GÖNÜL EVİNDE BAHAR TEMİZLİĞİ

0
217

Ağaçların tomurcuklanması, çiçeklerin açması ile doğada hayat yeniden canlanırken tüm evlerde de bir bahar temizliği telaşı başlar. Her sene kış aylarının is, toz ve lekelerinden kurtulmak için belki günlerce uğraşır da kalbimizdeki lekelerden bihaber yaşarız. Oysa kalp maddi âlemde vücudumuza kan pompalayıp bedenimizin merkezinde olduğu gibi manevi alemde de yaşantımıza yön veren davranışlarımızın, ahlakımızın merkezi konumundadır. Gelin bu sene hayatımızda bir değişiklik yapalım, üç ayları da bir fırsat bilerek geçmişimize yürekten bir tövbe edip temizlemek, geleceğimize yönelik de hoş kokulu ahlaki davranışları yerleştirmek suretiyle gönüllerde bir bahar temizliği yapalım.
“Ahlâkî davranışlar” nelerdir peki? Arapça bir kelime olan “ahlâk” (yaratılış, huylar), “halk” (yaratılma) kelimesinden türemiş olan “hulk” (yaratılış) kelimesinin çoğuludur. Demek ki ahlaki davranışların da yaratılma ile uyumlu olması gerekir.
“Ahlak” insanın kendisinin tercih ettiği yaşam biçimidir. Peki, hangi yaşam biçimini seçmeli? Yaşantımızda kendimiz, ailemiz, toplum ve Allah ile iletişim içindeyiz. Hangisi yaşam biçiminin kurallarını belirleyebilir? Eğer ben “kendim” belirleyeceksem ben kendimi ne kadar tanıyorum ki en uygun olanını belirleyebilirim. En değerli âlimlere de sorsak aile ilişkilerinde veya toplumsal alanda birçok hata yaptıklarını görürüz. O halde ben belirleyemem. Ailem veya toplum belirleyecekse toplumdaki her birey de benden farklı değildir. Belki istişareler belli bir noktaya kadar doğrulara götürür ancak nereye kadar belirsizdir. O halde geriye tek seçenek kalır ki o da beni en güzel yaratılışla yaratan ve en iyi tanıyan, hangi yaşam tarzının beni saadete, hangisinin ise hüsrana götüreceğini bilen Rabbim Allah’tır. İşte bu yüzden Rabbimiz bizi yarattıktan sonra kendi halimize terk etmemiş, suskun model olan kitapları ve onların konuşan-yürüyen modeli olan Peygamberleri göndermiştir. “Şüphesiz sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah Resul’ünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)
Ahlaki davranışın tabi davranıştan farkı, ahlaki davranışların her insanın vicdanında bir değere sahip olmasıdır. Yani değerli ve paha biçilmez davranıştır; insan bu davranışın bir değer taşıdığını düşünür ve bu değer maddi değerlerden çok üstündür. Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor: “Üç şey büyüklük ahlâkındandır; senden ilişkisini kesenle ilişki kurman, seni herhangi bir şeyden yoksun bırakan kimseyi bağışlaman ve sana zulmeden kimseyi affetmendir.” (Tabi bu şahsi meseleler içindir; toplumsal bir ilişkisinin olmadığı ve toplumda bir hakkın doğmadığı durumlar için geçerlidir.)
Diğer ahlaki davranışlar arasında da hak bilirlik, vefa, hayvanlara acıma duygusu, ihsan ve iyilik yapma, adil olma ve toplumda adaletin yayılmasına çalışma, öfkeyi yutma, Müslümanlar arasında barış ve sevgiyi yayma, gıybet etmemek ve edilmesine müsaade etmemek gibi birçok faziletli davranışı sayabiliriz. Bütün bu davranışların özüne bakacak olursak insanın amacı hayrın kendisine değil başkalarına dokunmasıdır. Hedef budur. Yani Müslüman kardeşini kendisine tercih etmektir. (Bir annenin çocuğuna olan davranışları ise fıtratında da mevcut olduğu ve kendisine de mutluluk verdiği için tabiî davranışlara girer. Bununla birlikte tümden süpüremeyiz, ecri mahfuz olarak o kendi yerinde bir davranıştır. Hatta bazen sınırların aşıldığı da olur ki bu hem anneye hem de çocuğa zarar verir. Örneğin sabah namazına kaldırmamak gibi.) Maalesef günümüzde Müslümanlar arasında “ben” dairesinin dışına çıkmak oldukça zorlaşmış durumdadır.
Peki, nasıl “ben” dairesinin dışına çıkabilirim? İnsan aklının hükümleri iki çeşittir; bir kısım fonksiyonlar var olan şeylerin kavranmasını sağlarken diğer bir kısım fonksiyonlar da yapmamız gereken şeylerin kavranmasında etkilidir. İnsan bir taraftan hayatı, doğayı, yaratılışı, insanları, kendini izleyip tanımaya çalışıp ibretler alırken diğer taraftan ne yapması gerektiğinin bilincine varır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki akıl bazen nefsin etkisinde kalarak bazı davranışları şarta bağlayabilir. Vicdanda ise böyle bir şey söz konusu değildir ve o mutlak olarak iyiliği emreder. Vicdanın sesini duyabilmek ise gereksiz gürültülerden kurtulmak, diğer sesleri susturmak veya kısmakla mümkündür. Hayatımızı sadeleştirmek, maneviyata yönelmek ve tefekkür ile… Bir başka yolu da ibadetlerdir ki Rabbimizin bizim “Ahsen’i takvim” üzere kalmamız veya uzaklaşınca geri dönmemiz için bize öğrettiği talimlerdir. Dua, namaz, oruç, hac, umre, Kur’an okumak, zekât vermek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, tefekkür, ihsan ve daha sayamadığımız bizleri “insan” yapması gereken birçok ibadet. Eğer hem oruç tutuyor hem gıybet ediyorsak, kıldığımız namaz bizi doğrultmuyorsa ihlasımızı sorgulayalım.
Şems Suresi’nin ilk ayetlerinde Rabbimiz on bir kez yemin ediyor ve arkasından da “nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir” diyor. Peygamberimiz de bir hadisinde nefisle cihadın büyük cihad olduğunu buyuruyor. Ve eğer biz bunu başarabilirsek kendimizle sınırlı kalmayacak topluma da dalga dalga yayılacaktır. Şu anda sözlerimizin başkalarına tesir etmeyişinin sebebi budur. Çocukların sabunla yaptığı baloncuklar gibi hemencecik patlıyor, kalpten kalbe ulaşmak yerine ağızdan çıkıp kulakta son buluyor.
Ya Rabbi! Kalplerimizi iman nuruyla nurlandır. Ahlâkımızı Kur’an’î bir ahlâk yap. Gönüllerimizi ahlâksızlıklardan temizle. Bütün Müslümanlara izzet ve Kur’an öğretileriyle tanışıklık bağışla. Ölmüşlerimize de rahmet eyle… Âmin…
Selam ve dua ile kalın…
FUNDA ÇİÇEK

CEVAP VER