İNSAN, AHLAK VE MANEVİYAT

0
933

Ahlak; toplumun yüzyıllar içinde oluşturduğu temel değerlerle uyumlu hayata tatbik edilerek yaşanılabilmesini sağlayan birer koruma mekanizmalarıdır.
Sorumluluk ve görev bilinci içselleşmiş dünyamızda birçok alanı da bünyesinde barındırır. Buna göre birincisi kulluk ahlakı olmak üzere ferdi ahlak, aile ahlakı, akrabalık ahlakı, komşuluk ahlakı, devlet ahlakı, sosyal ahlak, ümmet ahlakı, meslek ahlakı, çevre-ekolojik ahlak. Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman bedenle beraber ruhumuzdaki şuuru oluşturmuş oluruz.
Hazreti Âdem’le İblis arasında başlayan mücadele, güzel ahlak ve kötü ahlak olmak üzere iki ana ahlak sisteminin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu iki ahlak sistemi maneviyat ölçümüzü de belirleyerek iki ayrı kaynaktan beslenerek nesilden nesle günümüze kadar gelmiştir. Ahlak olmayan yerde zafiyet baş gösterir.
Kâinatın efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” buyuruyor.
Hz. Aişe’nin (radıyullahu anha) “Rasulullah’ın ahlakı Kur’an dır” demiş olması bizlere şunu ifade etmektedir; Peygamberlerin en önemli görevlerinden birinin güzel ahlakın yapılanmasının ve onun koruma altına alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Yüce Allah, güzel ahlakı kendi sisteminde en üst seviyeye Tevhid’i koyarak hayat tarzımızı oluşturmaktadır.
İslam ahlakında, yapılan fiiliyattan ziyade niyetin önemine vurgu yapılmıştır. Amel ile niyet arasında ciddi bir bağ vardır. İman, inanç, ahlak ve maneviyat değerlerimiz birbiri ile ayrılmaz bir bütündür.
Bizi biz yapan ruhumuzda barındırdığımız huy ve karakter özelliklerimizdir. Dünya var oldukça iyiler ve kötüler hep olacaktır. Erdem sahibi olabilmek maneviyat kapılarının açılmasındaki anahtar vazifesini üstlenmiştir.
Toplumun huzuru ve saadeti insanların birbirlerinin haklarını gözetmesi ile başlar ahlaki değerler ile devam eder. İslam ahlakı hak, adalet ve hukuk noktasında son derece önem arz etmektedir. Farklı görüşteki birçok insanın uyum içerisinde yaşamasını olağan hale getirir. Hoşgörüyü, yardım severliği, doğruluğu, dürüst olmayı, vicdan ve merhameti ön planda tutar. Kimlik ve kişiliğimizin oluşumu ahlak ve edep noktasında kendine yön bulur. Ahlak ile birlikte maneviyatımızın da gelişimi kaçınılmazdır. Beden yemek içmek ile beslenirken ruhun gıdası maneviyattır. Ne beden ruhsuz ne de ruh bedensiz olur. Ruhsuz beden cesetten farksızdır. Maneviyattan uzak bir ruh susuz kalmış çorak topraklara benzer. Fıtrat gereği huzurun adı içimizdeki maneviyatımızın tadıdır. İnsan öncelikle kendi kusurları düzeltmeye çalışmalı, başkalarının ayıbını görmemelidir. Başkasında kusur arayanlar kınadıkları hale mutlaka kendileri de düşerler.
Mevlana; sonunda pişman olmamak için her zaman ihtiyatlı olmak, başkalarının halinden ibret almak, aceleci olmamak, az yemek, az uyumak ve az konuşmak gibi konuların önemini de dile getirir. Bu meziyetler hiçbir zaman sözde kalmamalı, yaşanmalıdır. Zira ehli olmayanın hikmetli sözü iğreti bir elbise gibidir.(Mesnevi, 2/676)
Selam ve Dua ile
Emine GENÇ

CEVAP VER