Kalbiyle Söyleşen

0
308

Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.

Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları

Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları

Konuşurlar

İsterler

Susarlar

Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi

Ev meslek iş para geçim diyerek

Düşünün şimdi bir de

Şehirlerde kasaba ve köylerde

Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu

Ne de güzel ve derinden dökmüş kelamları mısralara üstâd Zarifoğlu..

Sanki bugün insanların kalpleriyle söyleşecek vakitlerinin olmayacağından ta o zamanlarda haberdarmış gibi…

Hissiyatın merkezi, duyguların hanesi olan kalbimizi dinlemeye ısrarla davet eder gibi…

Sahi ne zaman kaybettik kalp dilimizi? Duyguları bir kenara sıkıştırıp hangi vakit örttük üzerlerini? Sesi çıkınca kafamız karışır, mantık kontrolünü elden kaçırırız korkusuyla da sıkı sıkı bantladık kalbimizi.

İnsan.. duygularıyla var olan..

Duygular.. Varlığı ile insanı insan kılan..

İnsan; hisseder, düşünür ve davranır. Bu üçgenin tepe noktasında duygularımız yer alır. Lakin en çok ihmal ettiğimiz taraf da aslında burasıdır. Çünkü bulunduğumuz dönemde duygular zâfiyet olarak kabul edilip köşelere atılıyor. Karanlık köşelerde kaybolan duyguların yerini aklın alması için bin bir telkin veriliyor. Lakin şu kabul edilmesi gereken bir gerçektir ki; düşünceler duygularla var olur. İnsanı insan yapan, şahsiyetimizin şekillenmesini sağlayan en büyük etken, hissettiklerimiz yani duygularımızdır.

Zannederiz ki en büyük ihtiyaçlarımız yemek, içmek, barınmaktır. Hepsinin üstünde bir ihtiyacımız vardır ki bu da hayatımıza bir anlam katmaktır. Bir olaya, bir fiile anlam katan şüphesiz ki o esnada hissettiklerimizdir. Sevincimizdir, hüznümüzdür, heyecanımızdır, telaşımızdır. Geçmişe dönüp yaşadığımız anıları hatırlarken, günümüze ulaşan şey o an düşündüklerimiz değil hissettiklerimizdir. Yıllar öncesinin sevinci bugün de dolabilir içimize. Aylar önce hüzünlendiğimiz bir şeye bugün gülsek bile bir burukluk taşır derinlerinde. Çünkü duygular çürümez. Düşüncelerimizin tazeliğini muhafaza eden de yine hissettiklerimizdir.

Duyguları, davranış gibi algılamak sık yapılan bir hatadır. Bir davranışı yapmayı ya da yapmamayı seçebiliriz lakin bir duyguyu hissetmeyi ya da hissetmemeyi seçmemiz mümkün değildir. Düşünceler, duygu değişimi ile şekil alabilirken; hissettiklerimizi düşüncelerimizle değiştiremez, üzerini örtmekten öteye geçemeyiz.

O vakit ne manası vardır duyguları köşelere atmaya, köşe bucak saklamaya, sesini kesmeye çalışmanın?

Özgür bırakın duygularınızı. Sevdiğiniz zaman haykırın, üzüldüğünüzde ağlayın, heyecanlanınca coşun, mutlu olduğunuz zaman gülün. Hâkim olun öfkenize, her durumda bağırıp çağırmayın lakin haksızlık karşısında da susmayın. Yönetmeyin duygularınızı. Üzerlerinde hâkimiyet kurmaya çalışmayın. Düzenleyin yalnızca. İfrata veya tefrite kaçmadan, olması gerektiği ölçüde yaşayın tüm duygularınızı. Örtmeyin üstünü. Zira duyguları örtmek şahsiyetinizi yani kendinizi diri diri gömmektir.

Bırakın da kimliğini bulsun karmakarışıklığınız. Bırakın hayatınız anlamına varsın..

Ve

Bir kalbiniz vardır onu “hatırlayınız”

Düşünün şimdi bir de

Şehirlerde kasaba ve köylerde

Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu

Erva Altun

(* Cahit Zarifoğlu’nun aynı isimli şiirinden.)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here