla gelmiştir. Bu donanımlar, onun hem bu dünyaya ayak uydurabilmesi için hem kendi iç dünyasını belli bir düzende sürdürebilmesi içindir. Meselâ göz olmasaydı içinde yaşadığımız dünyayı bilemeyecek, tehlikelere karşı kendimizi koruyamayacaktık. Bu verilen nimetlerin sadece tehlikelere karşı faydası olduğu da düşünülmemelidir. İnsan gördüğü güzellikler karşısında mutlu olur, umut dolar, fikir üretir… Bir göz nimetiyle bu gibi değeri maddiyâtla ölçülmeyecek güzelliklere ulaşılır. İnsandaki donanımların bir anlam ifade edebilmesi, hiç şüphesiz beyne -algı merkezine- bağlıdır. Beynimiz; yanlışın, doğrunun, güzelin ve çirkinin ayrımının yapılabildiği yerdir. Beyin;  insanın duyduğu bilgiyi hemen işleme alır. Bazı bilgiler kalıcı olurken bazı bilgilerse kalıcı olamayıp arka belleğe gönderilir. İşte “öğrenme” kavramının başladığı nokta burasıdır. Aldığımız bilgiyi düşünmeyip sadece o anlık kullandıysak o bilgi arka belleğe yollanacaktır. Ama siz o bilginin nedenini veya niçinini sorgularsanız beyin o bilgi ile uğraştığı için bilginin unutulmaması sağlanmış olur.

Boş bir yazı tahtası düşünelim. Siz bu boş tahtaya anlamsız çizikler yaparak o tahtaya bir şeyler yazmış olursunuz ama o yazılanların bir anlamının olması beklenebilir mi? Tabii ki de anlamsızca atılan çiziklerin hiçbir anlamı olmayacaktır. İşte daha yeni dünyaya gelmiş, yeni yeni bir şeyler öğrenen çocuğun beyni o boş tahta gibidir. Siz o tahtaya bilinçli yazılar yazdığınızda çocuğunuz neyi, niçin yaptığını bilecek ve ona göre hareket edecektir. Çocuğunuza “yalan söylememelisin, kitap okuman faydalı olacaktır, verdiğin sözü yerine getirmelisin, çevreye karşı iyi ol…” gibi bilgi aktarımı yapabilirsiniz. Çocuğunuz sizin sözünüzden çıkmamak ya da size sevimli görünebilmek için bu söylenenleri yerine getirebilir. Peki, bu gösterilen davranışlar bir sonraki vakte kadar kalıcı olabilecek mi, bunu hiç düşündük mü? İşte asıl düşünülmesi gereken ve çocuğun daha kaliteli birey olmasını sağlayacak önemli nokta yani verilen bilginin düşündürülerek verilme noktasıdır.

  “Bu dünyada iki tür insan vardır: İyi insan ve kötü insan.” Çocuğa verilen bu bilgiyi çocuk alır. İyilik ve kötülük kavramını beyin hemen araştırmaya başlar. Beynin doğru yönlendirilmemesi durumunda da çocuk etraftan gördüğü olaylara ve kişilere göre iyilik ve kötülük kavramını şekillendirmeye çalışır. İyiliğin ve kötülüğün içini örnek ögelerle doldurmak gerekir. Kâinatın boşluk kabul etmemesi gibi çocuğun ruh dünyası da boşluk kabul etmez. Bu sebeple çocuğunuzu, yardımlaşma düşüncesiyle kopya çeken arkadaşına yardım etme çabasında ya da doğru söylemesi gerektiği yerde kendini iyi insan gösterme çabasıyla yalana başvurmuş hâlde bulabilirsiniz. İzahı yapılmayan bilgiler hayata yanlış şekilde geçecektir. Bu da toplumun yetiştirdiği neslin ahlâk açısından ciddi şekilde zarar görmesine sebep olması demektir. Nesil yetiştirmede, “Çocuklar sözlerinizi değil, ayak izlerinizi takip eder. Bıraktığınız izlere dikkat edin.”  ifadesi akıldan çıkarılmamalıdır.

   Çocuğa yapmaması gereken davranışların anlatıldığı gibi yaptığı iyiliklerin de düşündürülmesi gerekir. Yolda yaşlıya yardım etmesine fırsat verdiyseniz sonrasında bu yardımın o yaşlı kişi için ne kadar önemli olduğundan bahsedebilirsiniz. Ya da sıcak bir günde su bulamamış bir kedi için verilen suyun ne kadar önemli olduğunu ifade edebilirsiniz.  Böylece sorgulayarak yaptığı her şey çocuğun hayatında bir anlam ifade edecektir.

Bu izahlar yapılırken ortak dil kullanımına da dikkat etmek gerekir.

“ Eating it is not suitable for your health.”

“ Essen ist für ıhre Gesundheit nicht geeignet.”

