İNSAN AHLAK MANEVİYAT VE MARİFET

0
254
reklamlar
Yazı arası Reklam

İnsan Nedir? Bu soru, yıllarca insanların kafasını meşgul etmiş, bilim adamları, sosyologlar, filozoflar teoriler üretmiş durmuşlardır. Şüphesiz düalist ve İlahi dinlerin (tahrif olanlar da hakeza) “insan” tanımları da farklı farklı olmuştur. Fakat zamanımızda ulaştığımız en son bilimsel verilerin ışığında dahi insanlık, bu soruya net bir cevap verememiştir. İnsanın bilinmezliği ve sırlar ile örtülü olması hakkında bilim adamlarının acizliğini anlatan eser, yazarına Nobel Tıp ödülünü kazandırmıştır. Dr. Alexis CARREL tarafından kaleme alınan ve 1999 yılında basılan ve Nobel Tıp Ödülü almış olduğu “İNSAN DENEN MEÇHUL” adlı eserinde:“İnsanın bilim adamlarınca tam ve doğru olarak anlaşılarak, tanımlanamadığını; insan vücut ve ruh olmak üzere iki parçadan oluştuğunun kabul edildiğini;fakat ruhsuz bir vücudun ve vücutsuz bir ruhun mümkün olamayacağını belirterek, netice olarak şöyle yazmıştır:“İnsan, bizler tarafından bütünü ile kavranamayacak kadar komplekstir. Onun üzerinde ancak gözlem usullerimizle bölümlere ayırmak suretiyle çalışma yapabiliriz. Vücut bize son derece kompleks, milyarlarca çeşitli hücre ırklarının büyük bir topluluğu olarak görünüyor. Bunlar kendi ürettikleri kimyasal maddelerle besinlerden gelen maddelerden yapılan sıvıların içinde yüzmektedir. Vücudun bir ucundan öbür ucuna kadar, salgıladıkları maddelerle birbirlerine birleşirler. Bundan başka kendi aralarında sinir sistemi ile de birleşirler” diyerek acizliğimizi ifade etmiştir.
DUANIN İNSAN FİZYOLOJİSİNE TESİRİ
Yazara göre: “Bazımanevi faaliyetler dokularla organlarda, fonksiyonel olduğu kadar anatomik değişiklikler de meydana getirebiliyor. Çok değişik boyutlarını görebildiğimiz bu organik faaliyetler arasında dua etmek de var. Duadan, bazı formüllerin makine gibi ezbere okunmasını değil, dünyanın asil ve yüce düzenini izlerken şuurun kendinden geçmesini, mistik bir yükselişi anlamalıdır (yazarın “dua” adında yayınlanmış bir kitabı da bulunmaktadır). Denilebilir ki, basit insanlar Allah’ı güneşin ısısı gibi kolayca hissedebilir, bir dostun iyiliği gibi anlayabilirler. Organik tesirleri olan dua, bazı özel özelliklere de sahiptir” diyerek duanın insan üzerinde olumlu, iyileştirici vemucizevi etkisine bilimsel ve gözleme dayalı tespitlere vurgu yapmıştır.Yine yazar Dr. AlexisCARREL’e göre: “Bilim adamları bugün insan vücudunun temel katmanlarını teşkil eden fizik, kimya, fizyoloji ve psikoloji gibi kavramlar üzerinde ortak bir tanıma ulaşmışlar, ancak insan kavramı üzerinde henüz böyle bir ortak tanıma ulaşılamamıştır. Bu amaçla, insanı tanımak için başlı başına bir insan ilmi oluşturulmalı ve bu ilim dalında insan bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Yazarın kitabı çok geniş kapsamlı olduğundan, merak edenler alıp okuyabilirler. Ancak biz bu yazımızda, kitabı değerlendirmeye çalışmak amacında olmadığımızı ve sadece işimize yarayan bazı bölümlerden faydalanacağımızı belirterek geçelim.
Ancak burada şu özelliği önemle belirtmeliyiz ki insan, kendini, kim olduğunu, varlığını, nedenini tam olarak açıklayamadan, “tekvini konulara” cahilane bir dalış yaparak, deyim yerindeyse “ateşle oynamaktadır”. Biz, bu konuda insanın kendi temel yapı taşlarını keşfederek, bu konuda boyundan büyük işlere doğru yol almakta olduğunu, biraz merak ve biraz da korku ile izlemekteyiz. Neden bahsettiğimi anladınız: Genetik Mühendisliği! Bilindiği gibi Genetik Mühendisliği, her türlü canlının kalıtsal olan özelliklerinin değiştirilmesi ve onlara yeniden işlevler kazandırılması konularında araştırma yapan bilim alanıdır. Genetik mühendisleri canlıların genlerinin