MODEL AİLEN KİM?

0
125
reklamlar
Yazı arası Reklam

Bir toplumu fitne ve zulmün kucağına atmanın en kolay yolu dini kişilerin tekeline vermektir. Bence, sence gibi bireysel olduğu gibi siyasetçiler, ekonomistler, tarihçiler, eğitimciler gibi gruplar da dini tekellerine alırlar. Onların penceresinden bakılır, onların kurallarına göre algılanılır, onların izin verdiği kadar iman edilir…
Hâlbuki bu din; yüce Allah tarafından yalnızca Hz. Muhammed (saa )’e indirildi. Onun rehberliğinde ortağı yoktur. O, nasıl bir pencereden bakmamızı istiyorsa öyle olmalıdır. Resulullah (saa) Hakkın ta kendisidir. Bunda şüphe olmamalıdır. Nasıl hükmettiyse doğru olan odur. Ona itaat yüce Allah’a itaattir. Peygambere imanda zafiyet, kişiyi küfre götürür.
Tüm bu şartlara inanan bir kimse, toplumsal yapılanma için mutlak olarak Resulullah’a danışmalıdır. Zaten Resululah bunun için görevlendirilmemiş miydi?
Resulullah (saa), temiz, arınmış, model bir toplum oluşturacak ta, o toplumun en küçük yapı taşı olan aile yapısına el atmayacak mı? Mümkün değil. Resulullah(saa) bu ümmete kendi elleriyle, adım adım, aşama aşama model olan aileyi yetiştirdi ve gösterdi.
Bu ümmetin çekirdek kadrosu olan model aile; Ehl-i Beyt’itir. Ehl-i Beyt derken; kendisi o beytin başı olarak beş kişiden oluşur. Resulullah (saa), İmam Ali (sa), Hz. Fatıma (sa), İmam Hasan (sa) ve İmam Hüseyin (sa)’dir. Hepsi doğuştan şirkten beri, arı, saf, katışıksız Tevhid üzeredir. Bu önemli bir nokta. Tüm insanlığa model gösterilecek kişiler seçkin olmalıdır kuşkusuz.
Dolayısıyla tüm ümmet doğru bir yapılanma için çekirdek ve maya niteliğinde olan bu ailenin/ Ehl-i Beyt’in karakteristik özelliklerini almak zorundadır. Tüm DNA özelliklerini o genlerden almalıdır ki, Allah ve Resulü zaten bunu tüm ümmetten ve insanlıktan istemişti.
Aile, kavram olarak Rağıb el-İsfahani’nin Müfredat’ına göre; ağır gelen şeyde başkasına itimat etmek demektir. Bu ümmetin de ilahi sorumluluğunu taşımada itimat edeceği tek yapı da Ehl-İ Beyt’tir. Resul’ün hayatında hep itimat ettiği onlar değil miydi? Her sıkıştığı yerde İmam Ali yanında idi. ilk davet yıllarında, hicret gecesinde, Bedir de, Uhud ta , Hendek te, Hayber de, Mekke’nin fethinde, vefatında bile…
Al-i İmran süresindeki Mübahele ayeti ne güzel ifade etmiştir. Ayetin nüzul sebebi kısaca şöyledir. Necran kafilesi Resul’ün peygamberliğine ikna olmak için sorular hazırlarlar. Resulullah(s.a.a) bu soruları ilahi yardım ile cevaplandırır. Buna rağmen bu kafile iman etmediği gibi cedelleşmeden de vazgeçmez. Bunun üzere Resulullah(s.a.a) ile bir zaman belirleyerek randevulaşırlar. O kafile kendileri 70 kişi, arkalarında da 300 kişi propaganda gücü ile mübahaleye gelirler. Tüm bu halk, Resulün arkasında büyük bir halk toplululuğu yada bir ordu beklerken karşılarına sadece yanında bu dört kişi yani Ehl-i Beyt’i ile gelir. Resulullah(s.a.a) siyah abasını açmış kanatlarının birinde Hz. Ali, Hz. Hasan, diğer kanadının altında Hz. Fatma ve Hz. Hüseyin vardır.
“Artık sana gelen bunca İlimden sonra, onun hakkında seninle çekişip-tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalancıların üzerine kılalım.” (Al-i İmran süresi/61)
Necran kafilesi; sadece Peygamber ve bu dört kişiyi görünce geri çekilir. Neden?
Çünkü bu toplumun kalbidir, mayasıdır, çekirdeğidir onlar. İlahî laneti üzerilerine çekmek istemezler. Keşke o Necran kafilesinin görebildiğini bizler de görebilseydik.
