KAYBETTİĞİMİZ DEĞERLER

0
679

Kaybettiğimiz Değerlerin Sebebi, Verdiğimiz Tavizlerdir
Toplumun değer yargıları herkes tarafından kabul edilen maddi, manevi, ahlak, din, makam, para, namus, vicdan gibi kavramlardır. Bunların değerleri toplumların inançları, kültürleri yaşadıkları toplum ve zamana göre değişiklik arz edebilir. Bazen insanlar değer kazanmak, yücelmek isterken alçalır. Bazıları da tevazu ve hoşgörü sayesinde insanlığın gönlünde taht kurar. Değer yargıları, kavramlar üzerine kurulu  iddiaları dile getiren ifadelerdir. Bunlar kişilik yapısına insanın karakterine özeldir. Kişiden kişiye değişir.
Değerler alanına  ait yargılar. Güzel, çirkin, sevap, günah, iyi, kötüdür. Ahlak yargıları iyi veya kötü olarak adlandırılan  eylemlere dayandırılır.  Ahlak yargıları özneldir. Yani kişilere, zaman ve toplumlara göre değişiklik gösterebilir. Bir toplumda kötü olan başka toplumda iyi kabul edilebilir. Mesela evlilik akdi olmadan nikâhsız yaşamak bazı coğrafyalarda normal karşılanırken, bir diğer coğrafyada kötü olarak bilinir. Dini değerler ise değişmez bir yapıda olup, kutsal sayılan din kurallarına dayanır ve eştirilemez. Estetik ise güzeldir veya çirkindir şeklinde tercihlere  dayalı yargılardır. Akla değil, duygu ve sezgilere dayanır. İnandığımız milli, manevi, kültürel değerlerimizi menfaat söz konusu yapamayız, yapmamalıyız. Çıkar ve menfaatlerimiz uğruna verdiğimiz en ufak bir taviz ileride dönüşü olmayan yaralar açabilir. Mesela ülkemize ait küçük bir toprak parçasını o gün ki şartlar ve menfaatler onu gerektiriyor diye gözden çıkarırsak, ilerleyen zamanda başka bir menfaat söz konusu olduğunda bir parça toprak vermek zorunda kalırız ve bir zaman sonra elimizde ülkemiz vatanımız diyeceğimiz bir toprağımız kalmaz.
Bizler gurbette yaşayan Müslüman Türkler olarak bir çok manevi değerden vazgeçirilmek mecburiyetine zorlanıyoruz. Mesela Müslüman bir çocuğu okulda yada spor kulübünde birlikte ve bizim dini ve ahlaki değerlerimize ters düşecek şekilde duş almaya zorlayabiliyor. Biz bugün bunu normal görüp tepki vermez isek ilerleyen zaman içerisinde bizleri başka şeylere de zorlayabilirler. Bunun için değerli dediğimiz şeyleri; diploma, kariyer uğruna harcamayalım. Unutmayalım tavizler tavizleri doğurur. Bir kere boyun eğen bir daha doğrulmakta zorlanır. Topluma mal olmuş manevi değerleri savunmada birbirimize destek olalım. Bugün basit gördüğümüz bu olay yarın ki neslimizin yok olmasına sebep olabilir. Peygamber efendimiz(sav) şöyle buyurmuştur. “Hayâ imandadır” hayâsını yitirenin imanı zayıflar.
Başarıya ulaşmak, istediğimizi şeyleri elde etmek için  inandığımız şeyleri, değer yargılarımızı feda etmemiz gerekmez. Biz olarak kendimiz kalarak bunlara ulaşabiliriz.

Karakterli, dürüst ve yaptığı işin hakkını en iyi şekilde verenler  taviz vermek zorunda kalmaz. İnsanlar iş ve özel hayatlarında başarısız oldukları için kendilerinden ödün vermek zorunda kalır. İnsanların kazandığı  büyük başarılar da, büyük başarısızlıklar da kişiliğinde bozulmalara sebep olabilir. Bu gibi durumlarda ciddi oranda sapmalar yaşanabilir. Mesela unvan sahibi bir Prof. Her şeyi sadece kendi bildiğini sanır. İnsanlara tepeden bakar, fikirleri küçümser, karşıt eleştirilere kendini kapatır ve narsist bir kişilik haline gelir. Diğer taraftan bir tacir,  ticari kayıpları yüzünden kendisini başarısız, işe yaramaz yıpranmış, enerji ve gücün azalması veya tatmin edilemeyen istekler sonucunda kendisini tükenmişlik sendromu, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel bozukluğun içinde bulur. Toplum yapısını, ahlakını, kültürünü, dinini, dilini bozmak o toplumu yok etmekle eşdeğerdir. Dil, din, tarih, örf, âdet ve gelenekler, aile kurumu, kutsal zaman ve mekânlar, bayrak, vatan, millî ve manevî değerlerin oluşturduğu kültürün oluşumuna dikkat edildiğimizde bu değerlerin, birbirinden ayrılamayan ve birbirleriyle iç içe olan, birbirini tamamlayan ortak değerler olduğu görürüz. Kültürel değerler, millet ve toplumları ayakta tutan öz benlikleridir. Millî ve manevî değerler millet ve toplumlar için hayat kaynaklarıdır. O halde mutlu bir dünyada hep birlikte mutlu olarak yaşayabilmemiz için bu fıtrî yapının bozulmaması ayakta kalması için mücadele edilmesi ve önlem alınması gerekiyor. Bu önlemlerin alınmasında da bütün fert ve toplumların birbirine yardımcı ve destek olmaları gerekmektedir.   Medeniyetlerin oluşumunda, maddi unsurlar kadar millî ve manevî değerler de önemlidir. Toplumların ilk gayesi kendisini oluşturan, varlığı onların varlığına bağlı olan birey ve toplumun mutluluğunu sağlamaktır. Bunu başarabilmesi için maddî ve manevî unsurlara önem vermek zorundadır. İçinde bulunduğumuz çağ ve toplum ahlâkî çöküntü içerisinde  manevî ve ahlâkî değerlerden tamamen uzaklaşmış ve bu değerleri yitirmişlerdir. Biz onlardan olmayalım ve çocuklarımızı milli ve manevi değerlerine bağlı bireyler olarak yetiştirmeye gayret edelim. Kaybedilen her değer, toplum hayatından da bir şeyleri götürmektedir. Kaybolan, yıpranan, işlevini yitirmiş olarak algılanan her bir değerin yeri, mutlaka daha sağlıklı bir değerle doldurulmalıdır. Aksi takdirde, zamanla toplumsal çöküşe zemin hazırlanmış olunur.  Hayatta en ufak menfaat  için dahi taviz vermemek gerekir. Her taviz; değerlerinden bir parça alır götürür. Sonunda amacına ulaşırsın ama değerlerinden  geriye  büyük bir enkaz kalır. Kazandığımızı zannettiğimiz için kaybettik. Başkalarına benzemek için öz benliğimizi,  para kazanmak uğruna aile yapımızı, hayâsızlıklar yüzünden imanımızı, Makam uğruna ahlakımızı, hayallerimiz uğruna umutlarımızı kaybettik. 
“ İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız.”
Zeynep Kayabaş Eker

TEILEN
Önceki İçerikEVLİLİK
Sonraki İçerikBİR YASTIKTA BİR ÖMÜR

CEVAP VER