Almanca ve İngilizce bilmeyen bir kişi bu cümlelerin, “Bunu yemek senin sağlığın için uygun değil.” demek olduğunu bilemez. İşte çocuğunda kendine göre bir dili ve iletişim şekli vardır. Aslında çocuğun içindeki yoğun merak duygusu bizde, onunla anlaşamadığımız hissini uyandırır. Meselâ yağmur yağınca her çocuğun yapmak istediği şey nedir? Elbette, çukurlara dolan suların içine ayaklarını sokmak. Ayaklarının ıslanıp ıslanmaması onun için önemli değildir. Önemli olan suyun içine girince ne olacağı merakının giderilmesidir. Ayaklarını ıslatıp hasta olacak korkusuyla ona engel olmaya çalışsak da başarılı olamayız. Bu onunla iletişime geçemediğimiz anlamına gelmez.  İşte bu gibi iletişimsizlik gibi algılanan durumlarda hem onun merakını tatmin etmeli hem de hastalanmaması için alternatif yol bulmak gereklidir. Böylece alternatif yollarla onun iletişim diline de cevap vermiş oluruz.

Duyguları tatmin edilmiş ve merakı giderilmiş çocuğa, bir şeyleri anlatmak daha kolaydır.  Çocuğun seviyesine ve ilgi alanına göre yapılan açıklamalar onun daha pratik düşünmesini sağlayacak ve onu üretken bir birey yapacaktır. Merakı giderilmemiş ve engellenmiş çocuklar ise ilerleyen yaşlarda etrafına karşı tepkisini kontrol edemeyen bir birey olarak karşımıza çıkacaktır. 

İşte bu örnek olaylar gösteriyor ki iletişimin en önemli noktası taraflardan birinin bir adım öne çıkarak iletişim problemini ortadan kaldırmasıdır. Anlatılan örnekteki gibi çocuğa su geçirmeyecek bir ayakkabı giydirmek ve ortak noktayı bulmaktır, asıl mesele. “Hayır!” demeyerek çözüm odaklı iletişim, yetiştireceğimiz bireyleri verimli, düşünen, çözüm bulan kişiler yapacaktır. Tabii, bunun yanında var olan eksiklerin de yapıcı bir dil ile onarılması çocuğa öz güven aşılayacak ve ayaklarının yere tam basmasını sağlayacaktır.

Bir yemek veya resim yaptığımızı düşünelim. Ortaya bir ürün koymuşsunuz ve insanların ne diyeceğini merakla bekliyorsunuz. Yapılacak eleştiri, “Yemeğin tuzu eksik, zeytin yağ ile yapsaydın, resimdeki renkler birbirine karışmış, anlatmak istediğini verememişsin…” gibi ifadeler ne kadar itici ve can sıkıcı öyle değil mi? Çünkü insanoğlu emek verip ortaya koyduğu bir şeyin mutlaka alkışlanmasını ister. Bu istek doğamızda var olan bir istektir. Peki, eleştirilmeden nasıl daha güzele ulaşacağız? Bu noktada yapıcı eleştiri veya yapıcı dil dediğimiz kısım bize yol gösterecektir. “Yemeğin baharatları damak tadına göre ama biraz tuzlu olmuş, sanırım.” “Resmin renk tonunu güzel ayarlamışsın fakat düşünce biraz soyut kalmış.”  şeklinde yapılan eleştiri ise insanın hiç de canını sıkmaz.  Hatta daha güzele ulaşmak için o kişiye azim aşılar.

Çocuk zaten egosu yönüyle kıyaslandığında bütün varlıkların egosunun önüne geçecek şekilde yaratılmıştır. Ona verilen “ego” onun kendi kendine dünyayı öğrenmesini ve savunma yeteneğini kazanmasını sağlar. Siz bu kadar çok egoya sahip bir varlığı kısıtlayarak sadece yanlışlarını söylediğinizde o çocuk belli bir zamandan sonra “Ben zaten hiçbir şey başaramıyorum, uğraşmama gerek yok.” düşüncesini sahiplenecektir.

Yetiştirdiğimiz bireylerin sağlıklı kişiler olması ağırlıklı olarak biz, anne ve babalara bağlıdır. Anne ve babaların yönlendirmeleri, onlara karşı tutumları ve onlara sarf ettikleri cümleler bir çocuğun nasıl eğitimden geçtiğini gösterir. Doğruların anlatılması kadar önemlidir eksiklerin uygun üslupla anlatılması. Onlar bizim ayak izlerimizi nasıl takip ediyorsa bizim onlara göstereceğimiz tavırlar, kullandığımız cümleler hatta yüz ifadelerimiz bile çocuklar tarafından taklit edilecektir. Onları, bizim aynamız olarak görmek sanıyorum kendimizi kontrol etmemizi sağlayacaktır.

Zeyneb Büşra

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here