Hastane Koridoru

11
3327
reklamlar
Yazı arası Reklam

Bir hastane koridoru
Uzunca bir mücadeleyi takip eden mermerler
O mermerde gezen nefesler
Ve ilerleyen nefeslerin şahit olduğu yaşantılar…
Hayatın gerçeklerini görmek istiyorsanız size iki yer tavsiye ederim.
Biri mezarlık diğeri hastaneler… İliklerinize kadar hayat denilen serüvenin gerçeklerini hissediyorsunuz.

Bir hastane serüveni ile karşınızda bugün ki yazım.
Bu seferki öyle bir iki günlük değil, haftaları belki de ayları alan bir yaşam mücadelesi.
Kimse bu koridorlara gelene kadar hiç düşünmemiştir, olur da bir gün gelmek zorunda kalırsam diye.. Ya da kimse hayal etmez bir gün, şuan muazzam şekilde kullandığım vücudum olur da durursa diye.

Ama…

Hayat işte bir saniye sonramızı dahi bilmiyoruz. Buradaki herkes yaşadıkları bu imtihanları hiç düşünmeden buraya düştüler. Bilmediğimiz bir serüveni yaşıyoruz aslında. Ama bu yaşadığımız serüvende ipuçları olduğunu unutuyoruz. Biz o ipuçlarını göremiyoruz, çünkü hayatın bize sunduğunu sınav kağıdına bakmayı değil de sınav esnasında etrafı izlemeyi tercih ediyoruz. Kâğıda baksak gelecek ipuçları. Zira herkesin sınav kâğıdı şahsına göre yazılmıştı.
Evet, sizlere bu sessiz koridorlardan çıkan birçok edebiyat nameleri yazabilirim. İçi acıtasyon dolu olan edebi hüzünler yazarım mesela.. Ama bu sefer yaşanmışlıklar ile geleceğim karşınıza.. Hikâye çok ama ben bu sefer en derinini paylaşacağım sizlerle.

Size Semra Abladan bahsedeceğim..
Semra abla Bursa’da bir fizik tedavi hastanesinin 24 numaralı odasında tek başına hayata tutunan büyük bir nefer. 5 evladı var ama şuan hiçbiri yok. Bir kaza sonucu bir eli ve iki ayağını kaybedip bu hastaneye düşen, elinde kalan son paralarını yaşama tutunmak için harcayan ve her kelimesi bir ders niteliğinde olan bir abla.
Semra abla ile hastanede yanlışlıkla yada bir tevafuk üzerine tanıştık bilmiyorum..
Bir gün tıpkı hastane hemşireleri gibi o nice yaşam müdahalelerine şahit olan koridorlarda tabiri caizse volta atarken derinden ve acı bir çığlıkla karşılaştım. Birkaç gündür benzer şeyleri yaşadığım için çığlık seslerine alıştım aslında ama alıştığımı sanmışım belki de.. Koridor boyunca günün her saatinde bu çığlıklar geliyordu ve belli bir zaman sonra hasta yakınları koridorda kulaklıkları ile gezmeye başlıyorlardı. Ama bu duyduğum çığlık çok başkaydı.. Biz fizik tedavi merkezindeydim fakat gelen çığlık vücudundan duyduğu bir acı için değildi sanki.. Çok başkaydı. Bunu oradaki birine sorsam; “Yok be kızım her gün duyduğumuz çığlıklar nesi değişik?” diyecekler ama bir kez dikkatimi çekmişti ve bu çığlığın sahibi ile tanışmak için fırsat kollamaya başladım.
Fizik tedavi seansları bitti, hastalar odalarına çekildiler. Bende Semra ablanın yani o çığlığın sahibinin hangi odada kaldığını öğrenmek için tüm odaları gezmeye başladım. Tabi daha ismini bilmediğim için o uzun koridordaki tüm odaları gezmek durumunda kalmıştım. Aldım elime birkaç hediyelik ürün ve gezmeye başladım odaları. Bir yandan da iyi oldu sanırım, ellerimdekini görünce tüm hastalar çok mutlu oldular. Sanki bir çocuk gibi hediye alışlarına sevinç gözyaşları dökenler bile oldu.