çoğaltılması, yalıtılması, genlerin bir canlıdan diğer bir canlıya aktarımının yapılması ya da farklı canlılardan alınan genlerin birleştirilmesi gibi çalışmalarla uğraşır. Genetik mühendisliğinde dışarıdan müdahale edilerek bir canlıya yeniden kalıtsal özelliklerin kazandırılması ya da kişinin irsi olan mevcut özelliklerinin değiştirilmesiyle alakalı bir bilim dalıdır. Bu teknoloji sayesinde genin ait olduğu canlının genomundan çoğaltılması ve yalıtılması, ayrıca işlevinin ve yapısının araştırılması yapılmaktadır. Bunun dışında genlerin farklı türde olan canlılara aktarılması konularında da çalışılmaktadır.
Geleceğe yönelik büyük bir tehlike de belirmiştir! “Canlıların yapıları ile oynamak!” Bu konu çok hassas bir konu olup, iyi insanların elinde iyi; kötü niyetli insanların ellerinde de kötü neticelere varabilecek önemli bilgilerdir.
Canlıdaki var olan genler organizmanın özelliğini belirlemiş olan kimyasal bilgiyi taşımaktadır. Ayrıca genler değiştirildiği zaman organizmaya istenilen bütün özellikler kazandırılmaktadır. Genetik mühendisliği çoğunlukla istenilen canlının geliştirilmesi ya da genetik analizinin yapılması amacıyla türün kendi içindeki ya da bir başka türe ait olan organizmanın genleri üzerinde planlı bir şekilde yapılan işlemi kapsamaktadır. Canlıdan canlıya veya hücreden hücreye gen naklinin yapılması ile ya da genlerde yapılan değişiklikler sonucu yeni canlı türlerinin elde edilmesi, mümkün olabilecektir. Kaldı ki bilimdeki bu gelişmeler, bizim tahminlerimizin çok ötelerine ulaşmakta olup, insan organizmasında taşınan kimyasal bilgilerin elde edilerek, bilgisayar yazılımına dönüştürülmesi, gerektiğinde format atılabilmesi, amaca göre değiştirilmesi mümkün olabileceği gibi, yakın gelecekte çalışanların, savaşan askerlerin yarı insan, yarı robot olması mümkün görünmekte ve bu durum da pek çok kuşku, tehlikeyi de beraberinde taşımaktadır. Bu yapay canlıların, kendini geliştirebilen yapay zekanın da verildiğini düşünürsek, fantastik ve gerilim dolu bilim kurgu öykülerine hazır olun! Bu kez gerçeği geliyor. Dünyanın ahvaline bakalım ve sonra da kendimize: Dünya nelerle uğraşıyor?Bilimde ve araştırmada İslami çaba ve gayret belirleyici olmaktan uzaklaşmıştır.Dünyaya baktığımızda ise İsviçre’de CERN adı ile yürütülen araştırmaların esas amacı,mevcut teknolojinin sınırlarını zorlayarak, maddenin yapısını ve maddeyi bir arada tutan kuvvetleri anlamaktır. Bu da insanoğlunun “tekvini” yani Yüce Yaratıcının yaratılış sırlarını öğrenme amaçlı olarak yapılmaktadır. “Oku!” emri ile başlayan güzel dinimiz mensupları olarak Ortadoğu’da cehaletimizin sonuçlarından sayılabilecek normallikte bize dayatılmış savaşların yıkımı ile bir türlü kuramadığımız medeniyet inşa irade ve niyetimiz de harabeler, göz yaşları ve kaosa karışarak yok oluyor. Maalesef güzel dinimiz Emevilerinsultacı, sömürücü, amaç ve emellerine alet edildiği tarihten bugüne değin İslam alemi çalkantı ve kaos içerisinde zayıflayarak bocalamaktan, onurunu ve izzetini zedelemekten kurtulamadı ve bugün de sonu olmayacak, yıkım yüklü anlamsız savaşlar içerisinde, içler acısı bir durum içerisinde bulunmakta.
