Ümmetin Birliği

0
71
reklamlar
Yazı arası Reklam

Kainatın ve onun en şerefli varlığı olan insanın yaratıcısı Allah, şüphesiz ki kainatı ve insanı bir eğlence olsun diye yaratmamıştır; bilakis insanı çok yüce hedefler ve hikmetler için yaratmıştır. Ancak bundan gafil olan insanoğlu, aşağıların en aşağıları içerisinde bocalayıp durmaktadır! Hz. Resulü Ekrem (SAA)’in ilahi mesajı insanlara tebliğ etmeye başladığı yıllarda, insanoğlu kendilerine gelen ilahi mesajları unutmuş, cehaletin beslediği vahşetin pençesinde her geçen gün koyulaşan ve artan bir zulüm ile ızdırabın pençesinde yaşamaktaydı. Kadınların aşağılandığı, kız çocuklarının diri diri gömüldüğü, sömürünün, kuvvetlinin zayıfı ezdiği zulüm düzeni her yere hakim olmaktaydı. Savaşlar ve yıkımlar her yere yayılarak insanoğlunun varlığını tehdit etmeye başlamıştı. Şeytani düzen her yere egemen olmaktaydı.
Netice olarak insanın fıtratının üstü dünyevi ve nefsani kirler ile örtülmüş ve peygamberlerin getirdiği ilahi hikmet ve ilme ait bilgiler de zalim düşünceli kesimler tarafından yok edilmişti. Bu zalim düşünceli kesime, dini kendi çıkarları doğrultusunda sömürmek ve kullanmak için olması gereken ilahi yoldan saptıran din adamları topluluğu da bulunmaktaydı.
İşte bu kararan günlerde Allah’ın insanlara lütuf ve merhameti ile Alemlere rahmet olarak yaratmış olduğu Hz. Resulü Ekrem (SAA) dünyayı bir “nur” gibi aydınlattı. İlahi rahmet, adalet, ahlak, hikmet ve nur olan ilmin ışığında insanlara gelişmenin ve yükselmenin yollarını gösterdi ve öğretti.
Bu öğretimin bedeli, hak yolunda amansız bir mücadele ile geçti. Allah’ın nurunu türlü yollar ile yok etmek, bitirmek istediler. Dışarıdan kendisi için İslamiyet’i bir tehlike olarak gören Roma İmparatorluğu, bozulmuş Musevilik ve Hristiyanlık dinlerinin yöneticileri, o yıllarda gücü elinde tutan Mekke’nin kâfirleri ve küçük ama güçlü topluluk arasına sızmış münafıkların hepsi örgütlü olarak İslamiyet dinini, İlahi mesajı yok ederek, bitirmek ve ortadan kaldırmak için hazırladıkları senaryoları uygulamaya koydular. Savaşlar ile yok edemedikleri bu ilahi mesajı, münafıklar eliyle, fitneler ile parçalayarak, insanları İlahi Mesajdan uzaklaştırmaya çalıştılar. İslam Aleminin yönetim ve rehberliğine, yani hilafete Emeviler gibi zalimler musallat oldular. Neticede günümüzdeki perişan hale giden yolu, o günlerde inşa ederek İlahi mesajı bilinçli ve kasıtlı olarak ortadan kaldırmaya çalıştılar. Günümüzde yaşanan perişanlık, kaos, bölünmeler, ihtilaflar, kardeş savaşları, cehalet, yoksulluk, yok oluşun kurgulandığı bu aşama ne tesadüfidir ve ne de sadece gafletten kaynaklıdır! Esasen şeytani güçlerin bilinçli ve ince planları neticesindedir; ümmetin cehaleti de gaflet olarak bu cani planın uygulanmasını kolaylaştırmıştır. Önce şu gerçeği açıkça kabul etmeliyiz ki “İlahi mesaj” yerine şeytani sözlere kulak verildiği için bu acınılacak durumlara düşüldü. “… Bir birinizle çekişmeyin, zayıflar ve yok olup gidersiniz ..” emri göz ardı edildi. Kalplerinde (inançlarında) zayıflık olanlar, günümüzün Roma İmparatorlukları ile iş birliğine girerek İslam Alemi için fitneler üretmeye başladılar. “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar/ Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” (Mehmet Akif Ersoy). Peki ne yapalım? Ümitsizlik girdabında yok oluşa üzüntü içerisinde seyirci kalarak biz de bireysel çöküntüyü mü yaşayalım? Yoksa Allah’ın Hz. Resul’ü Ekrem (SAA) aracılığı ile gönderdiği kurtuluş işaretlerini mi arayalım? Tabii ki kurtuluş işaretlerini ve bilgilerini arayarak kardeşlerimiz ile paylaşacağız. Zira unutmayalım ki yeis ve ümitsizlik, Allah’a şirk koşmadan sonraki en büyük günahtır! Rahmet ve mağfiret kaynağı Allah, hiçbir zaman insanların cehaletin karanlığında yok olmasını murat etmemiştir. Unutmayalım ki İslamiyet’in gelişi ile (İsra/81) “.. Hak geldi, batıl zayil olup gitti, zaten batıl zayi olup gider” ayetinde anlatıldığı gibi zafer kesin, net ve mutlak Hakk’ındır! Yaşananlar ise iyi ve kötünün ayrılması, anlaşılması için birer imtihan vesileleridir. (Beyyine/7): “İman edip de salih amel işleyenler yaratılmışların en hayırlısıdır.”
