TOPLUMDA DENGE VE İNSAN

0
189
reklamlar
Yazı arası Reklam

Bir terazinin kefelerine oturttuğumuz hayatımızın etrafında dönüp duruyoruz. Geri dönüşü olmayan yuvarlak bir çizginin etrafındayız. Temele teraziyi yerleştirip hangi kefe ağır basarsa onun tarafına biraz daha yaslanıp yola devam ediyoruz, öyle ki durmak hiç yok.
İkilikler ve zıtlıklarla örülü duvarlarımız. İnsan da ruh ve beden ikiliğinin arasında yaşam mücadelesini sürdürüyor. İnsan; fiziki bedeninin içine ruhu geçirilmiş bir canlı. Ruh ve beden, iç içe olduklarında insan denen canlıyı meydana getiriyorlar. Yoksa ruhsuz bir bedende, insan olma vasfına sahip olunamıyor. Aslında ruhu beslenmemiş bir beden de insan vasfını taşımaya muktedir olamıyor.
İnsan ‘eşrefi mahlûkat’ ve ‘halife’ vasıfları ile dünyaya gönderiliyor. Yani yaratılmış varlıkların en üstünü. Hatta halife vasfını düşündüğümüzde, tüm varlıklar insanın emrine hizmet etmesi için yaratılmış durumdadır. Tabii bu vasıfları yaşatıyor olabilmek mesele…
İnsan; insan olma vasıflarını hakkıyla taşıdığında, halifelik görevini ifa ettiğinde; toplumda bozulma, yozlaşma gibi kavramların dağarcığımızda hiç yer etmemesi gerekiyor. Ancak bugün toplumumuza baktığımızda, büyük bir bozulmaya uğradığı görülmekte ve iyileştirmek için politikalar yürütülmektedir. O halde bedenlerin toplumda ‘insan’ vasfına ulaşamadığını söylemek yanlış olmuyor. Sonra ‘mahlûkuz ama eşref miyiz?’ sorusu zihinlerimizi tırmalıyor.
Sorunlar çokça ortaya koyuluyor. Nasıl ‘olmadığımızı’ toplumca gayet biliyoruz, kabullendik. Çözüm için neler yapılabileceği konusunda da çok fazla bilgi sahibiyiz. Ancak harekete geçecek gücü kendimizde bulamıyoruz ya da nereden başlayacağımızı henüz bilmiyoruz.
Bugün bedensel gelişimimize son derece önem verirken ruhi gelişimimizi bunun arkasında kaldığı kaçınılmaz bir gerçek. Haliyle bu durumda kefenin dengesini şaşması kaçınılmaz oluyor. Küçük bir dengesizlik bile sistemde kocaman bir oynamaya neden oluyor. Aynı ‘Kelebek Etkisin’ deolduğu gibi.
Toplumu bireyler oluşturur ve toplumdaki tüm aksaklıklar bireyler eliyle gerçekleşmektedir. Her birey terazinin kefesinde küçük bir dengesizliğe bile neden olsa, toplum düşünüldüğünde bu çok büyük bir hal alıyor.
İnsan, beden ve ruhtan oluşuyorsa; gelişimde maddi ve manevi boyutlarda olmalıdır. Maddi boyutlar bedeni geliştiren her türlü elle tutulur müdahalelerdir. Ruhu güçlendirecek olan ise, manevi süreçtir. İnsanı eşrefi mahlûkat olmaya götürecek olan ruhunun beslenmesidir.
Manevi boyutlar değerlendirilirken en başı çeken madde ‘ahlak’ olmalıdır. Kişi hangi dine ya da inanca mensup olursa olsun güzel ahlak ile toplum içerisinde dengeleyici bir rol oynar. Adalet, dürüstlük, merhamet, özveri, disiplin, saygı vb. özelliklerle donatılmış biri topluma denge hususunda katkı sağlayıcı olacaktır. Ahlaki değerler oturmadan maalesef bedende insan vasıfları da oturmamış oluyor.
İnsanın yaratılış gayesine ve dünya hayatından ayrılırken olması gerekene baktığımızda dünyaya ‘kamil mümin’ olmak için gönderildiğini görüyoruz. İslam dini, bütünü ele alındığında mükemmel topluma, en yüksek ahlaka insanı eriştirmeyi hedeflediği ve insanı, toplumu mükemmel hale taşıyacak yolu gösterdiğini görmek güç olmayacaktır. ÖzelliklePeygamber Efendimiz (sav) ‘Din güzel ahlaktan ibarettir. Ben ahlakın güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildim’ derken ahlaki davranışların önemine dikkatimizi çekmektedir.
Toplumu en güzel ve yaşabilir seviyeye getirecek olan ahlaki değerleri oturmuş insandır. Toplumda ahlaki değerler çoğu zaman kültürle yoğrularak gelişmiştir. Gelişmek adına geleneğe sırt dönülerek ahlaki değerleri yaşanabilir kılmak mümkün değildir.
Ahlak dini hükümlerle desteklenerek oturur. Toplumun yapısına göre de gelenekle yaşanabilir hale gelir. Toplumla ahlaki değerler oturduğunda; ruh güçlenir, manevi değerler kıymet kazanır. Ruh güçlendiğinde, kişiyi gayri ahlaki yaşamaya iten ve toplumdaki suçlara iten, iç huzursuzluk ortadan kalkacaktır. Manevi doyum, sahip olduğu hayattan daha fazla haz almasına ve küçük sorunları büyük problemlere dönüştürmekten kişiyi alıkoyacaktır.
Bir sistem olarak düşünüldüğünde aslında bazı ahlaki değerler oturduğunda birçok olumlu gelişmenin birbirini izleyeceğini görmek mümkündür.
Daha yaşanabilir, daha huzurlu bir iç âleme ve topluma erişebilme duasıyla…
Merve DİKEN

Yazı altı reklam

CEVAP VER