Odaları gezerken içim çok tuhaf oluyor, sanki her oda bambaşka bir hayata açılıyordu. Bir yazar olarak her oda için bir hikâye yazsam romanları bile geçer sanırım. O kadar acı dolu, o kadar derin hayatlar var.
Ve 24 numaralı odanın önündeydim. Diğer odalarda hissettiğim duygulardan daha farklı bir duygu vardı içimde. Birkaç saniye durdum, sonra kapıyı çalarak açtım ve karşımda Semra abla… Sevinçten göz bebeklerim büyümüştü ama o bunun farkında değildi. Zira onu aradığımı bilmiyordu. İçeri girdim;

“Buyur kime baktın kızım.” dedi çehresindeki o ağır yorgunluk ile.
“Kızım.?” o kadar derinden söyledi ki sanki o kelimesi bile bir hikaye anlatır cinstendi. Neyse, artık bir şeyler demem gerekiyordu yoksa Semra abla beni onu izleyen bir deli zannedip kovacaktı. 

“Selamun aleykum ben 19 numaralı odada kalıyorum. Bugün koridorlardaki çığlıkları hepimiz duyduk kimisi bizden kimisi başkasından. Ama sonuç olarak herkes çok yoruldu biraz ferahlık olması için âcizane birkaç hediye ile odaları gezmek istedim. Zira şuan bu koridorda tek genç ben varım birazcık hakkını vermek istedim. Sizi de bu yüzden rahatsız ettim. İstirahattesiniz biliyorum ama çok uzun durmayacağım inşallah ” dedim

Evet, cümlemi tamamlamıştım vee Semra ablanın vereceği tepkiyi büyük bir heyecanla bekliyordum.

” Hoş geldin kızım ne iyi yaptın. Sizler gibi gençler bizlerin hem umudu hem de mutluluğu oluyor. Gel otur bakalım şöyle birkaç kelam edelim. Zaten şuan kimsem yok canımda pek sıkılıyordu belki de duam hürmetine gönderdi Allah seni.” dedi.

O an ki mutluluğumu sanırım anlatamam. Semra ablayı dinleyip hemen içeri girdim ve sol köşesindeki eskiden bozma koltuğa oturdum.

” Anlat bakalım kimsin, nesin, nereden gelirsin. Kendin için mi buradasın diyeceğim ama pek sağlam duruyorsun? ” dedi.

“Adım Beyza Nur, annem için buradayım, İstanbul’dan geldik. Rabbim beklemediğimiz bir anda imtihan lütfetti. Bizde ana duası almak için düştük yola. İnşallah şifa ile çıkacağız.” dedim.

Kelamlarımı ederken sanki beni benden daha iyi biliyormuş gibi tepki veriyordu. Ben de yıllardır derttaşımmış gibi anlatmak istiyordum her şeyi. Öyle bir bakıyordu ki; ”Anlat kızım anlat ben dinlerim belki de çözüm bulurum hiç yargılamam.” der gibiydi.

” Nur kızım… İsmin ne kadar da güzel… İsminin anlamı gibisin maşallah sana. Bir şey soracağım tek mi geldin buraya? Yani sadece annen ve sen mi?” dedi.

“Evet annem için geldim neden şaşırdınız? ” dedim.

“Sen ne hayırlı bir evlatmışsın Allah herkese nasip etsin. Ah be kızım şimdiki gençlerin halini bilmez misin değil anneye babaya hastayken bakmak sağlıklı iken bile yüzüne bakmıyorlar.. Sen bu yaşında anneciğin için oralardan gelip bir dua hürmetine şu zorluklara tek başına göğüs geriyorsun. Seni yetiştirenlerden Rabbim razı olsun.” dedi.

“Lafınızı keser gibi oldum ama İsminizi lütfeder misiniz? ” dedim.

“Affedersin kızım haklısın seni tanıyayım derken kendimi unuttum ben Semra. Aslen nereliyim bende bilmiyorum. Ama yıllardır bu hastanedeyim onu biliyorum. Gördüğünüz gibi sağ elim ve iki ayağım yok. Bir kaza sonucu bu hale geldim. Hâlbuki çok hayırlı bir yere giderken Rabbimin lütfu ile ya 3 ya da 4 dakikada bu hale geldim. Öyle işte benim hayat hikâyem çok anlatıp seni yormayayım.” dedi.

“Estağfurullah Semra abla. Bir itirafta bulunmak istiyorum. Bugün koridorda sizin o derinden gelen çığlıklarınıza denk geldim ve çok dikkatimi çekti sizle tanışmak istedim lakin o an tedaviyi bölemezdim bende bekledim ve odaları gezerek sizi buldum. Yani hayat hikâyenizin çok derin olduğu o çığlıklardan belliydi o yüzden ben sizi dinlemeyi çok arzu ederim. Tabi sizi yormayacaksam.” dedim.