Kur’an-ı Kerim’de birçok ayetlerde geçtiği gibi, 51. Sûrenin (Zâriyât) 56. Ayetinde: “Ve ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” buyurulmuştur. Kulluğun ilk emri de “oku” emridir! Maarifetsiz (maarifetten kast edilen, “faydalı ilimdir”)ibadetin de değeri yoktur. Bilen ile bilmeyenin ibadetlerine verilecek değer de farklıdır. Allah içi boş beyinle ve sadece şekilden ibaret bir ibadeti bizden istememektedir. İnsan, ilim ile yükselecektir. İlim bir nurdur ve ancak temiz insanlara ve temizlenen, arınan toplumlara gelecektir. İnsan, ahlak ile arınmalı ve temiz varlığını da ilim nuru ile taçlandırmalıdır; Hz. Resulü Ekrem (SAV): “Ben yüce ahlâkı tamamlamak için gönderildim” diyerek insanlığın nihai amacını belirtmiştir. Ahlaksız bir ilim ve yaşam ancak fesad ve bozulmaya, çürümeye ve neticesinde de mahva götüren bir yola dönüşecektir. İşte maarifetve insanlığı kurtuluşa götürecek yol da budur. Bu konuda Hz Ali (RA)’den ilim hakkında hikmetli sözler, çok calip ve cezbedicidir. Kumeyl b. Ziyad’dan nakledilen hadis uzun olup, biz sadece belirli bir bölümünü yazımıza aldık. RaviKumeyl b. Ziyad şöyle der: “Müminlerin Emiri Ali b. EbiTâlib (a.s) elimden tutup beni mezarlığa götürdü. Çöle çıkınca, derin nefes aldı; sonra şöyle dedi: “Ey Kumeyl! Bu kalpler kaptır. Onların en hayırlısı en iyi muhafaza edindir. Sana söylediklerimi ezberle! İnsanlar üç çeşittir. Rabbanî bir âlim; kurtuluş yolunda öğrenen; her bağıranın peşinden giden, her rüzgârla eğilen, ilim nuruyla aydınlanmayan ve sağlam temele sığınmayan ayaktakımı yığını. Ey Kumeyl! İlim maldan daha hayırlıdır. İlim, seni korur; sen ise malı korursun. Malı harcama azaltır; ilmi ise infâk artırır. Malın zevaliyle onun faydası da yok olur. Ey Kumeyl! İlmin bilinmesi itaat edilecek bir dindir. İnsan onunla, hayatında itaati ve vefatından sonra güzel mükâfatı kazanır. İlim hâkim, mal ise kendisine mahkûm olunandır. Ey Kumeyl! Malların hazinedarları hayattayken helâk olurlar. Âlimler ise, zaman (dünya) var oldukça bakidirler. Kendileri kayıp olsa da benzerleri kalplerde mevcuttur. (Göğsüne işaret ederek) Onu taşıyanları bulabilsem, işte çok büyük miktarda ilim buradadır. Bilakis ilim için kendisine güvenilmeyen bir çabuk anlayan, dini dünya için kullanan, Allah’ın nimetleriyle kullarına, hüccetleriyle dostlarına üstün geleni; ya da hakkı taşıyanlara uyan, ancak o meyilde bir basireti olmayan, şüpheden ilk rahatsızlık sebebiyle kalbinde kuşku çıkanı buldum. Bilmiş ol ki ne bu ne de şu! Ya da lezzet düşkünü, şehvetinin sözünü dinleyen veya (malı) toplamaya ve saklamaya tutkun… İkisi de hiçbir konuda dini koruyanlardan değildir. Onlara en çok benzeyen, otlayan develerdir. İlim, taşıyanlarının ölümüyle böyle ölür.”
Şüphesiz ki Hz. Ali’den gelen ilim öğrenerek maarifet kuşanmak konusundaki öğütler, hem insani ve hem de toplumsal boyuttadır. Etrafımızda okumaktan araştırmaktan, eğitim ve öğretimden uzak kalmış (veya yaşam şartları nedeniyle eğitim ve öğretime ulaşamamış) insanların yaşamlarının trajik yönleri önümüzdedir. Yakın geçmişte Kurtuluş savaşını büyük fedakârlıklar ile başaran ülkemiz insanları için Hindistan’ın İngilizler tarafından 350 yıl süren işgal ve sömürüsü bizim için ibret olmalıdır. Ülkede birlik ve beraberliğin olmayışı, cehalet, merkezi devlet yapısından yoksunluk ve çok sayıdaki yerel feodal gücün bitmeyen çatışması; işgale karşı tam bağımsızlık bilincinin oluşmasını geciktirdi. Neticede 1600 yılından başlayan yıkıcı sömürge, 15 Ağustos 1947’de ulusal bağımsızlığın ilanı ile sona erdi. Ancak İngiltere, varlığını tam 347 yıl sürdürdüğü 3 287 000 km2 lik ve 700 milyonluk bu büyük ülkeyi, açlık ve yoksulluk içinde bırakarak çekildi. Günümüzde ise dünyadaki genel durum ve özellikle İslam âleminin içler acısı durumun acil tedavisi için farklılıkları ve ayrılıkları bir yana bırakarak müşterek bir gelecek için kardeşlik içerisinde çaba gösterilmesi gerekmektedir. Bu çabalar sözde değil, art niyetsiz ve akıl eşliğinde ve Hz. Resulü Ekrem (SAV)’in gösterdiği güzel ahlak yolunda gerçekleştirilmelidir vesselam. Saygı ve hürmet ile.

FİGEN YILDIRIM

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikYÜK GEMİSİ
Sonraki İçerikTOPLUMDA DENGE VE İNSAN

CEVAP VER