Bizler Neferiz

0
291
reklamlar
Yazı arası Reklam

Hayatımız boyunca hep bir beklenti içerisindeyiz. Anne rahmine düştüğümüz andan itibaren beklentiler de bizimle yolculuğa başlar. Buna büyüğünden küçüğüne kadar her alanda ve herkeste örnekler verebiliriz. Gelişmeyi ve doğmayı bekleriz, emeklemeyi öğrenir koşmak için adım atarız. Atılan her adım, yeni bir kaderdir ve yeni bir yolculuktur. Her yolculukta yeni bir yaşam vardır ve yeni bir yaşam başlı başına bir değişimi içinde barındırır. İçimizde var olan her şey yeniden şekillenir yeniden bir düzene girer. Öğrendiklerimiz, bilemediklerimiz, karşılaştığımız insanlar, duyduklarımız, görünen ve görünenin ötesi yeni bir adım atmak için hâli hazırda bekler. Onları komuta edecek kişiyi beklerler. Atılmış olan her adım, kurulmuş olan hayaller, var olan düşler birer nitelik göstergesidir. Sizin geriye bırakacağınız iz gerçekleşen hayallerinizi meydana getiren unsurlardan ibarettir.

Peki, neyi istemeli, neyi beklemeli, bize sunulan seçeneklerle kaderi hangi yönde yönlendirmeliyiz? Kâinat bizim için yaratılmış insanın emrine âmâde kılınmışken isteklerimiz sadece ev, bir üst model arabadan mı ibaret olmalı? Bu soruyu belki birçok insandan duydunuz, bu kelimeler değişebilir asra göre bambaşka bir hal alabilir fakat çok söylendikçe çok yazıldıkça ve çok soruldukça kendimizle olan iç hesaplaşmalarımız, huzursuzluklarımız artacak ve bu bizi asıl huzura götürmek için yol olacak. Şimdiye değin uykuda olan düşüncelerimiz, tutumlarımız, bedenimiz kendini tazelenmiş hissedecek. Asıl dert ile dertlenecek ve hepimiz bir yerden ne yapmalı sorusunun cevabı olacağız. Şöyle bakalım olaya tecrübeli ve donanımlı askerlerin, komutanların hiçbirinin karakollarında olmadığını düşünelim geride ise düşük kıdemli askerler var. Yetişmiş askerler yokken karakollarına bir saldırı olsa arkada kalanlar memleketlerini savunamadıkları takdirde ortada hiçbir şey kalmayacak. İşte biz o geride kalan düşük kıdemli askerleriz. Dalgalanan İslam nurunun neferleriyiz. Fakat etrafımıza baktığımız vakit sokaklarla dolu insanlar, kalplerindeki huzursuzluk yüzlerinin her bir noktasına yansımış ve tek bir amaca odaklanmış halde hareket halinde “daha iyi ve daha lüks”… Yukarıda belirttiğimiz gibi bu üstler ve lüksler çoğaltılabilir asra göre değişebilir.

Peki, bir soru daha; Bunlar bir Müslümanın amacı mı aracı mı olmalı? Eğer amaca dönmüşse artık bu zayıflık ve itaat etme duygusunu arttıracaktır. Bize verilmiş olan bir yaşam bir ömür var, bu bahşedilmiş saniyeleri hangi amaç uğruna tüketmeliyiz? Aslında bütün bunların cevabını biliyoruz ama şu soru üzerinde düşünülmesi gerekir, “bizi harekete geçirmeyi engelleyen şey ne” cevap: kendimiz. Önce kendimizi tanıyacağız. Biz neyi başarabiliriz? Bu soruyu cevapladıktan sonra attığımız adımın yönü değişecek, bulunduğumuz mekâna yansıyacak, insanlar etkilenecek bu adımdan. Şu unutulmamalı bir sokak başka bir sokağa çıkar. Bir insan bedenini düşünün damarlar gibi. Biri diğerine götürür ve bu mekanizmanın çalışmasını sağlar. Nerede bir aksaklık olursa vücut bunun dışarıya belirtilerini gösterir, bu aksaklık giderildiğinde bundan sonra vücuda daha dikkatli davranılmaya başlanır. Ve bu sebeple her şeye karşı daha kontrollü oluruz. Eğer aksaklığı gideremezsek bir hastanın hastalığının ilerleyişini izlemeye başlaması gibi toplum olarak yok oluşumuzu seyrederiz. Ama koşmak için ant içen bizler hareket halinde olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

Çünkü yapılan her eylem kendi adımları ötesinde iz bırakır. Yapılan her hareket eylem zincirinin bir halkası haline gelir, aynı suya atılan küçük bir taşın oluşturduğu çember gibi büyür büyür…

Zincir tamamlandığında istenilen yol katledilmiş olacak ve geride kalan askerler olarak üstümüze düşen görevi yapıp bu bayrağı dalgalandırmaya devam edeceğiz.

Tuğba Çırakoğlu

Yazı altı reklam

CEVAP VER