BİHABER

0
148
reklamlar
Yazı arası Reklam

Sokakta yürürken, toplu taşıma araçlarında birçok insanla isteyerek, istemeyerek etkileşimde bulunuyoruz. Çoğunluk insanın kulağında müzik olduğunu veyahut gözlerin telefon ekranlarına mıhlandığını görürüz. Kimin ne derdi,sıkıntısı var,hayatı boyunca başından ne gibi olaylar geçmiş… Her bir insan farklı bir muamma.Bunlardan bihaber geçip gidiyoruz insanların yanlarından. Kulaklık takmak,dış dünya ile bağlantıyı tamamen koparıyor esasında. ‘Benimle konuşma,her ne söyleyeceksen dinlemek istemiyorum’ demiş gibi oluyoruz. Bu bizi topluma karşı duyarsızlaştırıyor. Oysa bu bir mümin vasfı mıdır ? Umarsız olmak bir müminde olmaması gereken bir özelliktir. Çünkü Allah her bir insanı birbirine sorumlu ve bağlı kılmıştır. Tebliğde, yardımda sürekli etkileşim içinde bulunmamızı Allah bize emrediyor. Biz ise o emri ayaklar altına alıp kendi dertlerimiz içinde boğulup gidiyoruz. Evet tabi ki önümüze gelen her insanla muhabbet edelim demiyorum. Ama en azından yüzde bir tebessümün olması çok şeyler değiştirebilir. Mesela o an başına gelen bir olaydan dolayı üzgün birisine gayrı ihtiyari olan bir gülümsemeniz bile ona bir umut ışığı yakıp içine bir ferahlık verebilir. Bunu kendi hayatınızda da yaşamışsınızdır elbet.
Toplum içerisinde birbirimizden kopuk olarak yaşıyoruz. Kimin ne derdi olduğu,ne yaşadığı umurumuzda değil. Kendi dertlerimizden başımızı kaldırıp da başkalarıyla ilgilenmeye tenezzül etmiyoruz. Halbuki onun derdine derman olmak bir vesileyle bize de derman olacaktır belki. Şeyh Sadi ‘nin de dediği gibi, ‘ dertlerinden kurtulmak istiyorsan,dertlilerin derdine derman ol’. Çok doğru bir söz gerçekten. Bir insana herhangi bir konuda yardımcı olmak ve o insana yararlı olarak katkıda bulunmak gerçekten inanılmaz derecede mutluluk veren bir duygu. İşte insan ancak o zaman kendi derdini unutuyor. Bir bakmışsınız artık dert dediğiniz şeyler küçülmüş ve çözülüvermiş.

Kendimizi dünyanın en zor imtihanına tabi tutulmuş tek insan olarak addediyoruz çoğu zaman. Oysaki çevremize baktığımızda dert diye yakındığımız şeyler öyle ufak,öyle gereksiz ki… Hemen bir gözümüzü çevirip bakmamız yeterli. Sonra göreceğiz bizden kötü durumdakileri.İnsan maddi-manevi hep bir doyumsuzluk halinde olduğu için ; manevi olarak kendinden yüksektekine,maddi olarak da kendinden aşağıdakine bakmalıdır. Doyumsuzluk ancak bu şekilde çözümlenebilir.
Kopuyoruz sırasıyla ve yavaştan. Önce insanlardan,sonra hayattan kopuyoruz. Kainatın efendisi (sav):
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!”
buyurarak tüm bu yazılanları tasdik ediyor adeta.

Birbirimizi sevmedikçe cennete giremeyiz. Birbirimizi sevmenin yolu da selamlaşmaktan geçiyor. Yoldan geçene,yanında oturana selam ver. Selam vererek ona ‘benden sana zarar gelmez’ demiş oluruz. Selam vermek görünüşte basit olsa da insanlara zor gelen bir hadise. Çünkü genellikle selam vermek için birine baktığında seni soru soracak veya bir şey isteyecek zannediyor insanlar. Neden böyledir bilinmez ama bu bir gerçek. Birisi selam verdiğinde bir yadırgama hissi oluyor ister istemez. Oysa bu bir sünnet ve gayet tabii bir şey. Bunu anormal hale getiren yine bizleriz. Aramızda selamı yayalım ve hal hatır sormayı ihmal etmeyelim. Unutmayalım ki her insan imtihanlardan geçer. Belki de bir başka insanın merhemi bizdedir. Bilemeyiz.

Selametle…

HABİBE NUR ERDEM

Yazı altı reklam

CEVAP VER