Bizlere düşen görevler de Kuran’da açıkça anlatılmıştır. Ümmet birliğini sağlamak ve dosdoğru yola tabi olmak, ihtilafları ortadan kaldırmaktır. Şeytan da doğal olarak kendisine tabi olan sefihlere Allah’ın emrinin aksini tebliğ edecektir. Fitne ile İslam Alemini parçalayarak; batıl güçlerin İslam Alemine rehberliğini sağlamaya çalışacak ve İslam Alemini ve zayıf düşürülmüş İslam Ümmetini, günümüzün imparatorluk güçleri arasında parçalamaya ve savaşlar çıkararak yok etmeye çalışacaktır. İmtihanın bir parçası da tecelli edecek ve ümmetin zayıfları, aklını kullanamayan insanlar da şeytanın bu yıkıcı çağrısına kulak vereceklerdir.
Şüphesiz ki doğru sözü terk ederek şeytanın sesine kulak vermemiz, İslamiyet’i idrak edemediğimizden, dünya sevgimizden, nefsimizin galebe çalmasından, cehaletimizden, kısaca eksiklik ve noksanlarımızdan olacaktır.
İslam Ümmetinin kardeşliği konusu, her Müslümanın derdi olmalıdır aslında. Biz Müslümanlar fitneler ile baş edemez isek, kendi aramızda ihtilafları çözemezsek, nasıl dünyayı kurtuluşa ulaştırabiliriz? (Âli İmrân/64) Ey kitap ehli, gelin aramızda eşit olan tek söze: Ancak Allah’a kulluk edelim, ona hiçbir şeyi eş ve ortak etmeyelim.” Şüphesiz ki İslam dininin 1400 yıllık uzun bir serüven sonunda Şii, Sünni, v.b. gibi farklı anlayışlar ile ayrışması, aslında cehaletin, hasedin, tekebbürün ve diğer günah ve noksanlıkların tarihsel süreç içerisinde farklı ihtilaflar olarak karşımıza çıkmasıdır. Çözüm aslında basittir. Tevhid inancından başlayarak yanlışları ayıklamak! Fakat görünen o ki cehaletin koyuluğu ve karanlığı, ideolojik saplantılar, kavmiyet taassubu, tekebbür, çarpıklığın ekonomik boyutundan beslenen grupların bulunması ve benzeri noksanlıklar ile maalesef sınıfta kalmışız. Dinler arası diyaloglara gösterdiğimiz anlayış ve kaygıları, Müslüman kardeşlerimiz için taşımıyoruz bile! Bu zorlukları aşabilecek elde ne bir yol haritamız ve ne de bu konuda işler yapacak, ışık oluşturacak kadrolarımız yok! Mevcut olanları da vesveseler ile dinleyen yok. Bu yüzden yol uzun, yük ağır ve vakit de azdır! Esas unutulmuş, ümmet olarak teferruatlarda boğulur olmuşuz. Neticede İslam Birliği ve kardeşliği tüm olumsuzluklara rağmen başarılması gereken bir sorundur. Bu başarılamadığı takdirde, yakında daha büyük içinden çıkılması imkansız sorunlar yumağı ile karşı karşıya kalacağız. Yanı başımızda yaşanan Irak, Suriye faciaları; Yemen, Libya, Filistin, Keşmir ve diğer faciaların oluşmasında, tüm Müslümanların az, ya da çok sorumlulukları vardır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’in (Enfal Suresi/46) :  “Birbirinizle çekişmeyin. Yoksa gücünüz gider” Ayeti, mucize olarak bize yol göstermektedir. Şiisi, Sünnisi ve diğer farklı yollara sapmış Müslümanlar, tefrikayı, yanlışı gidermek için çaba içerisinde bulunmalıdır. Zira şeytan ihtilafı ve kötülüğü emretmektedir.
