Yolcu

0
120
reklamlar
Yazı arası Reklam

Fikir paylaşmaya değer insanlar oldukları üzerine güzel sözler sarfettikten sonra bir kitap önerdi önce başlayan ardından gelene… Toplamda birlikte okuyup konuşmayı tasarladıkları üç kitap olmuştu…
Üstad,
“Fikir denizinde beraber yüzmeyi teklif ediyorum.”
Yolcu,
“Sizinle her daim.”
……sessizlik.

Yolcu,
“İnsan ummanlara, boğulmayacağı insanlarla açılır.”
İkisi de denizi çok seven iki yolcu. Birisi kıyıdan biraz daha fazla uzaklaştığı için ışık tutuyor geridekine. Bu sebepten ona en çok üstad demeyi belledi, karanlıkları bol olan talebesi.
İnsanlar neden hep birilerine sorar. Neden kendilerinden daha üst mercilerden onay almak ister. Kitaplara, olaylara, insanlara koşar. Çözene kadar zihnindeki meseleyi, türlü reçetelere başvurur, denenmiş denenmemiş…
Erdemdendir, soru sormak; bilgisinin azlığını kabul etmek, her an yeni birşey öğrenmeye açık olmak… İnsan arkasından kollayanı, şöyle kulaç at, nefesini böyle al diyeni varsa daha kolay açılır ummanlara. İşin içinden çıkamadığında ipin ucunu tutabileceğine inandığı insanlar varsa daha kolay dalıyor bilgi deryasına…
İşte tam da böyle.
Üstadı arkasından bakan yolcu daldı ummana.
Bakalım ne çıkacak denizden?

İnsan sıfatın layık olmaya çalışan bir beşer olarak söyleyebilirim ki, bu hayatta insanın en çok aradığı şeyler: güven, sevgi ve samimiyettir. Bunların varlığına olan inancı, hayata tutunmasını hatta bazen hayattan uzaklaşabilmesini sağlar. Kendimize ve diğer tüm insanlara güven duymak, sevmek-sevilmek, bunları açık yüreklilikle göstermek ve görmek yani samimi duygularla dolmak hayatta kazanacağımız en değerli mutluluklardandır.
Bu yüzden ilişkilerimizden bahsederken sık sık bu kelimeleri kullanırız. Halk içinden, “fikrimiz ne ise, zikrimiz de o” olur. İyi de olur aslında. Ya ikisi bambaşka olsaydı? Öylesi de var tabi. Yakınlık isteyip herkese uzak duran, güven isteyip yalanlarla bezenen, samimi ol deyip yapmacıklıkla donanan tutarsız kimlikler…
Tam tersi de var. Güven veren, seven, doğal kişilikler… Bu insanlar kendileri gibi insanlarla karşılaştığında öyle güzel yol arkadaşı olurlar ki sanırsın birlikte dünyaya gelmişler. Yan yana oldukları her an ‘kendileri gibi olmak’ ve ‘diğerine uyum sağlamak’ arasındaki o ince dengeyi öyle güzel sağlarlar ki, ne kendileri ne ilişkileri yorulmuş, tebessüm çehreli bir muhabbet oluşmuş…

Kendilerine benzemeyen yani o saf hallerini koruyamayan insanlar ise bu kişilerden ya onları kötüleyerek uzak dururlar ya da onlardan korkarlar o yüzden geri adım atarlar. Çünkü onlar için vermek zordur, sevmek zor, dürüst olmak daha zor hele bir de olduğu gibi görünmek daha daha zor. Kendi gibi olabilen insanları kandıramaz kimse bir de bilirler. Onların neyi sevip neyi sevmediği bellidir, korkuları ayandır, sözleri gerçektir, yapmacıklığı sezerler, göz boyamalarına karınları toktur, en zengini de fakiri de insandır gözlerinde, üç beş kuruşa tamah etmezler, kızı-erkeği fark etmez şekile önem verip büsbütün şekilci olmazlar. Daha bir çok özellik sayabiliriz tabi…

Velhasıl diyelim, hayatını ‘kendi gibi olmayı başararak’ idame ettirmeyi öğrenmiş bir insana gerçek olmayan hislerle yaklaşılmaz, bu yüzden az insan vardır hayatlarında, böylesi de iyidir.
Benim daldığım umman, -üstadım gözlerken ve yol gösterirken ışığıyla- insanın insandan ne beklediğiydi… Birkaç kulaç attım ve çıktım, selamet içinde.
Dilerim benim yolculuğum da sizi başka başka ummanlara götürsün. Selametle…

Yolcu: “ Üstadım, nasıldı yolculuğum, çok derinlere dalmadım değil mi. Kulaç attırır mı acep başka başka yolculara?”
Üstad: …… “Bekle, bekle ve gör. Acele etme, yaşamın önüne geçme. “


Ravza Nur EZER

Yazı altı reklam

CEVAP VER