KENDİ ELİMİZLE İNŞA ETTİĞİMİZ PRANGALARIMIZ

0
321
reklamlar
Yazı arası Reklam

Modern yaşam, modern insan ve modern ihtiyaçlar. Yeni dünya düzeninde harcayan ve harcarken harcanan insanlar revaçta. Daima daha fazlasını elde etme arzusuyla kavrulan bir gençlik ve onların her arzusunu yerine getirmek için kendini paralayan yetişkinler. Yetişkinlerin bazıları da “Bir kere geldik dünyaya.” diyerek genç kuşağın ardından yürümekte.
Yüz yıl öncesinde hayal dahi edemeyeceğimiz, yirmi yıl öncesinde ise ne gerek var dediğimiz, günümüzde olmazsa olmaz gördüğümüz, aslında olmazsa olurlarımız neler? Yüz yıl öncesinde atalarımız ayaklarına giyecek bir çarık bulduklarında mutlu olurken bugün bizler yüzlerce çeşit içinden hangisini seçeceğimizi şaşırıp “Giyecek bir şey bulamıyorum!” diye dert yanıyoruz. Bir elimizde akıllı telefon, diğerinde tablet teknoloji marketlerinde dolaşıyoruz. Sadece bunlar mı? Tabii ki hayır! Tatilini deniz kenarında yapmak, her hafta gösterime giren yeni filmleri görmek, evinde sınırsız internet kullanmak, bir davette giydiğini bir daha giymemek, saçlarındaki akları kapatmak için çareler üretmek, daha fit görünmek için spor salonlarına binlerce lira ödemek… Liste uzayıp gider. Bunlardan hangisi insanın gerçek ihtiyaçlarından? Kendimize bu soruyu sorduğumuzda gerçeklerle yüzleşebiliriz.
Her yıl değişen moda, yenilenen vitrinler, reklamlarla hayati ihtiyaç gibi sunulan binlerce ürün ve bu ürünleri elde etmek isteyen insanlar. Bir kenara çekilip bu manzarayı seyredince durumun vahametini insan daha iyi kavrıyor. Çocuk daha anne karnındayken tüketim odaklı yaşam başlıyor. İlerleyen yaşlardada bu artarak devam ediyor. İnsan ne kadar tüketirse o kadar değerli görülüyor. Dile getirilmese de toplum düzeninde özellikle Batı kültürünün yozlaştırıcı etkisinde kalan toplumlarda insanların bilinçaltına “Tükettiğin sürece varsın.” mesajı veriliyor. İnsanlar ise kendilerini değerli kılan nesnelere olağanüstü anlamlar yükleyerek onları hayatlarının vazgeçilmezi olarak görüyor. Ya da insan yaşamı için birer araç olması gereken nesneleri putlaştırıp araçtan amaç üretiyor. Mutluluk da bu amaca ulaşmayla elde edilebilecek bir şey olarak nesnelleştiriliyor. Amacına ulaşan nadir insanlar milyonları güdülemek için kullanılmaya başlıyor. İlginç olan şu ki amacına ulaşan da ulaşmayan da mutlu olamıyor. Ortaya çıkan bastırılmış duygular, sürekli bir yarış hâli ve hayal edilen değerin(!) elde edilemeyişi memnuniyetsiz, mutsuz, robotlaşmış bireyler oluşturuyor. Kendi ürettiği ihtiyaçlarının (!) kölesi olan insan, hep bir adım öteye ulaşma çabasıyla yaşamı ve yaşamayı unutuyor. Tüketirken tükenen insanın, kendi eliyle hazırladığı felaket sadece bu kadar değil. Zihninde oluşturduğu kalıp yargılar, elde etmesi gereken gereksinimler ve modern dünyanın dayattıkları insanın prangalarına dönüşüyor.
Cahiliye dönemlerinde kendi yaptıkları putlara tapan insanın çaresizliği, bedbahtlığı ve akılsızlığı putların kırılmasıyla son bulurken günümüz insanının zihninde ürettiği kalıp yargıları ve vazgeçilmezleri soyut varlığıyla yok edilmeye karşı meydan okuyor. Arzularının esiri olan ve gönüllü esaret yaşayan insan bundan kurtulmanın çaresini de aramıyor. Yaşamak gayesinden başka gayesi olmayan insan; yaşadığı her günü mutluluk bilirken erişemeyeceğinin talibi, eriştiğinin nankörü olan insan ise arayışının sonuçsuzluğuyla hüsrana uğruyor. Bütün bunlar maddi boyutta insanı kıskacına almakta. Bunlara çeşitli düşünceler, makamlar ve unvanları da eklemek gerek. Çünkü bunlar da günümüz insanının birer prangası olmuş durumda.
