Hangi Kardeşlik!

0
265
reklamlar
Yazı arası Reklam

İslam kardeşliği; sorulduğunda hemen hemen hepimizin hiç düşünmeden üzerinde saatlerce konuşabileceği, ayetleri ve hadisleri ardı ardına ezbere sıralayabileceği bir konudur. Günlük yaşama bir göz attığımızda ise ne komşularda, ne akrabalarda, ne Müslüman topluluklar arasında hatta öz kardeşler arasında dahi göremiyoruz kardeşliği. Peki nerede hata yaptık, yapıyoruz…
Rabbimiz meleklere “yeryüzünde bir halife yaratacağım” (Bakara,30) demiş; O’na ruhundan üflemiş ve ardından da Adem’e (as) secde etmelerini emretmişti. Melekler emre itaat edip secde ederken iblis hasedinden dolayı kibirlenip huzurdan kovulanlardan ve kafirlerden olmuştu. Allah insanı yaratıyor, yaratıp başıboş bırakmıyor, arşa istiva ederek tüm kainatı hükümranlığı altına alıyor, melekler ve diğer şahitlerle birlikte kendisi de gözetleyicimiz oluyordu. Ayrıca yeryüzünde Allah’ın halifesi ve halifenin taraftarı olmanın şartlarını da kutsal kitaplarda ve kitabımız Kur’an-ı Kerim’de açıklıyordu. Niçin? Biz Adem’in adımlarını mı takip ediyoruz yoksa şeytanın mı?
Tarihteki ve Kur’an’daki örnekleri incelediğimizde Habil ve Kabil, Hz. Yusuf ve kardeşleri, Hz. Musa ve Harun, Hz. Muhammed (sav) ve Hz. Ali örnekleri dikkatimizi çekiyor.
“(Sen) onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını da hak üzere oku. Onlar birer kurban sunmuşlardı ve birininki kabul edilmiş, diğerininki ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen): ‘Andolsun seni öldüreceğim’ demişti. (Diğeri de): ‘Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder’ demişti.” (Maide, 27)
“(Kardeşleri şöyle) demişlerdi: ‘Yusuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz güçlü bir grubuz. Şüphesiz babamız apaçık bir yanılgı içindedir. Yusuf’u öldürün veya (uzak) bir yere bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size dönük kalsın. Ondan sonra iyi bir topluluk olursunuz.” (Yusuf, 8-9)
Ayetlerde açıkça görüldüğü gibi Kabil Habil’i hasedi yüzünden öldürüyor; Yusuf’u (as) da kardeşleri kuyuya hasetleri yüzünden atıyorlar.
“Bana ailemden bir vezir ver. Kardeşim Harun’u… O’nunla arkamı güçlendir. O’nu işimde ortak kıl. Böylece seni çok tesbih edelim. Ve seni çok analım. Şüphesiz. Sen bizi görmektesin. (Allah şöyle) dedi: ‘İstediğin sana verilmiştir ey Musa!” (Taha, 26-36)
Musa (as) kardeşi Harun’u kendisine yardımcı kılmasını yüce Allah’tan istiyor ve duası kabul ediliyor. İki kardeş zamanın Firavunu karşısında birlikte mücadele ediyorlar. Yine Peygamber efendimiz ensar ve muhacir arasında kardeşlik akdi yaptığında kendisine Hz. Ali’yi kardeş ediyor. Hz. Ali Peygamberimizin yanından küçüklüğünden itibaren ayrılmıyor, kızıyla evlendikten sonra da evleri yan yana bulunuyor, savaşlarda kardeşini canı pahasına koruyor, hicret gecesi yatağına yatıyor ve emanetleri sahiplerine teslim ettikten sonra Fatıma’ları alıp Medine’ye doğru yola çıkıyordu. Rasulullah (sav) ise Küba Köyü’nde Hz. Ali gelinceye kadar bekliyor, çok az bir mesafe kalmasına rağmen Medine’ye O’nsuz girmiyordu. Ve yine muhtelif zamanlarda “Ya Ali senin bana olan konumun Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir, bir farkla ki benden sonra peygamber gelmeyecektir” diyordu. Yine “Kim sana gelen ilimden sonra bu konuda seninle tartışmaya girerse, de ki: ‘Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı; hanımlarımızı ve hanımlarınızı; kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra lanetleşerek Allah’ın lanetinin yalancıların üzerine olmasını dileyelim.” (Al-i İmran, 61) ayeti nazil olduğunda Hz. Hasan ve Hüseyin’i, Hz. Fatıma’yı ve Hz. Ali’yi alarak Necran Hristiyanları ile lanetleşmeye gitmiş ancak karşı taraf vazgeçerek geri dönmüştür.
Bu iki olumsuz kardeşlik örneği ve iki model kardeşlik örneklerinde görüyoruz ki nefsine yenilip hasede düşen kaybedenlerden; Firavunlara tağutlara karşı birlikte omuz omuza mücadele verenler ise kazananlardan ve ilahi lütuflara erişenlerden oluyor. “Müminler ancak kardeş” (Hucurat, 10) olduğuna göre şimdi bu bağlamda kendimizi hesaba çekelim, acaba biz kardeşliğin neresindeyiz? Kimin adımlarını takip ediyoruz? Kardeşlik hakları olan can, mal, namus ve haysiyet dokunulmazlığını ne kadar gözetebiliyoruz? Yoksa hasedimizden gıybetini ederek kardeş eti yiyenlerden miyiz? Yeri geldiğinde kardeşimizi kendimize tercih edebiliyor muyuz? Yoksa hep bana diyenlerden miyiz? Onların arkalarından kaş-göz işareti yapanlardan mıyız yoksa hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden miyiz? Onların mutluluk ve hüznü bizim mutluluk ve hüznümüz mü yoksa onların üzüntüsüyle mutlu olanlardan mıyız? Kardeşlerimizden, sıkıntılarından ne kadar haberdarız?

Fatma Çiçek

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikİslam Kardeşliği
Sonraki İçerikÜmmetin Birliği

CEVAP VER