“Beni nasıl mutlu ettin bilemezsin. Ne kadarda derin düşünen birisin. Herkes anlamaz. Başkalarına göre kulak tırmalayan bir sestir çığlık ama sen ince noktayı bulmuşsun. Tabi ki anlatırım öyle çok bir şey değil ama dilim döndüğünce anlatalım belki bizde ferahlarız. Ama birkaç dakika sürmez bilirsin derinler hep uzundur. Saatte 12:45 civarında, yorgunsun gözlerinden belli. İstersen anneciğinin yanına git sonra görüşürüz. ” dedi ve elimi tuttu sıkıca.

” Yok Semra abla annem şuan zaten istirahatte. Ben eğer siz rahatsız olmayacaksanız dinlemeyi çok isterim. Ve inanıyorum ki şuan dinleyeceklerim beni dinlendirecek. Ama ben uyuyacağım derseniz tabi ki yarın geleyim. ” dedim.

“Nur kızım benim. Yüzü gibi gönlü güzel kızım. Ben zaten sabah ışıklarını görene kadar uyumuyorum. Her gece şu puslu pencereden gökyüzünü seyredip karanlıktaki âlemleri seyre dalıyorum o yüzden yanımda durman bana ne büyük ferahlık bir bilsen. Tamam, o zaman biraz başlayalım baktık ikimizde yorulduk. Sonra devam ederiz. ” dedi ve ilk kelam olarak;

” Yalnızlık tek ağaçlık bir bahçedir kızım. Etrafında çok çiçek ya da yeşillik görünür ama ağaç hep tektir. Tek başına hüküm sürer. İşte insanda böyledir. Sanırız ki etrafımız ne kadar doluysa o kadar huzurluyuz, güçlüyüz. Yanlış Nur kızım sen tek başına dikilmişsen o toprağa mahkûmsun tek başına büyümeye, koskoca ormanda bir Rabbin var bir sen. Herkes hayat hikâyesini kendi kalemi ile yazar kızım bunu sakın unutma. Cenabı hak o kalemi tutmayı öğretir gerisi sendedir. Yardım alırsın ya da almaya çalışırsın ama hiçbir kalem senin ki gibi yazmaz. Her kalemin ucu farklıdır. Evet, bazı kalemler yazdığın hikâyeye yardım edip akışa güzellik katar ama eğer kalemin rengi farklıysa onu uzat tutacaksın yavrum. Sen o anki yazıyı bitirme heyecanı ile anlamazsın ama en sonunda bir bakarsın ki başladığın hikâye tamamen dağılmış. ” dedi.

“Semra abla güya bende kendime yazar diyorum. Ettiğin kelamlar nasılda derinden öyle. Verdiğin mesajlar tüm hayatı özetler nitelikte maşallah.” dedim.
“ Ooo asıl sana maşallah o zaman demek bir yazarla muhabbet ediyormuşum. Bende diyorum ki sendeki bu deruni hisler nereden geliyor. Sen hayatı yazanlardansın demek. Ee karşımdakinin kalbi nasılsa Cenabı Hak’ta beni öyle konuşturuyor demek ki. Burada aylardır belki de yıllardır yatıyorum haliyle çok hikâyeye şahit oluyorum biraz derinlik bizde de olsun he ne dersin.” dedi ve karşılıklı bir tebessüm ettik.

Semra abla bana hep Nur kızım diye sesleniyordu, oldukça hoşuma gidiyordu. Hikâyeye başladıkça sanki yüzüne kan geliyor canı tekrar diriliyordu. Elimi sıkıca tuttu, önce ellerime sonra bana baktı ve:

“Bu yara bere olmuş, kanları donmuş ellerin var ya Ahirette onlar sana şahit olacaklar Nur kızım. Biliyorum şuan ki bu yaşadığınız imtihan lütfunu kimse anlamıyor. Ailen dahi hiç kimse değil mi? Herkes ilk öğrenince geçmiş olsun, Allah yardımcın olsun biz yanındayız dediler ama üç gün sonra değil yanında olmak ismini bile unuttular değil mi?” dedi.

Semra abla konuştukça gözyaşlarıma hâkim olamıyordum. Sanki karşımdaki annem ve ben ona dert anlatıyormuş gibiydim. Belki de aylardır beklediğim o dokunuş buydu. Onun nereli olduğunu unutturan bu travma sonrası aradığı huzur dakikaları buydu. Belki de duası hürmetine buluşturdu Cenabı Hak bizi.

