BU GİDİŞ NEREYE!

0
659
reklamlar
Yazı arası Reklam

Öğle saatleri. Sabahtan bu yana okuma ve yazma işleri ile fazlasıyla haşir-neşir olmuşum. Soluklanmak ve dinlenmek için televizyonun kumandasını elime alıyorum. Sırasıyla kanalları dolaşmaya başlıyorum. TV kanalının birinde görgüsüzlüğün tavan yaptığı bir program var. Neredeyse evdeki her şeyin fiyatı soruluyor, yorumlar yapılıyor, eleştiriliyor ve tabiki beğenilmeme-kıskanma-hased etme en üst düzeyde. Diğer bir kanalda emek verip hazırlanmış nimete yapılan hakaretler, kusur bulmalar, alay etmeler havada uçuşuyor. Başka bir kanalda evlilik programları yasaklanması nedeni ile başlayan yeni bir furya; dedektifcilik oyunu, acıları yarıştırma gösterileri …
Halk bunu istiyor dayatmaları, suni gündem çabaları, medyada görünür olmak için harcanan hayatlar!.. Halkı deyim yerindeyse aptala çeviren televizyon programları. Medyanın kendi hikayesini yaratma ve izletme çırpınışları ve yozlaşan bir toplum…
Yaşadığımız çağın en hayati sorunlarından birisi; toplum değerlerimizin yozlaşması ve değişmesi bence. Manevi yöndeki tahribat hergün televizyon ekranlarında, gazete ve dergilerde bizlere servis ediliyor. Bizde eğreti duran davranış biçimleri, hitap şekilleri, arkadaşlık-komşuluk ilişkileri, yeni adetler, tuhaf yaşantılar sinsi bir virüs gibi hücrelerimize nüfus ediyor her geçen gün çoğalarak.
Ahlak erozyonu bulaşıcı bir hastalık gibi hızla yayılıyor. Toplumu hedef alan bu yozlaşma haliyle ailelere de sirayet ediyor.
Birbirine güvenmeyen insanlardan oluşan bir toplumda bir aile kurmak, onu devam ettirmek, uzun soluklu olmasını beklemek günbegün zorlaşıyor. Aile kuramamış insanların sayısının arttığı, kurulan ailelerin kısa bir sürede parçalandığı bir ortamda yaşıyoruz artık.
Batı kültürüne özenen gençler, çıkarcılığın yardımın önüne geçmesi, duyarsızlaşma, dilimizin yabancı kelimeler ile bozulması, dini bayramlarımızın artık tatil olarak görülmesi ve daha niceleri…
Kültürler birbirlerinden beslenir, birbirlerinden etkilenirler evet bu doğru ancak etkilenme aynılaşmaya hatta kopyası haline gelmeye başlıyorsa yok olma yolunda ilerliyoruz demektir.
Atilla İlhan bize ait bizim olanların nasıl horlanıp değersizleştirildiğini şu sözlerle anlatıyor;
“Lisede Sophokles okuduk. Klasik Türk Musikisine sövmeyi, divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık; kötü çevrilmiş Batı klasiklerine körükörüne hayranlık göstermeği öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo’dan önemsiz, Mevlana, Dante’den küçüktü. Itri ise Bach’ın eline su dökmezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk.”
Seyrekleşen yüzyüze iletişimler, yozlaşan kültür sebebiyle aile kavramı gitgide ötelenmeye, yakın ilişkiler içinde olması gereken herkes birbirinden uzaklaşmaya başlıyor. Sadece aile değil kapı komşumuzdan habersiz, ama dünyanın öbür ucundaki insanlarla sohbet(chat) yapar hale geliyoruz.
Değişim gerekli elbette ama özümüzü koruyarak. Kitle iletişim araçları başdöndürücü bir hızla gelişiyor. Rekabet etmenin vazgeçilmez şartı haline geldi teknoloji. Ahmet Hamdi Tanpınar “değişerek gelişmek ve gelişerek devam etmek” ten söz eder ki, son derece haklıdır. Lakin neyi nasıl ve ne ölçüde hayatımıza almalıyız burada ki önemli konu bu.
Medya sürekli olarak toplumun kangren olmuş taraflarını, yapılan yanlışlıkları ve kötü örnekleri sergileyerek; insanları karamsarlığa sürüklüyor. Yaşadığı ortamdan, şehirden, ülkeden soğumaya, olumsuz duygular beslemeye hatta nefret etmeye başlıyor.
Bir izleyici, dinleyici, okuyucu olarak her gün ahlaksızlık, haksızlık, yolsuzluk ve adaletsizlik örnekleri ile karşı karşıya bırakılmak yaşadığımız topluma pozitif duygu beslememize engel olmakta yada zorlaştırmakta bir çoğumuz için. Yada en azından hayal kırıklığı yaşatmakta.
Yaşanan bütün çirkinlikler sergilenirken iyi örnekler, güzellikler adeta görmezlikten geliniyor. Elbette ki yaşanılan olaylardan haberdar olmalıyız ama takdim ediliş biçimi ve sıklığı çok önemli.
Yozlaşan toplumların en büyük kayıplarından biride dildir. Dilimiz fakirleşiyor, öyleki ikiyüz-üçyüz kelime ile konuşur hale geldik. Insan kelimeler ile düşünür ve bizler düşünmeyi azaltarak gittikçe yozlaşan bir toplum haline geliyoruz. Kendi aklı ile düşünmeyen bir toplum… İşte gerçek tehlike bu!

Gülsemin Konca

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikYAPI TAŞI
Sonraki İçerikİNSANLIK MECMUASI

CEVAP VER