Ancak karamsar olmaya da gerek yoktur. İslam Ümmeti olarak bu birlikteliği ve kurtuluş yolunda çalışanlara Allah yardım edecektir. (Bakara/257): “Allah, iman sahiplerinin Velî’sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır”. Şüphesiz Allah, insanlara kurtuluşu vadetmiştir. Bunun delili nedir diye sorarsanız; cevabımız da Kuranı Kerim’de hazırdır: Kur’an’ı Kerim’e baktığımızda Allah’u Teâlâ’nın vaadini görürüz: (21/Enbiyâ-105) “Yemin olsun, zikirden sonra Zebur’da şunu yazmıştık: Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım vâris olacaktır.” Kim vaadinde Allah’ dan daha güvenilirdir? (Âli İmrân/9) “Şüphe yok ki Allah, vaadinden dönmez!” İçinizdeki karamsarlık kayboldu değil mi? Kaybolsun zira Allah iman eden muttakiler ile beraberdir!
Şu bir gerçektir ki İslam dinimizin henüz dünya dinleri karşısında üstün konumda değildir. Tabii ki bu ifademiz, dünyaya egemen olma ve tüm kullara ilim ve hikmeti ulaştırma açısından değerlendirilmiştir. İslamiyet’in, diğer dinler üstünlüğü de ancak ahir zamanda ve müjdelenen Hz. Mehdi (as)’in zuhuru ile gerçekleşecektir. Hz. Mehdi (as)’in zuhuru ile Hz. İsa (as), Hz. Mehdi (as)’ye tabi olarak O’nun arkasında namaz kılacaktır. Hz. İsa (as) ile beraber tüm Hristiyanlar, Hz. Mehdi (as)’in safına katılacaklardır. ( HYPERLINK “http://kuranikerim.name.tr/KURAN-I_Kerim-meali/kuran-i_kerim_sureler.asp?altun=61&meal-tefsir=SURE” SAF/ HYPERLINK “http://kuranikerim.name.tr/KURAN-I_Kerim-meali/KURAN-i_kerim-meallerini-sirala.asp?mealler=9&altun=61&meal-tefsir=AYET” 9): “Peygamberini hidayet ve hak din üzere gönderen O’ dur. Müşrikler hoş görmese de onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır.” Sadece inkarcılar yalana sarılarak Allah’ın kurtarıcısı Hz. Mehdi (as)’ı yalanlayacaklardır: (Nahl/105) : “Allah’ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir.” Bu arada bir konu daha var ki önemlidir. Sahte Mehdi’ lere dikkat! Tarihte, hep sahte Mehdiler olagelmiştir. Günümüzde de İslam Aleminde Mehdi (as) olduğunu iddia eden sahte Mehdi’ler vardır ki esasen şeytani amaçlar ile ortaya çıkmış bu kişilere yüz vermemek ve sahtekarlıkları ile onları baş başa bırakmalıyız. Kaldı ki sahte Mehdi’ler yüzünden aslını inkara kalkışmak da bir başka yanlıştır. Unutmayalım ki varlığı olmayanın, taklidi de olmaz! Sahte kopyalar, esas varlığın delilleridir.
Tüm bunlardan anlıyoruz ki İmam Mehdi (as) başkanlığında toplanma ve tüm hastalıklara galibiyet gerçekleşecektir. Tam anlamıyla kardeşlik ve birlik o zaman gerçekleşecektir. Bunun dışındaki hiçbir yol insanları bir araya toplayamayacaktır. Çünkü hep farklılıklar inananları birbirinden uzak tutacaktır. Cemaat olan inananların Cuma günü gerçekleşecek zuhuru için İmam Mehdi (as)’ı beklerken bu tabloyu görebilmeliyiz.
Hz. Muhammed (saa) buyurdu ki;
“…Cebrail bana haber verdi ki, Ehl-i Beyt’im benden sonra zulme uğrayacak. Bu zulüm onlardan olan Mehdi ortaya çıkıncaya, onların şanı yücelinceye ve İslâm ümmeti onları sevmekte birleşinceye kadar devam edecektir. O dönemde onları kötüleyenler azalacak, sevmeyenleri zelil olacak ve övenleri çoğalacaktır. Bütün bunlar ülkelerin değişmeye uğrayacağı, kulların zayıf duruma düşeceği ve Mehdi’nin çıkmasından ümit kesileceği bir dönemde gerçekleşecektir. İşte o zaman benim soyumdan olan Kaim, bir kavimle ortaya çıkacak ve Allah, bu kavim aracılığıyla hakkı üstün getirip onların kılıçları ile batılı söndürecektir… Ey insanlar, Mehdi’nin çıkışı ile müjdelenin. Çünkü Allah’ın vaadi gerçektir, boşa çıkmaz. O’nun hükmü geri çevrilmez. O, her şeyi hikmet üzere yapar ve her şeyi bilir. Allah’ın fethi yakındır.” (Yenabiu’l-Mevedde, s.440)
Allah bizleri İlahi kurtuluşu gören ve İlahi vaadin varlığında yaşamaya ulaşan müminlerden eylesin İnşaALLAH!

Selam,dua ve saygılarımla!

Figen Yıldırım

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikHangi Kardeşlik!

CEVAP VER