HAYAT

0
160
reklamlar
Yazı arası Reklam

Hayat: Doğumdan ölüme kadar geçen süre, yaşam, dirim… İnsanın bir varlıktan diğer bir varlığa geçişi arasındaki zaman dilimi… Ne kadar söz varsa yazılmış, hep hayata dair, hayatın içindendir. Tüm ilimler, bilimler, tartışmalar, eleştiriler, tahayyüller onu söyler. Psikolojik danışman kimliğimle söylüyorum ki, bizler bilimin bir dalına mensup olarak, kendisi üzerinde kafa yorabilen tek varlık olan insanın hayat ile ilişkisine bakarız.
En başından düşünürsek kâinatı yoktan vareden Yüce Yaratıcı, insan, hayvan ve diğer mahlûkata ortak bir yaşam bahşetmiştir. Kâinat insan içinse, insan da kâinat için vardır. Birlikte var olan şeyleri, birbirinden ayrı düşünmemiz de imkânsız olur. Ruhun bedenle teması ile başlayan yaşam serüveninde bebek, dünyaya kendisinin kullanımına sunulmuş bir çevre ve bir toplum içerisinde gelir. İnsan-kâinat-toplum üçlemesi ile hayata dair konuşmaya başlayalım.

İlk olarak, kâinat ne için yaratıldı? Allah, tüm mahlûkatı ve aklı ile üstün bir varlık olarak yarattığı insanı, kendini bilmekle mükellef tutmuştur. İnsan bu mükellefiyet ile hayat yolculuğuna çıkar. Mükellefiyetin sorumluluğu hem bu dünya hayatı hem de öteki dünya için yaşamaktır. İnsanı kendi için var eden Allah, demiştir ki ona ‘kendini tanıyan, beni de tanır’. O halde üzerimize düşen ilk vazife kendini bilmektir. Nitekim Yüce Yaradan, ilk emriyle şöyle buyurmuştur: “Ey Resulüm! Oku! Her şeyi oku! Aslında her biri ilâhî bir kitap olan insanı, Kur’ân’ı ve Kâinatı oku! Kelâm-ı İlahi’yi oku, kendindeki ve kâinattaki sırrî hakîkatleri, Allâh’ın koymuş olduğu hassas kaidelerdeki ilâhî azamet tecellîlerini ve kudret akışlarını ibretle tefekkür ve tezekkür et! Eşyanın hakikatini idrake çalış! Allâh’ın ihsanını, nimetini gör! Bütün bunlardaki murâd-ı ilâhîyi hikmet nazarıyla oku!..”
Anne karnına düştüğü andan itibaren belirli miktarda şuura ve temel yetilere sahip olan bebek dünyaya geldikten sonra fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak varlığını kanıtlamaya başlar. Merakı ve ona sunulan imkanlar ölçüsünde hayatı keşfeder. Keşfe kendini tanımakla başlar ve ardından etkileşimde bulunduğu diğer tüm olguları tanımakla devam eder. Kendini Tanımak = Düşünce, duygu ve davranışlarının temellerinin ve onların oluşturduğu etkilerin farkında olmak, bunları kontrol etmek, sonuçlarını bilmek ve kabullenmektir. Kendisini keşfeden insan dış dünyaya açılarak büyür, gelişir, kendini yetiştirir, her iki dünya için hazır hale getirir.
Kendini yetiştirmek olgusunun üzerinde duralım. Bu konu üzerinde kafa yoranlar bir sınıflama yapmışlar…
İnsanın kendini yetiştirmesinin bir kaç özelliği vardır:

1 – İnsanın; Kendisiyle olan diyaloğunu ıslah etmesi.
2 – İnsanın; Toplum, aile ve başka insanlarla olan diyaloğunu ıslah etmesi.
3 – İnsanın; Allah’la olan diyaloğunu ıslah etmesi.
4 – İnsanın; Tabiat ve doğayla olan diyaloğunu ıslah etmesi.

Kendini yetiştirmenin ön şartını sağlayan yani kendini tanıyan, ne istediğini bilen, hayatta varoluş amacını kavramış ve kendine yeni gerçekçi amaçlar edinebilen, hedefleri uğruna başka insanları da düşünerek eylemlerde bulunan kişiler için ikinci adım: hayatta varoluşunda ona eşlik eden diğer unsurlarla etkileşim halinde bulunmasıdır.

Yani birey, ailesi, akrabaları, arkadaşları, öğretmenleri; etrafında bulunan toprak,su,bitki; hayvanlar; kendisinin ve başkalarının duygu, düşünce ve gereksinimleri; toplumun üzerine yüklediği kültürel sorumluluklarla bütünleşmek şartıyla kendini yetiştirebilir.

İslam dini, diğer dinlerden farklı olarak insanı yaşamın içinde ele almıştır. Örneğin Hristiyanlıkta bir kimse ruhani olarak üst mertebelere ulaşmak istiyorsa sosyal hayattan tamamen el çekerek rahiplik yoluna girer. Sahici bir Müslüman bu dünyada yaşarken öteki dünyada saadeti elde edecek kaidelerden uzak durmayandır. İslamiyet sadece bir inanç biçimi değil, toplumsal düzeni sağlayan muazzam bir sistemdir. Psikoloji, tıp, matematik, astronomi, felsefe gibi birçok bilim dalı yaratılışın gizemini çözmekle uğraşırken Allah’a ulaşmıştır. Bu sebepten ötürü çoğunluğu Müslüman veyahut ahlaklı yaşama arzusu içinde olan insanların yaşadığı bir ülkede psikolojinin söylediklerini inancımızla bağdaştırmak pek yerli yerince olacaktır.
O halde bizler,
Hayattaki bireysel amacımızı mutlu olmak olarak tanımlar isek, başlangıç noktamızı, O’nun da emriyle ‘Kendini Tanımak’ şeklinde belirleyebiliriz.

İnsanın ruh halini en çok etkileyen olgu kişilerarası ilişkileridir. Zira insan insanın zehrini aldığı gibi, zehir de olabilir. Bu noktada son zamanlarda mutsuz insanların artışını, hem nefis ilmi hem de psikoloji bilimi perspektifinde incelediğimizde, yaradılışımıza uygun şifa önerilerine rastlayabiliriz. Ahlak bize doğru olan şeyin ne olduğunu söyler, psikoloji ise bu seçimin sebep ve sonuçlarını açıklar.
En nihayetinde son söz olarak,
Hayatta dengeyi yakalamak için düsturumuz, önce kendimizden başlayarak insanı ve sonra muhtevası inanç olan tüm ilimleri okumak olacaktır.
Fikriyyat dergisi bünyesinde yazdığım bu ilk yazımı diğer yazılarımın gayesini açıklamak şeklinde sunuyorum. İlerleyen zamanlarda bu gayeye ulaşmak için neler yapacağımızı konuşacağız Allah’ın izniyle. Sizler okumakla yola çıkmışlardan oldunuz, farkındalığınız etrafınıza ışık saçacak ve size bu ışığın reçetesini soracaklardır.

O halde, onlara söyleyin:
Oku!

Ravza Nur Ezer

Yazı altı reklam

CEVAP VER