İSLAMİYET İLE DEĞERLENEN KADIN

0
224
reklamlar
Yazı arası Reklam

“Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür!”Hz. Muhammed (SAA).
Tarih sürecinde kadının toplumsal değerine baktığımızda,Hz.Resulullah (SAA)’ınİslam dinini tebliğe başlaması ile kadının toplumsal yerinde belirgin bir şekilde değişime ve gelişimetanık oluyoruz. İslam dini öncesinde toplum değerlerinde kadın için belirlenmiş haklar, insana yakışan değerlerle örtüşmeyen;mülkiyete konu olan bir mal durumundan öteye geçemiyordu.

Allah inancından,vahiy nurundan son derece uzak ve cahiliyet devri olarak tanımlanan o dönemlerde kadın, erkek için ihtiyaç malzemesi olmanın dışına çıkamamıştı ve toplumda değer ve saygınlığı da yoktu. Doğal olarak insan toplumun temel iki varlığından,güçlü, baskın, otoriter ve tüm hakların sahibi olan erkeğin karşısında hiçbir saygınlığı olmayan,doğumu bile aile için utanç sayılan kadının varlığı ile toplum ne derece gelişebilirdi? Toplum kendi değerlerini yok eden,çıkmaz fasit bir girdapta çöküş ve çürüme içerisinde her türlü erdem ve onurundan uzaklaşarak yok olma yolundaydı.
Bazı bölgelerde kadınlar açıkça mülkiyete tabi ticari bir mal gibi alınıp satılmaktaydı. Hindistan’daki 5 yaşındaki kız çocukları çok rahatlıkla özellikle zengin erkeklerde evlendirilmekteydi ve erkek eş ölünce cesedi ile beraber eşi olan kadın da yakılmaktaydı.
Yine ilim, felsefe, bilgi merkezi olduğu iddia edilen antik Yunan medeniyetinde de kadının kız çocuğu bir suç sayılıyor, ikinci kız çocuğunda yargılanıyor, üçüncü kez kız çocuğu doğurduğunda ise idam edilebiliyordu. İlahi orijine dayalı dinlerde deinsan fıtratından büyük bir sapma yaşanmış, kadın cahiliye dönemindeki karanlık batağınatekrar saplanmıştı.Mesela Hıristiyanlık dininin hâkim olduğu bölgelerde sapma,kadın konusunda o kadar büyüktüki kadın için söylenen sözler,günümüz akıl süzgecindebile korkunçtur: ‘’Kadın tıpkı köpeğin ağzını bağladığı gibi ağzını bağlanmalıdır’’; ‘’kadın şeytanın günaha çağıran işbirlikçisidir,tuzağıdır” gibi ilahi fıtrat ve yapıya uymayan yakıştırmalar ile kadınlar toplumsal zulüm değerlerinin esiri ve çıkmazındaydılar.İlahi hikmeti yayması beklenilen Kilise çevrelerinde, kadın ruhunun hayvani mi, şeytani mi olduğu konularını bilimsel gerçeklermiş gibi tartışmaktaydılar. Neticede şeytani sapmalara karşı çözümsüzlükleri ile tarih sürecinde Reform ve Rönesans süreci icat ederek uydurmalarla kirletmiş oldukları dinleriniyaşamlarından çıkararaksadece akıl ile toplumsal yaşamlarını sürdürebileceklerini gördüler ama maalesef İlahi hikmet ve güzelliklerden de uzakgünümüzdeki maddeci, bencil, çıkarcı bir yaşamın içine düştüler.

Arap yarımadasında ise kız çocukları diri diri gömülmekte idi.Bu konuda Kuran-ı Kerim’de bu akılsızlıkaçıkça kınanmaktadır(Nahl 58/59): “Aralarından birine, bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü, simsiyah kesilir.Kendisine verilen kötü müjde yüzünden verilen halktan gizlenmeye çalışır, onu utana utana tutsun mu; yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!”

