Kendimle Baş başa…

0
289

Yeni insanlar ve yeni yerler tanımak güzeldir. Evet, haklısınız. Yeni yerler ile insanın hayatının bulunduğu çevre ile sınırlı olmadığı anlaşılır. Yeni insanları tanıdığınız zaman ise düşündüğünüz ve aklınızda var olması gereken insan profiline sahip kişiler ise mutluluk verir insana. Eğer zaten beklediğiniz performansı ve görüntüyü vermiyorsa ki iletişimde bulunduğunuz müddetçe sizi rahatsız eder.

Bazen vazgeçilmezleri olur insanın. Kurduğu bir hayat, hayatının da köşe taşları olur. Bir şeyler için bir şeyleri yerinden oynatmak istemez. İşte yine öyle bir çıkmaz ile baş başa kaldım. Ben de yeni bir hayat kurmak ve yeni bir insan tanımak, onunla hayatımı birleştirmek isterim. Gel gör ki her şey insanın istediği gibi olmuyor. Hayatın oyunlarından bir tanesi de zaten bu değil mi? İstetir bir şeyi ve ona ulaşabilecek tüm yollarını kapatır. Hani bazen insanın bir hatası sonucu tüm hayatı mahvolur. Ya da ne bileyim sağa gitmek için karar alması gerektiği yerde sola gitmeye karar almıştır. Bunun sonucunda hayatındaki istediği hiçbir şey neredeyse yerine gelmez. İşte benim de hayatımda olan birinden dolayı ne aldığım kararlar ne de yapmak istediğim şeyler yolunda gidiyor. Yani yolunda gitmesi kısmından geçtim, o yola bile çıkamadan türlü engellerden geçiyorum ve yine başlamak için karar aldığım noktaya geri dönüyorum. Sen bakma benim bu şekil konuştuğuma aslında ben de çok istiyorum gerçek manasıyla birini sevmeyi, onun yüreğinde olmayı ve her daim beni düşünecek beni sahiplenecek birisini. Ama yok olmuyor bir türlü. Yüreğimin her tarafını kaplamış, bedenimin her tarafına sirayet etmiş bir şey bu ölümsüzlük aşkı.

Bilmiyorum, onsuz ve bir başkası olmadan ne yapacağımı? Sadece onsuzlukta yanıyorum. Beni yakan ise yokluğu ya da aşkı değil benim saflığım. Ya ben çok bağlanmışım ya da o hiç sevmemişti. Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. O gittikten sonra bu yürek gerçek manasıyla kimseyi sahiplenmedi. Sevmedi. Âşık olmadı. Almadı kendine, yok olmadı onda. Bir başka gözde eriyip bitmedi, seslenirken bir başkası bu kadar kendinden geçmedi. Mükemmeliyet değil de ona gitmek için sanki sebepti.

Çıkmazlardayım…

Bilinmezlerdeyim…

Yalnızlıklardayım…

Hayatın baharında sonbaharı yaşadım sevgili. Evet, gittiğin günden beri yüreğimde yağmurlar durmadı. Sel oldum, çağladım taştım be sevgili. Neden gittin? Ağlatmaya ne gerek vardı? Tamam, belki haklısın gitmekte. Ona bir şey demiyorum. Giderken yüreğimi neden aldın. Sadece sen mi varsın dünyada? Bir başkasına gitmeye hakkım yok mu senin bir başka yüreğe gittiğin gibi? O kadar inandırdın ki beni kendine, gidemedim senden. Kahretmene rağmen gidemedim. Bu kadar yaktığını gördüğüm halde gidemedim be sevgili. Bir ateş yaktın sevgili odunu kalbimdi. En derinine yüreğimi attın ve çekip gittin. Bir sevda çukurunda yaktığın ateşte yüreğimi yakıyorsun. Mutlu musun sevgili?

Yeni şeyler. Yeni insanlar. Yeni yerler. Evet, herkesin hakkıdır bunları yaşamak. Ama yaşadığım anlardan birinde yüreğim gitti be güzel insan. Hissedemiyorum yaşadıklarımı da yaşayacaklarımı da. Onu tanıdıktan sonra, onun var olduğu yeri gördükten sonra ve onunla yaşadığımız ve benim adına aşk koyduğum şeyi yaşadıktan sonra hiçbir şey tat vermedi. Evet, işte onu tanıyıp gördükten sonra hayatımda hep böyle yazılarda kendi kendime konuştum. Bir başkasıyla ne dertleşebildim ne de bir şeyler yaşayabildim. Onunla o anları yaşayıp o gittikten sonra sanki tüm insanlar üç beş günlük sohbet için varlar gibi geldiler bana. O gittikten sonra başlamak isteyip de başlayamadığım birçok şey var.

Bunlardan en önemlisi ise kendime ondan sonra yeni bir hayat kurma başlangıcıydı. Yok, bunu bile başaramayan ben, sana nasıl gel başlayalım diyeceğim, ya da başlamak için karar alacağız. Hep niyet ediyorum yeni bir başlangıca ve hep niyette kalıyorum. Ne durabiliyorum başlamak için ne de adım atabiliyorum.

Evet, o gittikten sonra hep böyle kendi kendime dertleştim. İnanamadım kimseye, alamadım yüreğime. Hep de zararı ben yaşadım. O olmadan bir hayata razıyım. Fakat onun olduğu yüreğe bir başkasına gel demeye razı değilim. İşte ben de böyle çıkmazlardayım.

 Bilmem anlatabildim mi kendimi aciz kalan yüreğimden düşen nağmelerle.

Yorgunum…

Savaşta; günlerce, haftalarca çarpışıp cephe gerisine düşmüş yaralı bitkin ve çaresiz asker gibi yorgunum. Her şeye ama var olan her şeye karşı mesafeliyim. Her şey, herkes bana zarar verecekmiş gibi uzak duruyorum her şeyden ve herkesten. Yaralı bir yüreğimle veriyorum mücadelemi. Sabırdan bir şey, umuttan zerre kalmadı içimde. Bilmiyorum ama yorgunum işte. Bir köle gibi reisimin her şeyini yaptıktan sonra ki bana çekilebilirsin dedikten sonraki hali gibiyim.

Yükünü taşıyan ve yapması gerekenler için sabreden bir hamal gibi yorgunum. Taşıdığım yük yoruyordu. Ağırdı, kaldıramıyordu artık yüreğim. Çünkü sevda yüklüydü. Bir karınca misali ezildim yükümün altında. Bedenimden küçük, yüreğimden çokça büyük bir yük vardı. Onun gözlerinden emanet kalan, varlığından geriye kalan bir yüküm vardı. Yüküm ağırdı, çünkü sevdası vardı heybemde. Akan bir nehre karşı kulaç açıyorum tüm kaybolan umutlarıma ve sabrıma. Evet, akıp gitmişti hepsi onun bir sözüyle.

Vedalar yordu yüreğimi.

Zaten tüm vedalar onun vedasına eşit bile değildi.             

Yordu beni onun vedası.

Muhittin Uymaz                                                                 Foto: Z.Ü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here