ALLAH SANA GÜZEL AHLÂKI EMRETMİŞKEN, SEN DİNİ EĞİTİM VERİRKEN KÖTÜ BİR AHLAK İLE EĞİTİM VEREMEZSİN!

0
38
reklamlar
Yazı arası Reklam

Bu sabah yine bir Kur’an kursunun yanından geçmekteydim. İçeriden Kur’an okumaya çalışan çocuk sesleri ve düzgün okuyamayan çocuklara bağıra çağıra eğitim veren daha doğrusu eğitim verdiğini düşünen Kur’an kursu öğreticisinin sesi geliyordu.

Çocukluğumdan beri aynı ses tonu kulaklarımda ve yıllar geçmesine rağmen neredeyse tüm Kur’an kurslarının duvarlarında aynı ses yankılanıyor.

Bu çocuklar büyüyor yerlerine yeni çocuklar geçiyor, bu öğreticiler gidiyor yerlerine yeni öğreticiler geçiyor fakat öğretim yöntem ve tekniği öğretmenin üslubu pek değişmiyordu.
İçim sızladı. İçim acıdı. Çocukluğum geldi gözlerimin önüne “Ettehiyyâtü” okuyamadım diye beni eve gönderen öğretmenim geldi aklıma. Ben bugün büyüdüm, bir eğitimci oldum fakat hala aklım “Kur’an’ı okuyamadı diye azarlanan o küçük çocukta”.

Kur’an bize güzel ahlakı emretmişken, güzel sözü emretmişken, güzel ameli emretmişken bize ne oluyor da biz Kur’an’ı öğretirken kötü ahlaklı olabiliyoruz.

Peygamber Efendimiz sav kötü bir üslup ile insanlara Kur’an’ı öğretseydi kimse onun yolundan gitmezdi.
O ki: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.

Madem bu din güzel ahlâktır, madem bu din güzel ahlâkı tavsiye ediyor; Müslümanların ve de özellikle eğitimcilerin daha çok ahlaki açıdan dikkat etmeleri gerekmektedir Çünkü eğitimcinin davranışını öğrenci, eğitimcinin öğreteceği şey ile bağdaştırıyor.

Bir öğretmeni seven çocuk o öğretmenin dersini de sevmeye başlıyor buna özdeşleştirme denir. Bazen çocuk sevdiği öğretmenin yakın arkadaşlarını ve beraberindeki insanları da sevgi besliyor. Bu ise üst düzey özdeşleştirmedir. Verdiğimiz örneklerin tersi de söz konusu olabilir. Dersin veya konunun ne olduğunun hiçbir önemi yok. Hatta çocuğun sevdiği ders de olabilir. Öğreticinin üslûbu, mizacı, yaklaşımı sert ise; öğrenci bir müddet sonra öğretmenden ve dersten uzaklaşmaya başlar. Öyle ki bir müddet sonra öğretmenden ve yakınındaki özdeşleştirdiği şeylerden de uzaklaşır.

Buyurun bunu bir cami ya da Kur’an kursun’ da öğretici-eğitici konumunda olan bir öğretmene uyarlayalım.
Halk dilinde cami Allah’ın evi, sığınılacak çatı, sevgi yeri, merhamet yeri, tövbe kapılarından bir kapıdır. Hatta sokağa bırakılan çocuk bile Cami Kapısına bırakılır. Çünkü; İslam dini korur, güven verir sevgi ve merhamet dinidir

Ashab-ı suffe’ nin yeri yurdu, eğitim beşiği olan camilerimiz, mescitlerimiz, Kur’an kurslarımız yıllardır ve halen bugün de yanlış eğitim sebebiyle maalesef hak ettiği değerde değildir. Bunun sebebi ne Yahudiler ne Hristiyanlar ne ateistler vb.dir. Tek sebebi Müslüman eğitimciler ve yöneticilerdir. Müslümanların derhal toparlanıp eğitime daha sağlıklı bir üslup ile yaklaşmaları ve yıllardır süregelen yanlışların önüne bir set çekmeleri gerekmektedir.

Günlerce düşündüm neler yapabiliriz? Neler yapılmalı?

İnsanlar dini öğrenirken gördükleri kötü muamele sonucu dinden, camiden uzaklaştırılmıştı. Uzaklaşmıştı demiyorum uzaklaştırılmıştı. Bununla ilgili pek çok hikâye duyabilirsiniz. Burada hikâyeleri anlatmayacağım. Benim asıl vurgulamak istediğim; bundan sonraki süreçte yanlış eğitim/ yanlış yaklaşımlar sebebiyle daha çok sayıda insanı dine küstürmemek, bunun önüne geçmek.

Eğitimcilerimize çok iş düşmektedir. Elbette ki tek çözüm yolu bu değildir fakat dini eğitim veren kurumların çok dikkatli olması gerekmektedir. Camideki imam, okuldaki din kültürü öğretmeni, Kurstaki öğretici, vaiz ve vaizelerin…

Din adına görev yapan her kim ise, konumu gereği daha hassas olması gerekmektedir. Bir eğitimcinin eğitimi nasıl ve ne şekilde vereceği ile ilgili eğitim alması gereklidir. Bir alanın uzmanı olabilirsiniz fakat onu aktarmak başka bir uzmanlık alanı gerektirmektedir. Çocuğa sabır gösteremeyen Kur’an öğreticisi tepkisel davranarak insan kazanamayacağını alanında ne kadar uzman olursa olsun yanlış davranışı sebebiyle insan kazanamayacağını aksine çocuğun psikolojisine ve dini inancına zarar verdiğini uzaklaştırdığını bilmesi gerekmektedir.

Bir öğrenci, yeterli imkân ve ortam sağlanırsa birçok bilgiyi alabilecek kapasitededir. Öğretmenin yaklaşımı, öğretme tarzı, öğretme yöntemleri, çocuğu tanıması, çocuğun özelliklerine göre eğitim vermesini bilmesi gerekmekte ve bu bağlamda eğitim alması gerekmektedir. Bunun için diyanet çalışanlarının pedagojik formasyon eğitimi almaları elzemdir. Geç kalınmıştır fakat bundan sonraki süreçte bunu uygulamak gereklidir.
Böylelikle; daha uzlaşmacı bir eğitimci, daha sağlıklı iletişim kurabilen bir eğitimci, uzmanı olduğu alanı öğretirken daha farklı yöntem ve teknik kullanabilen, çocuğun cinsiyetine, yaşına, gelişim özelliklerine göre öğrenciye yaklaşan daha yapıcı bir eğitimci modeli oluşmuş olur.

Bu konu ile ilgili şikâyet edip yazıp karalamak olmaz. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi vesilesi ile bu projenin uygulanması teklifini Diyanet İşleri Başkanlığı’na bildirdim.

Rabbim hayırlar nasip etsin…
Daha eğitimli yarınlarda buluşmak ümidi ve duası ile…

Meryem Avcı

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikSözüm Aydın Ola
Sonraki İçerikKudüs Benim

CEVAP VER