Tüm bunlar, cahil ve akılsız insanların kadına reva gördükleri akıl almaz örneklerden sadece birkaçı idi. Oysaki Allah’ı Teâlâ insanı “Temel Haklar” konularında eşit haklar içerisinde yaratmıştır. Kadını erkekten veya erkeği kadından üstün tutmamıştır. İnsan, kadın olsun;erkek olsun, şerefli bir varlıktır. Allah insanı, mükerrem (hürmetli, şerefli, ikram olunmuş) yaratmıştır. İnsan kendisine yaradan tarafından verilen bu değeri yine kendi eliyle alaşağı edebileceği gibi o değeri koruyup, geliştirebilir ve üstün dereceler de elde edebilir.
Bu konuda Kuran’ı Kerim’de Hucurat Suresi 13. Ayetinde Allah’u Teâlâ buyuruyor: “Ey İnsanlar! Gerçekten biz sizi, bir erkek ve bir dişiden yarattık … Allah katında sizin en üstününüz (kerim) olanınız (ırk ya da soyca değil), takvaca en ileri olanınızdır.”
Kadın, eşya ve mülkiyete konu bir mal değildir. Bilakis Allah’ıTeâlâ’nın, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber(saa)’imizin hadislerinde buyurulduğu gibi akıl, irade sahibi olarak yaratılmıştır.Allah’ıTeâlâ’nın yarattıkları arasında temel haklar konusunda adalet ve eşitliği gözetmişken; maalesef günümüzde hâlâ İslami inancın bulunduğupek çok bölgede kadına zulüm devam ediyor. Zahiren kadına yapılan saygısızlık ve zulüm, her şeyden öncelikle Allah’ın emrine itaatsizliktir.

Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda: Allah’ın, kavimlere, yaşamalarındaki yanlışlıkların giderilmesi, sapkınlıkların önlenmesi, yaşam ve ahirete dair İlahî hikmetlerin anlatılarak, insan fıtratının üzerindeki karanlık örtülerin kaldırılması (Rum Suresi/30)ve Allah’ı hatırlatıp hidayete çağırmaları için lütfederek peygamberler göndermiş olduğunu görüyoruz.
Hz.Resul Ekrem (SAA),Allah’u Teâlâ’nın ilahi rahmeti ve lütfu olarak,cahiliye döneminin o zifiri karanlığını vahiy nuru ile aydınlatmak için gönderildi.O karanlık yüzler ve hastalıklı ruhlar elbetteki önceki kavimlerde olduğu gibi peygamberi inkâr etmekten, O’na maddi manevi zulüm ve eziyet etmekten geri durmadılar.