“Semra abla bugün duyduğum çığlığın çok dikkatimi çekince demiştim ki bu kişide farklı bir hal var ve şuan söylediklerinle bunu tasdikliyorum. Sanki içimi okuyorsun ve bana şifa olacak cümleler kuruyorsun. Teşekkür ederim ama ben seni dinlemeye geldim kendi hikâyeme ağlamaya değil.” dedim.

“Aman kızım sakın. Bir daha duymayacağım. Evet, neler yaşadın, neler geçti bu gencecik yaşından bilmiyorum, bakışlarından belli ki hayatın büyük zorluklarıyla küçük yaşlarında mücadele etmişsin ve hala ediyorsun. Ama şuan burada anneciğine destek olmak niyetiyle bulunuyorsan bu senin güçlü olduğunu gösterir. Kim ne derse desin ne yaparsa yapsın. Anlamazlar kızım. Seni basit görebilirler, senin yaşadığında ne ki sen yaşadıklarını çok abartıyorsun diyebilirler. Seni çok mutlu ya da aşırı acıtasyon yapan biri olarak görebilirler. Boş ver güzel kızım. Öyle görsünler, atıp tutup kendi menfaatlerine uyduğu şekilde konuşsunlar. Ne olacak? (ellerimi aldı ve biraz havaya kaldırarak) bak aletler yüzünden kanayan bu ellerin var ya işte bunlar ahirette sana şahit olacaklar, işte o zaman arkandan konuşanlar, halini anlamayı tabiri caizse sana zulmedenler nasıl pişman olacaklar bir bilsen. Ahh bir bilsen Nur kızım. Bilsen bu kadar gözyaşı döker misin?
O, yanındayız biz bırakmayız deyip de iki zorluk görünce gidenler var ya; hepsi Allah şahidim pişman olacaklar. Allah kimsenin yanına bırakmıyor kızım. Onlar keyif sürerken sen ana duası için gecelerce ağladın dualar ettin, belki de sevda dediğin şeylerden uzak kalmak zorunda kaldın, çok güvendiğin o insanlar şuan yanında yoklar. Bir nasılsın demekten bile acizlerken, sen burada annen o aletlere alışsın diye, hayata tekrar tutunsun pes etmesin diye kendinden çok şey feda ettin belki de. Bu küçük bir şey değil kızım asla değil. Sakın kendini küçük görme! Sakın güçsüzüm deme sakın. Bak benim 5 evladım var hepsi tek lafımla dünyayı yakarlardı hani neredeler? Ah o anneciğin nasıl şanslı yarın anneciğinle aynı odada denk gelirim inşallah onun elini öperim derim ki ahh be kadın nasıl bir dua aldın.” dedi.

Semra abla konuştukça istemsiz ağlıyor ve etrafıma bakıyordum. Sanki beni benden iyi tanıyan, yaşadıklarımı bilen biri ona anlatmış; o da tam ben pes etmeye yakınken elimden tutup beni kaldırıyormuş gibiydi..
O anlattıkça ağlıyordum, ben ağladıkça Semra ablanın gözlerinden yaşlar boşanıyordu ama gözyaşları bir bir aktıkça can geliyordu sanki. Ağladıkça gamı kederi hafifliyordu da neşe ile huzur ile anlatmaya devam ediyordu. Sanki sapasağlammış, hiçbir sıkıntısı yokmuş gibi dilinden dökülen her kelime bir huzur-u kalp olup dokunuyordu içimde.

Bu şekilde başlamıştı Semra abla ile muhabbetimiz. O karanlık gecelerimize bir mum gibi ışık saçtı. Öyle bir hikâyesi var ki adına hayat dediğimiz. Dudak uçuklatır cinsten. Öyle bir haykırıyor ki gerçekleri sessiz sessiz, sanırsınız tüm imtihanlar onun yamacında çare buluyor. Ne halinden şikâyetçi oluyor ne de yanına gelen şikâyet edebiliyor.

İşte, “İnsan bahçede yalnız bir ağaç kızım.” dedi. Ve yalnız büyüdüğünü saate bakmaksızın gönlüme nakış nakış işledi. Yazılan satırlar ne denli yaraların derinliğini anlatır bilmem ama daha başlangıcını yaptığımız muazzam serüven bu haliyle bile çok şey anlatır nitelikte.

Selam ve muhabbetle.

Derinden okumalar dilerim.