İnsanın; kişiliği, aklı ve edebiyle var olması gerekirken makam ve unvanlarıyla değerli olmaya çalışması esaretini açıklamaktan öte bir anlam taşımıyor. Kendi varoluşunu etiketiyle ve makamıyla ortaya koyma çalışan insanlar, elde ettiklerinin geçiciliği karşısında kaybetmenin ve değersizleşmenin getirdiği ruhsal sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Her gün prangalarına yenilerini ekleyerek kaçınılmaz sona doğru koşar adamlarla yürüyor. Onu özgürleştirecek bir hareket dahi yapmıyor. Çünkü kendi esaretinden haberi bile olmuyor.
Ne yazık ki günümüz insanının esareti, sadece maddi boyutla açıklanabilecek kadar da basit değil. Kimlikler, mensubiyetler, dünya görüşleri, ırklar, sınıflar, gruplar vb. birçok kabul de insanın hayatını feda ettiği zincirlerden bazılarıdır. Bir grup içinde yer alan bireyin, davranışlarını o grubun iklimine göre şekillendirmesi buna iyi bir örnektir. Aynı dünya görüşünü benimseyen insanların aynı davranışları sergilemesi de.
Peki, yukarıda ifade edilenler sadece bireyin cüz-i iradesinin kontrol edilmesine mi neden oluyor? Başka etkileri yok mu? Evet, var: Benliğini sahte amaçlarla dolduran, sahte amaçları doğrultusunda bir hayat feda eden, hiçbir zaman da ne kaybettiğinin farkında olmayan insan git gide yalnızlaşıp bencilleşiyor ve toplumdan uzaklaşıyor. Yalnızlığıyla başa çıkamayınca hayallerin merhametine sığınıyor. Bencilleştikçe aile ve ait olma gibi kavramları yitiriyor. Ne kendisi olabiliyor ne de toplumun bir parçası hâline gelebiliyor.
Toplumun bir parçası olmayan ve aitlik duygusunu yitiren bireyler hem kendileri hem de insanlar için tehlikeli oluyor. Vicdanının sesini duymayan, vicdanıyla aklı arasındaki bağlantıyı koparmış, görmek istedikleriyle gözünü doldurmuş ama gerçekte göremeyen, duymak istediklerine kulak kabartmış ama gerçekte duyamayan, ne hissettiğinin farkına varamayan, robot üretmek isterken robotlaşmış insan neslinin -çok değil- kısa zaman sonra dünyanın en önemli sorunlarından biri olacağını söylemek abartı olmaz. Duygusal, kültürel, akli ve vicdani değerlerini yitirmiş; yerine koymaya çalıştığı soyut veya somut nesneleri elde edememiş, adeta mankurtlaşmış, makine çağının mekanik insanının kendisinden kaynaklı sorunu çözemeyeceği de açıktır. Sorunlarını çözmekten aciz, kendi elleriyle yarattıkları putlara tapan insanın trajedisi nasıl sonlandırılır? Trajedi sonlandırılabilir ancak bu, göründüğü kadar kolay olmayacaktır. Henüz iradesi, zihni, kalbi zincirlenmemiş insanların bir an önce harekete geçmesi gerekir.Başlamak bitirmenin yarısıdır, demiş büyükler. Sonrasında teknolojik bağımlılığı azaltma ve pazarlama üzerine şekillenen bütün yapıların ipliğini pazara çıkarmak gerekir. Bunlar akla gelen ilk çözümlerdir. Şöyle bir soru da sorulabilir: Teknolojik bağımlılık nasıl sonlandırılacak? Teknolojik bağımlılık, ahiret inancının derinleşmesi ve dünyanın bir oyun yeri olduğuna içten inanılmasıyla giderilebilir. Nasıl mı? Ahiret inancı güçlü olan insan, geçip gideceği bir nesneler dünyasını gölge hâline getiren ve gölgeden gölge üreten sanal dünyayla arasına mesafe koyacaktır. Dünyanın bir oyun yeri olduğunu bilen insan araçtan amaca yükselttiği putlarının en büyüğünün boynuna balta asacaktır.
İnsan, her yönüyle karanlıkta kaldığında onu aydınlatacak bir nüveye sahiptir. Ondan bu nedenle ümit kesilmemelidir. Ümidini yitirmeyen yüreklerin çabaları insanı prangalarından kurtaracak ve robotlaşmış insanın beynine kan gitmesini sağlayacaktır.
Yasemin KURTLU

Yazı altı reklam

CEVAP VER