Hz. Peygamber (s.a.a), Necranlı Hıristiyanlar ile bazı şartlar üzerinde anlaşma yaptıktan sonra şunları söyler: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, yok olmak, Necran halkının üzerine inmek üzereydi. Eğer lânetleşselerdi, çarpılarak maymunlara ve domuzlara dönüşeceklerdi. Vadileri tutuşup üzerlerine ateş yağdıracaktı. Necran bölgesinin halkı, ağaç tepelerindeki kuşlara varıncaya kadar, yok olacaktı. Hıristiyanların üzerinden bir yıl geçmeden hepsi helâk olacaklardı.”
Necran kafilesi bir halk topluluğu, bir ordu olsaydı bu kadar korkmayacaklardı. Nitekim bunu önce de taraftarlarına bildirmişlerdi. “Muhammed’in (s.a.a) gürültü çıkararak, kalabalık bir grupla mübaheleye geldiğini görürseniz korkmayın, onunla mübahele edin! Çünkü bu onun iddiasının asılsız olduğunu gösterir; ancak kendi yakınlarından sadece özel birkaç kişiyle ve küçük çocuklarıyla mübaheleye geldiğini görürseniz bilin ki o Allah’ın peygamberidir ve iddiası da haktır. İşte o zaman onunla Mübahele etmek tehlikelidir; bu durumda mübaheleden sakının!” demişlerdi.
Bu yüzden ümmetin gözleri bu aileye odaklanmalı. Bu aile kopyalanmalı. İnsanlığın tüm aile yapısı, o aileye benzemeli. Ki Necran kafilesinin geri püskürdüğü gibi, şimdilerde tüm küfür âlemi geri püskürmeliydi, elini Müslümanların üzerinden çekmeliydi.
Güçlü bir aile, içinde bol yağmur taşıyan bulut gibidir. Toplumun ayağa kalkması için bu buluta her daim ihtiyacımız vardır. Bir toplumu kolayca yıkmak içinse, bir atom bombasından daha etkili olan, aile yapısının bozulmasıdır.
Zararın neresinden dönersek kârdır misali, yanlışlıklarımızı öğrenmek zorundayız.
Öncelikle model ailemize odaklanmalıyız. Ve o model aileyi takip etmemiz üzerimize farzdır.
Şura süresi/23 “İşte bu Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, yakınlarıma olan sevgiden başka bir ücret istemiyorum…”
Bu yüzden öncelikle itikadımızın arasına Resulullah(s.a.a)’tan sonra sadakat, itaat ve takip edilmesi gereken ikinci basamak olarak ailesini düşünmeliyiz. Ki salâvatlarımız ile bunu kastetmiş olmamız gerekir.
“Resulullah’ın şehadeti ile bu yol bitti ” diye düşünemeyiz. Kurtuluş gemisi olarak kendinden sonra Ehli Beyt’ini takip etmemizi ister peygamberimiz (saa).
Bu nedenle evlerimiz kesinlikle Resul’ün Ehl-i Beyt’ini model olarak görmelidir. Biz başka modellere başvurursak baştan iflas ettik demektir. Her inananın evi bir Ehl-i Beyt şubesi olursa doğru bir şekilde ayağa kalkabiliriz.
Peygamberin kendisi birinci nesildir. Hz. Ali ve Hz. Fatma ikinci nesildir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin üçüncü nesildir. O anda yaşayan üç nesil seçilmiştir. Bu ümmete, üç kuşağı ile örnek. Bu üç nesil üzerinden diğer seçilmiş kuşakları da hatırlatıyor. Tüm bu yapılanmayı kurtuluş gemisi olarak gösteriliyor.
Hz. Ali(as), Hz. Fatma (As), Hz. Hasan (as), Hz. Hüseyin(as) için söylenen hep şudur. “Sanki onlar konuştuğunda Resulullah(s.a.a) konuşuyor.” Çünkü aynı Rabbanî terbiye devam ediyor.
Buraya kadar anlattığımız konulardan çıkaracağımız birinci ders; biz kimi model alıyoruz?
İkinci ders; biz bir ata olarak gelecek nesillere güzel bir model miyiz? Kuşaklar arasında nasıl bir rol aldık? Gelecek kuşaklar ve bizim önderlerimiz bizi hayırla mı, yoksa kınayarak mı yâd edecekler?