Beyza Nur Öztürk

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikOkumak

11 YORUMLAR

  1. @birsitareden hesabından tavsiye ile geldim ve bu yazıyı okudum size çok teşekkür ediyorum bende bir çok şeyi uyandırdınız kaleminize sağlık Allah sizin ve zor durumda olan herkesin yardımcısı olsun yazınızı elimden geldiğince herkese okutmaya çalışacağım

  2. “Hayat çok ince bir çizgi… Ölüm ve yaşam.. Sevgi ve korku.. Hayaller ve yıkılan düşler.. Ümitler ve umudu kaybolanlar… Düşlere sarılıyor tüm duygular.. Umudunu bağlıyor kurulan hayallere.. Bir sevinç var yürekte, birde korku.. Lütuf olunmuş bir hayat var, birde onu mahveden bir yaşam.. Uzun bir çizgi hayat, sonu olmayan ama hep sonundan korkulan.. Biteceğini bildiğimiz ama bunu hiç akletmediğimiz.. Bir ömür var bir yanı alabildiğine karanlık, bir yanı güneş ışıltısı gibi aydınlık.. Korkuyoruz.. Hayatı yaşamaktan.. Ömrü hunharca tüketmekten.. Sadece korkuyoruz, hiç düşünmüyoruz.. Ömür boyunca başımıza gelenlerden ve gelecek olanlardan sadece korkuyoruz.. Susuyoruz birde.. Korkularımız çoğaldıkça kesiliyor nefes, susuyor ses..Öyle bir sessizlik ki birçok çığlığa bedel… ” der derinden bir yazar. 🙂
    Bu harikulade kaleminizle, sessiz çığlıklara ses oluyorsunuz..
    Hayatın gerçeği nedir, derin gönüllerde neler gizlidir; derin derin anlatıyorsunuz.. elbette “anlayabilene”.. herkes ka(l)binin derinliğince pay alır bu derin denizden..
    Okurlar ve şahsım adına bolca nasibdâr olmak ve sizin sessiz çığlıklara daima ses olmanız duasıyla..
    Kaleminize sağlık, gönlünüze kuvvet..
    Birde sabır, sonu inşallah selâmet.. 🙂

  3. Allah razi olsun Hocam yaziyi okurken sanki “dön bi kendine bak” empati edasiyla okudum insanin bam teline dokunan bir hayat hikayesi var semra ablanin rabbim yar ve yardimcisin olsun insaallah
    Sizin gibi hayra vesile olan degerli yazarlarimziin sayilarini artirsin insaallah.
    HOŞÇA BAKİN ZATİNİZA..”

  4. Gerçekten harika bir yazı olmuş. Bazen tek sıkıntıda olan kişinin kendimiz olduğunu düşünüyoruz. Ama bu yazıyı okuduğum zaman o sekilde olmadığını tekrar hatırladım. Bu farkındalığı yasattiginiz için teşekkür ederim. Yazının devamını büyük bir merak içinde bekliyorum. Umarım en kisa zamanda yayımlanır.

  5. Yüzü gibi gönlü güzel hocam benim 💞 hep yanınızdayım dualarımla. Allah daima sizin gibi yüreği güzel insanlar çıkarsın karşınıza can hocam✨💓💓

  6. Bu nasıl bir derinlik. Bu nasıl bir damara işleyiş. Her cümle çok başka bir anlam içeriyor ve yüreğe dokunuyor.Senin gibi bir kardeşe sahip olduğum için çok şanslıyım, öyle güçlüsün ki.. Herkese ve herşeye rağmen o iç ferahlatan tebessümünle hayata meydan okuyorsun sana hayranlık duyuyorum.. Şu ailede hem anne hem abla hem kardeş hem can oldun Rabbim razı olsun.. İmtihanımızı kolaylaştırsın..

  7. Canım hocam Allah razı olsun. Yazınıza yüzünüzün ve gönlünüzün güzelliğini yansıtmışsınız. Allah dilinize bileğinize kuvvet versin inşAllah. Allah bütün hastalara Şafi ismiyle şifa versin inşAllah. 😍❤🌸

  8. Selamın aleyküm hocam öncelikle Rabbim annenize ve tüm hastalara Şafi ismiyle şifa versin inşaAllah,çok güzel yazmışsınız hocam kaleminize sağlık devamımı sabırsızlıkla bekliyorum 😊

  9. Sabır, ağrıIarı dindiren acı bir ot gibidir. Hem can yakar hem de tedavi eder.
    Rabbim hem annenize hem de Semra abla ya şifa nasip etsin inşAllah.Her zaman dualarımdasınız Rabbim GÖNLÜNÜZCE versin.💕🌸

  10. Yüreğinize, kaleminize sağlık hocam♥ çok etkileyici bir hikaye♥yüreğinizin güzelliği yazınıza yansımış ♡ Rabbim yardımcınız olsun 😊

CEVAP VER