KAYBI KAZANMAK

0
51
reklamlar
Yazı arası Reklam

Bir yerden bir yere giderken cam kenarına başımı yaslayıp, bana büyük bir musibet gelirse nasıl içinden çıkacağımı, nasıl sabredeceğimi düşündüm uzun uzun. Annemi, babamı, çok sevdiğim başka kimseleri, bir uzvumu, işimi, itibarımı, onurumu kaybetsem… Nasıl başa çıkabilirim acaba? Biraz zor görününce cevabı bıraktım düşünmeyi, inme vakti de gelmişti zaten. Bir yolculuk ardında bana büyük bir soru bırakmıştı, cevabını bekliyordu, aslında yolun bir şeylere ulaştırdığını düşünürdüm ama bu sefer yol bana başka yollar açtı…
Meslektaşlarımla kendi içsel yolculuğumuzu sağlayan, onarılmamış sağlıksız parçalarımızın sağlıklı hale dönüştürüldüğü terapi serüvenimize başladık. Gruptan bir kişinin gençken bir bacağının diz hizasından kesildiğini ve protez bacak kullandığını öğrendik. Hepimiz için oldukça şaşırtıcı fakat o kadar da hayatın içinden bir andı…
Bir kayba nasıl tahammül edebileceğim sorusunun cevabını çok geçmeden almak mucizesiyle karşılaşmıştım.
Toplum olarak azlığı, farklılığı, eksikliği, bozukluğu pek sevmeyiz. Topyekun mutsuzluğumuz topyekun mükemmeliyetçilik algımızdan doğmakta. Bizden birazcık farklı olsa uzak durmaya başlarız. Az olsa biraz yetinmeyiz, eksik olsa kınarız, farklı olsa kendimizi yüceltir onu dışlarız, bozuk olsa illa bir hadsizlik yapar düzeltmeye çalışırız.

İşin en can alıcı noktası da, birinde eksik olan birşeyi görünce biraz acıyıp üzüldükten sonra , iyiki bende öyle değil diyerek enaniyet dolu bir şükür duası yaparız. Peki ya olursa? Evet, onu da düşünürüz tabi ki, ama şimdi yok ya, olma ihtimalini bize gösteren tüm ‘eksik’ insanlardan uzak durur narsizmimizi besleriz.

İnsan düşünmeli, kayıp eksiklik mi demek yahut eksiklik bir kişinin bu hayattaki en büyük kaybı mı? Bir uzvunu kaybeden birine ah iyi ki benim başıma böyle bir şey gelmedi diye içten içe sevinmeden ve ona acımadan bakabilmek yüceliğinde bulunabilmek ne ulvi bir erdem.
Protez bacaklı bir insan gördüğümüzde, yahut kolu olmayan bir adam, yahut kötü giyinimli, sefil içimizde akan şeyi durdurabilmeliyiz. Ona o özelliğiyle değil de bir bütün olarak bakabilmeliyiz. Sonuçta hepimiz birbirimizden çok çok farklıyız. Yaratılıştaki farklılıklarımızı bir kayıp veya eksiklik olarak algılamıyorsak, kişinin sonradan başına gelen hadiselerin ceremesini onları yok sayarak ya da kendilerini aşağılık hissettirerek çektirmek ne acı.
Hayatını ‘anlamak üzerime kuran’ birçok insan bir eksikliğe ya da zorluğa -bende Allah’tan o durum yok, şükredeyim- gibi salt, sahte, basit ve geçici haz ile bakmaktansa ; bir eksiklikle nasıl başa çıkıldığını görmek, eksikliğin de güzelliklerini görebilmek şeklinde bakabilir ve bakmakta.
Nitekim o grup yaşantımızda da, bizim için kıymetli olan kişinin hayatını kolaylaştıran o mekanik uzva onun bir parçası gibi bakıp, yabancısılamadan sevebildik. Bunu yapabildiğimize biz bile şaşırsak da…
Hepimiz yapabiliriz.

Bizden olmayanı daha fazla sevebiliriz. Toplumun birliğinden ancak bu şartla söz edebiliriz.
Güzel, barış dolu günlere…

Ravza Nur Ezer

Yazı altı reklam

CEVAP VER