Diğer bir önemli nokta, aileyi oluşturan bireylerin kalitesidir. Yani bir aile olmadan önce şahsiyet inşaası şarttır. Cins tohum olmadan istenen aile modeli olunamaz. İster kadın olsun, ister erkek her birisi kendi başına kul olmanın sorumluluğunu taşımalıdır. Hz. Fatma tek başına bir kimliktir. Hz. Ali tek başına bir kimliktir. Her biri kendine has özeldir. Kim Fatıma ‘yı istiyorsa Resulullah(s.a.a) razı olmuyor. Onun dengi Hz. Ali’dir. Hz Ali(as)’nin dengi de Hz. Fatıma (as)’dır.
Hz. Fatıma tüm kadınlara modeldir. Hz. Ali de tüm erkeklere modeldir. Kadınlar Hz. Fatıma ‘yı model almadıkça, erkekler de Hz. Ali’yi Model almadıkça evlerimiz kopyalanmış Ehl-i Beyt yuvalarına dönüşemeyiz.
Önce bireysel kalite olmalıdır. Evlenilmeden önce şahsiyet gelişimi, kimlik ve duruş bilinmelidir. İlahi Hedef, yol ve yöntemler bilinmeyince evlenerek, iki çift göz beraber nereye doğru bakmayı bilemezler. Bu yüzden insan küçüklükten evleninceye kadar ki süreçte, bu bir kere yaşayacağımız hayatta neyi amaçladığını, kimi model aldığını ve hayatını nereye yatırım yaptığını bilmelidir.
Hz. Ali evlendiği gün “Ali” olmuyor. O günden önceki sürece de dikkat edin. Hz. Fatıma evlendiği gün “Fatıma” olmuyor. Onun da evlenmeden önceki sürecine bakın. Her iki modelimizde de bu süreçte ders alınması gereken çok merhaleler vardır. İşte bizlerin de bu merhaleleri de görmemiz gerekiyor.
Evlendikleri süreçte de Hz. Ali ve Hz. Fatma arasında hiçbir sorun göremiyoruz. Birbirini tamamlamışlardır. İkisinin kalpleri aynı şekilde çarpıyor, aynı şekilde nefes alıyorlar. Karı koca ilişkisi mükemmel. Nerelerde kaygılanacaklarını, nerelerde heyecanlanacaklarını, nerelerde duracaklarını biliyorlar. Aynı dili konuşuyorlar. Rol çatışması yok. Tabi size, bize göre değil. Yüce Allah’a göre rolleri. Bu rol tanımını ayetler arasında, hadisler arasında görebiliyoruz.
Bu evlilik sürecinde bir baba olarak rollerini, bir anne olarak rollerini de çok güzel yerine getiriyorlar. Zaten cennete reyhan olacak çocuklarının duruşundan belli. Çocuklar yetiştikleri aileden model alırlar. Anne ve babalarını takip ederler. En iyi ve en etkili eğitim aile içindeki doğal süreçtir. Anne ve babanın nefesleri, gayeleri, çırpınışları tamamen çocuklara yansır.
O halde kendi ellerimizle eserlerimizi heba etmemeliyiz. Anne ve baba olarak çocuklarımızın hatalarından da, başarılarından da bizlere pay düşmektedir. Çocukların karneleri gerçekte anne ve babaların karneleridir. Bir annenin çocuğuna vereceği en büyük iyilik, iyi bir eşle evlenmesi, onu sevmesi ve tasdik etmesidir. Bir babanın da çocuğuna vereceği en büyük iyilik iyi bir eş evlenmiş olup, onu sevmesi ve tasdik etmesidir. Anne ve babanın birbirini sevmesi de her ikisinin aynı yöne bakması ve hayattan aynı şeyi istemesine bağlıdır. O ikisinin gözleri aynen Hz. Fatıma ve Hz. Ali gibi Resul’ün gözlerinin içine odaklanmalıdır. Onun gözlerinin içine bakmayanlar Resulullah(saa)’tan bir şey elde etmesini bekleyemeyiz.
En azından o gözlere bakanların gözlerine de bakabiliriz. Kurtuluş oradadır. Onları seven Resulü sevmiştir. Resulü seven de Allah’u Teâlâ’yı sevmiştir. Bu aileden göreceğimiz daha çok ders vardır. İnşallah görmeyi başarabiliriz.
Şimdi her evde bir ışık yanıyor. Ama evlerde olumlu ve olumsuz birçok şeyler yaşanmaktadır. İsteğimiz o ki her evde ışık yanarken, o ışık olumlu, hayırlı ve hikmetli hayatlara şahit olsun. Bunun içinde en kısa zaman da evlerimizi minyatür Ehl-i Beyt yuvalarına dönüştürmeliyiz. İstersek olur. Yüce Allah’a inanıyorum ki, yardımcımız olacaktır.

Zeynep Işık

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikAşağı Mahalle
Sonraki İçerikEVLİLİK

CEVAP VER