İzlenilen Yaşamlar…

0
2213

Hayat yaşanılan kadar mıdır?
Yoksa yaşamımızda ki insanlarla yazılan senaryoda oynadığımız kadar mı?
Yaşama dair kelamlar sorguluyor zihnimi
Ve yeryüzündeki acıların hepsi seyir defterime kazınıyor.
Ayrılıklar, hasretler, yokluklar, ölümler, vazgeçişler, özlemler unutulmalar, hırpalanmalar, acılar, çığlıklar…
Hayatımız hep ikilemlerde geçiyor.
Çelişkiler içinde iki hayat yaşıyoruz.
İki hayat, iki savaş, iki kavga ve tek insan…
Evet her şey ikilemde ama yüreğin derinlerinde özlenilen tek insan vardır.
Belki özlenmekten bile bihaber..
Ve bununla birlikte tekrar bakıyorum yaşama, insanlara..
Sonra bir şeyi fark ediyor gözlemlerim;
Yaşamımızda bize hep “bir şeyler” diyenler oluyor.
Ama dikkatle izleyince görüyoruz ki bizlere “bir şeyler” diyenler sadece konuşanlardır aslında.
Yaşayamadıklarını, konuşamadıklarını, mutlu olamadıklarını, hayallerini başkalarında görüp yapamadıklarını konuşanlardır o kişiler..
Ulaşamadıkları hayatlara, erişemedikleri umutlara hep uzaklardan bakanlardır..
Ve bizler hayatımızın çoğu anında her şeyi açıklayamayız.
İnsanlar olumsuz olarak yaşadığımız ve sergilediğimiz fiilleri kastî olarak yaptığımızı düşünebilirler çoğu zaman lâkin bilmezler ki yaşamdaki çoğu şey kolay kolay açıklanamaz.
An gelir tüm açıklamalar yerini bulurken an gelir lisanlar sükûta erer.
Ve insan açıklanamayanı yaşayandır aslında..
Hepimiz hayatı yaşıyoruz ve hepimiz söylenilen sözler ile, yapılan fiiller ile ve şahit olduğumuz yaşantılar ile bir dünya oluşturuyor sonrasında da bu dünyada tekrar tekrar senaryo değiştiriyoruz.
Bizim senaryoya dahil ettiklerimizin dışında katılım sağlayanlar bazı anlar da bize senaryoyu baştan yazdırabiliyorlar.
Sebebi açıklanamayan sözler veyahut hep bahsi geçen “bir şeyler…”
Gönülden anlayan insanlar için lisanın çokta bir önemi yoktur, onlar için en önemli unsur yüreğin ne konuştuğudur .
Yürekte yazılan kelamlar ilk gözlerden okunur sonra lisana sunulur.
Lisanla harmanlanan bu hakikatler umuma açılır lakin bu ummandan sadece derya ilmine sahip olanlar pay alır.
Fakat bizler insan olarak hep “bir şeylere” inanma ya da kendimizi “bir şeyler” söylemeye mecbur gibi hissettiğimiz için gönül insanı kıvamına gelmekte zorlanırız.
Bilemeyiz en güzel cevabın ya da en muazzam ahengin sükûtta saklı olduğunu..
Sükûta erişmek insanlara göre bir bilinmezlik iken gönül insanlarını en güzel makam-ı deryaya ulaştırır.
Yaşamı izlemeliyiz, insanları tahlil etmeliyiz, kendimizi tanımalıyız, kendimizi tanırken adaletli davranıp, olumsuz fiillerimizi gözden geçirerek onları düzeltmek için çabalamalı ve çabamız mahiyetinde örnek teşkil etmeliyiz.
İzlediğimiz yaşamdan, yaşanılanlardan, yaşanmaya sebep olanlardan ders çıkarmalı ve yüreğimize en derin nakışlar ile kaydetmeliyiz.
Yaşadığımız hayata dair kaideleri bir hülasa edip işlemeliyiz. Örneğin;
Bu hayat bizim, bu gerçeği hepimiz biliyoruz ama atladığımız bir hata var;
“Bizim olan hayatımızın yarısından fazlasını başkaları için yaşıyoruz.. ”
Hataların farkına varıp çözümler için çabalamalı ve inandığımız dava da her zaman hakikate adım atmalıyız.
Unutmamalıyız ki;
Hakikat penceresinden çıkan her nefes bir ses ve her fiil bir sanattır.
Beyza Nur Öztürk

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here