Hz.Resulullah(SAA)’in peygamberliğe başladığı bu en zor dönemlerinde yanında kadın olarak Hz. Hatice annemiz vardı. Allah-u TeâlâHz. Hatice’yi çok güzel erdemler ve faziletlerle donatmıştı.O, cahiliyenin karanlık döneminde âdeta parlıyordu. O dönemin karanlıklarından Allah’a olan inancı ile yolunu aydınlatarak çıkmayı başarmış ve seçkin bir kul olarak Peygamber’in hanımı olma şerefine nail olmuştur. Hz.Hatice,tüm bunlara karşılık olarak Peygamberi ve eşi olan Hz.Resul Ekrem (SAA)’ekayıtsız şartsız iman etmesi ve Hazreti Resulullah’ın Peygamberlik öncesi ve sonrası yanında olduğu süre içerisinde maddi manevi her türlü fedakârlığı yaparak vazifesini tam anlamı ile yerine getirmişti. Hz. Hatice annemizin bu fedakârlıkları içerisinde Hz. Resulü Ekrem (SAA)’in ona yaklaşımı, örnek davranışları, aslında İslam’ın kadına vermiş olduğu değeri de yansıtmaktaydı. Allah’ı Teâlâ, Hz. Hatice annemizin vefatı sonrasında kız çocuklarının diridiri gömüldüğü o dönemde, Resulüne bir kız evlat bahşederek kadına bakış açımızın ve kadının hangi değere sahip olduğunu yaşanan canlı bir örnek ile bizlere tebliğ etti. Hz. Fatıma!İnsan soyunun sadece erkek evlat üzerinden yürüdüğünü kabul eden cahiliye düşüncesi de bu doğum ile yıkılmış oldu. Erkek evladının olmayışı yüzünden cahiliye düşüncesi ile soyu kesik anlamında “Ebter” denilerek kendilerince hakarete maruz bırakılarak rencide edilmeye çalışılan Peygamberimize teselli ve müşriklere de gereken cevap, Allah tarafından Kur’an Ayeti olarak inmiş ve Hz. Resulullah’ın soyunun kızı Hz.Fatıma ile devam edeceği müjdesini ve neticede asıl soyu kesik olanların ise müşriklerin olacağı bilgisini bizlere vermektedir. İşte bu kız evladın, yaşamı süresince Hz. Resulü Ekrem’in ona duyduğu sevgi, ona bağladığı ünsiyet, ilgisi, eğitimi ile birlikte kadının toplum içerisindeki konum ve değerine rehberlik etmiştir. Bu etkileşim şüphesiz iki taraflı olmuştur. Bir tarafta alemlere rahmet ilim nuru, diğer tarafta ise bu temiz soydan gelen ve İlahi vahiy evinde yetişen örnek numune insan!Bu kız çocuğunun örnek yaşamı ile İslam’ın kız çocuklarının değeri; kadına verilmesi gereken değer ve eğitim ile yetiştirilmeleri gereği, bilinen tüm önyargı ve yanlışları yıkarak, ulaşılması gereken yolda önemli bir aşama ve değerler ölçüsü bıraktı. Bu süreçte toplumdaki kadın kavramı büyük bir gelişme göstererek doğru ve ilahi olan, sağlam bir temel üzerinde örnek oluşturmuştur.
Hz. Fatıma’nın küçük bir kız çocuk olduğu süreçten itibaren İlahi tebliğin nuru ile terbiye edilmesi neticesinde Allah-u Teâlâ,kız çocuklarının, erkek çocuklar kadar değerli olduğunu, kadınların da İlahi mesaja muhatap bir sorumlu olarak hem dünya ve hem de ahiretin yüce mevkilerine aday olduğunu insanlara göstermiştir. Bu yolda çok büyük çaba ve mücadeleler veren Peygamberine bahşettiği Hz. Fatıma annemizin de O’na duyduğu saygı ve sevgisi de bizlere örnektir. Bu güç dönemlerde Hz. Fatıma’nın sevgili babası Hz. Resul’ü Ekrem’e küçük ama büyük değerler taşıyan yüreği ile vermiş olduğu destek, çok güzel örneklerdir. Babası Hz. Resul’ü Ekrem’e yapılan eziyetlerde O’na sarılarak ağlaması, teselli etmeye çalışması İslami terbiyenin, ilahi mesajın güzelliklerinin neticesidir. Hz. Fatıma’nın yaşamının her boyutundaki tavır ve davranışlarıyla gerek evliliği öncesi gerekse bir eş ve anne olarak sergilediği örnek yaşam hem o döneme ve hem de gelecek zamanlarda kadının toplumdaki yeri ve konumunu bizlere de güzel bir örnek olar akâdeta bir nakış gibi tarihe işledi.

Hz Resul Ekrem (SAA)’in peygamberliği süresince her sahada örnek numune olarak sergilediği yaşamını; can paresi kızı Hz. Fatıma’da kadınlar için üstlenerek İslam’ın kadına nedenli değer verdiğini canlı bir numune olarak göstermiştir. Bize düşen de Allah’ın sınırsız hikmet ve nurlu ilim yolunda iyi birer öğrenciler olarak maarifetimizi, bilgimizi arttırarak çevremize yaşayan iyi örnekler olarak anlatmak olmalıdır.

Saygı, selam ve dua ile …
Figen YILDIRIM

Yazı altı reklam

CEVAP VER