ÇİĞKÖFTE’DE ÜMMETİ DÜŞÜNÜYORUM

0
32
reklamlar
Yazı arası Reklam

Ben Ş. Urfa’lıyım ve çiğköfteyi çok severim. Çiğköftedeki marifet onun iyi yoğrulması ve birbirini iyi tutmasıdır. Ben de çiğköfte yoğururken derin tefekkürlere dalarım. Besmele ile başlayan yoğurma işlemi ve derin tefekkürlerimin sonunda şöyle dua ederim. “ Allah’ım! Muhammed Ümmetini bu çiğköfteyi birbirine iyi tutturduğun gibi birleştir. Öyle güzel birleştir ki, tek vücut haline gelsin. Tâ ki tadına doyum olmasın.”
Her Müslüman bir bulgur tanesi gibi özeldir, bir nimettir. Başından çok şeyler gelip geçer. Tek başına olduğunda, hiçbir yaraya merhem olamaz. Ancak diğer bulgur taneleri ile aynı yola düşünce bir anlam kazanır. Her bulgur tanesi aynı yolda, aynı amaçta ve aynı işlemlerden geçmelidir.
İnsan geçmişine baktığı zaman her insanın, babasının oğlu olduğunu bilir. Yani hepimizin babası Hz. Âdem (as) . Ancak kardeşler arasındaki sıkıntı, babayı dinleyen ve dinlemeyenler olarak ortaya çıkar. Babanın sözüne itimad edenler arasında ise ayrılık olmamalıdır.
Hz. Âdem(as), İlk babamız olduğu gibi ilk peygamberimizdir. O bize ilk babamız ve ilk Peygamberimiz olarak bir yol göstermişti. Hedef olarak Allah’ın rızası, yol olarak Rabbimize giden yol, yolun rehperleri Allah tarafından seçilmiş olan peygamberler ve vasileri, azık olarak takva, yol arkadaşları olarak aynı hedefe ve aynı rehberlere sarılmış kardeşlerimizdi.
Geçmişten günümüze gelen aile yapımız bu idi. Bu zamanda da böyle olmalıydı. Gelecekteki Allah’a dönüş yolculuğumuzda da ailemiz budur. O halde problem ne idi?
Bu gün birleşmemize engel nedir?
Problem şu idi. Aramızdaki ortak noktaları, bizi birleştiren unsurları kaybediyorduk.
Ne İdi Birleştirici Noktalar?
1- Hayatın gayesi; Allah rızası.
İnsanlar hayatın tek ve hak gayesini unuttular. İnsanın hayatına ve ölümüne anlam veren bu hak gaye, bencil isteklere, küçük hesaplara ve değmez heveslere satıldı. Değerli amaç ucuz ve basit isteklerle değiştirildi. Her insan Fatiha süresini bilirken ve içerisindeki “ İhdina!” sözcüğünü okurken maalesef hak gayeyi görmedi. Ya da görmemezlikten gelindi.
Bu birleştirici noktaları unutmamız için her türlü komplolar kuruluyordu. İnsanlar aynı hedefe doğru bakmayınca ayrışmalar oldu. İnsanlardan vazgeçtim. Lâkin Müslümanları da anlayamadım. “Ben Müslüman’ım!” diyenlerin yüce Allah’ın hoşnutluğunu, hayatlarının gayesi olarak görmeleri gerekmez miydi? “Allah için” denince akan sular durmalıydı. İnandıkları ayetler kendilerine böyle söylüyordu.
Enam süresi/ 162 “ De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
Demek ki Müslümanlar kime teslim olacaklarını unutmuşlardı. Aynı yöne baktıklarını söyleyip başka yönleri hedefliyorlardı. Lâkin yüce Allah bunu görmeyecek miydi? Elbette görecekti. O halde şimdi kendimizi kandırmak olmuyor muydu? Kıble Allah rızası olacakken nerelere yönelmiştik?
2- Tüm inananların ortak kitabı Kur’an-ı Kerim’dir.
Kur’an hepimiz için bir yol haritası idi. Onunla yürüyecektik. Ondaki ilkeleri kendi prensiplerimiz olarak kabul edecek, hayatımızın tüm boyutları ve detayları bu ilkelere göre dizayn edilecekti. Dolayısıyla tüm Kur’an ilkeleri hayatımızda capcanlı olacaktı. Evimizin her köşesinde, toplumumuzun her organında, davranışlarımızın her basamağında, düşüncelerimizin her boyutunda, duygularımızın her tepkisinde bu ayetler görülecekti.
Ancak yol haritamızı da kaybettik. Ellerinde ve evlerinde Kur’an olanlar da ona göre davranmadılar. Ve herkes Kur’an’a inandığını söyleyerek başka yollar edindiler…

Furkan süresi/30 “ Peygamber dedi ki: “Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı terkedilmiş tuttular.””

3- Yolumuzun rehberleri Peygamberler ve onların vasileri idi.
En son rehper de Hz. Muhammed (saa) ve onun vasileri olan Ehl-i Beyt’i idi.
Onlar ile yürüyecek, onlar ile yol alacaktık. Salâvat bizim parolamızdı. Onlar önümüzde bize yol açacak meşalelerimizdi. Nitekim çoğumuz onlardan uzaklaştı. Geri kalanların çoğu ise onlar ile kendi arasına birçok duvarlar ördüler. Peygambere inandığını söyleyerek sözlerine itaat etmediler. Rehbere uyulmayınca da yollarını kaybettiler.

Nur süresi/ 51 “Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak “işittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir.”
Nur süresi/ 52 “Her kim Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’a saygı duyar ve O’ndan sakınırsa, işte asıl bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır.”

Bu birleştirici etkenler olmadan asla genelde insanlık, özelde de ümmet birleşmeyecektir. Tüm insanlık arasındaki bu üç nokta ortak unsurlardır.
Hepimizin ortak noktası olan Allah hepimizin Rabbidir.
Kur’an hepimizin rabbi Allah’ın bize gönderdiği son kitabı Kur’an’dır.
Peygamber ve Ehl-i Beyt’i de hepimizin Rabbi olan Allah’ın bize son gönderdiği öğretmen ve yardımcılarıdır.
Bu birleştirici noktalar içselleştiği ve dürüst olunduğu zaman birleşme olacaktır. Aksi takdirde bunlardan başka hiçbir tercih ümmeti dolayısıyla insanlığı birleştirmeyecektir. Yapılacak tek şey bu birleştirici seçeneklere sımsıkı sarılmak ve bu seçeneklere dayanarak yoğrulmak. Bakın o zaman çiğköfte gibi birleşmez miyiz? Tadımıza doyulur mu?

Bu ümmet, insanlığa nimet olmaz mı? …

Zeynep Işık

Yazı altı reklam

CEVAP VER