Bilmek

0
612
reklamlar
Yazı arası Reklam

“Hiç Bilenlerle Bilmeyenler Bir Olur mu?” (Zümer Suresi 9.Ayet)

Ayeti-i Kerime de buyrulduğu gibi bizi yoktan var eden Kainatın sahibi Allah (c.c) elbette ki bizi bizden daha iyi bilendir. Kitabımız rehberimiz olarak donatılmış bütünüyle hayat nizamımızı ölçü almıştır. Ve ilim öğrenmenin farz olduğunu ilan etmiştir. Kur’an-ı Kerim yalnızca ibadetler kitabı değil, aynı zamanda sosyal bir bütünlüğün ana maddelerini de bize öğretmektedir.

Peygamberimiz: “Beşikten mezara ilim öğreniniz” hadisi ile bizim yolumuzu belirlemiş oluyor. Böylece bu dünya hayatının sadece eğlence ve yaşamaktan ibaret olmadığının farkına varabiliyoruz. Aslında bütün mesele neler yapabildiklerimizin, neler yapmamız gerektiğinin, olayların geliş ve sonuçlarının farkında olabilmemizdir.
Allah u tealanın en kıymetli armağanı olan akıl melekesini nerede ve nasıl kullanacağımız çokça önemlidir. Sonuç itibariyle düşünerek hareket etmek bilen kişilerin ve akıl sahibi kişilerin işidir. İnsanın kendini, yani insanı bilmesi ve tanıması matematiksel işlemler yaparcasına problem çözebilmeyi öğrenmek gibidir.Bu da zaman, tecrübe ve aklı kullanabilme becerisiyle mümkündür.

Yaşınız kaç olursa olsun öğrenmenin sınırı yoktur. Boş geçirilen her dakikanın büyük bir zaman kaybı olduğu bilinmelidir. Neden mi? Çünkü bize verilen ömür sermayesi sınırlıdır ve elimizden çabuk geçip giden bir kavramdır. Bu sebeple her yeni gün ufka açılan bir penceredir. Sizin hangi pencereden nasıl baktığınızla hayatınız şekil alır. Okumak, öğrenmek, anlamak, hayatımıza tatbik etmek insani vazifelerimizdir. “İşi ehline veriniz” ifadesi hangi işle meşgul iseniz o işin ehli olmalısınız sonucunu doğurur. İyilik ve yardım ederken dahi belli bir mesleği ve sanatı olanlara yardımın, sanat sahibi olmayanlara yardım etmekten daha önde geldiği ve daha üstün bir iyilik olduğu bilinmektedir. Bu da Hz.Peygamber sav’in sanat ve meslek sahibi olmaya teşvik ettiğini gösterir. Mesuliyet sahibi olmak, sorumluluklarımız iyice bilmek cesaretimizi kamçılar ve kendimize olan güvenimizin farkındalığını artırır.
Akıl sahipleri elbette düşünürler, idrak ederler, kainatı keşfederler, kendi derinlerini ölçerler. Böylece varlık sebeplerini öğrenirler ve öğrenmenin tadını ta iliklerine kadar hissederler. İşte asıl olan budur!

İslam dini okumaya, öğrenmeye büyük önem vermektedir. Cehalet iki dünya saadetimizi de gölgeleyen ve hayırlı sonucu elde etmemizi engelleyen bir olgudur. Zira bilen, sorunlarına çözüm arayabilir, düştüğünde kalkmasını da bilir. Bunalıma ve depresyona girmeden her şeyin Allahtan geldiğini düşünür işin özünü kavrayabilir. Olabilecek sıkıntıları önceden kestirebilir, ilim ve bilim terazisinde tartarak anlayışını ve ferasetini kuvvetli hale getirebilir. Çözüm odaklı olur, kendisinin ve çevresinin hakları adil bir şekilde koruyabilir. Bunu yaparken de sızlanmadan güçlü ve idealist bir şekilde hareket eder. Ve bilir ki en küçük iyilik dahi Rabbinin katında kaybolmaz. Nihayetinde o iyilik onu misliyle gelir bulur. Her yaptığı işte Allah’ın rızasını gözetirse bütün dünyalık işlerinin de ibadet hükmünde olduğunun hazzını yaşar. Bu da iki cihanda da saadete erme sebebidir. Müslümanlar huzur işçileridir ifadesi ile güne başlarsak önce iç huzurumuzu tesis etmiş oluruz. Sonra etrafımıza da bu ışığı yansıtabiliriz.

“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz,
Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.”

“Yüzler var ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.” (El-Kıyame 22) Önce öğrenmek sonra ihlaslı bir kalp ile yaşayabilmeyi hayatımızın şiarı edinmeliyiz.
İki cihanda da yüzlerinizin aydınlık olması temennisi ile..

Selam ve Dua ile
Emine GENÇ

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikKAYBI KAZANMAK
Sonraki İçerik

CEVAP VER