Kavramlar Arasında Kalmak

0
417
reklamlar
Yazı arası Reklam

Müslümanlık ve Muhazakarlık kavramlarına göz attığımız zaman bir takıma her ikisi de aynı anlamları taşımaktadır. Muhafazakarlık; Bir şeyi koruyup kollamak ve muhafaza etmek anlamlarına gelmektedir. Müslümanlık ise Rabbin Peygamber Efendimiz sav aracılığıyla gönderdiği İslam dininin emir ve yasalarını Allah’ın birliğini ve Hazreti Muhammed Mustafa sav’in de O’nun kulu ve elçisi olduğunu kabul etmektir.

Muhafazakarlık kavramı Orta Çağ döneminde de kullanılmış olsa da yaygın olarak kullanımı Fransız devriminden sonra olmuştur. Skolastik düşünce ve Monarşi gibi siyasi kavram ve kurumların korunması ve değişimini sağlamak için kullanılan yöntemdir. Muhafazakarlık, devrim ya da değişimden önce mevcut durumun korunmasını sağlar. Statüko ve mevcut yasaların, siyasi güç ve erklerin korunmasında, onların savunmasında da bu kavrama çoğu zaman başvurulabiliyor.

Muhafazarlık çoğu zaman doğru olanı yapacak değildir. Zira akıl ve düşünce yerine değişebilecek şeylerin değişimini engellemek için ya da değişime uğrayan şeylerin korunması veya yönlendirilmesi için kullanılır. Muhafazakar kesimin mensupları kendi inandığı değer ve yargıları hiçbir zaman şüpheye yer vermeyecek şekilde savunan bir kitledir.

Tüm bu değerlendirmelerden sonra Müslümanlık’ın Muhafazakarlık için bir ön değerlendirmesi şeklinde olacak görüşlerimizi dile getirelim.

Müslüman, hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’in yasalarına aykırı olan her hangi bir statüko ve yönetim biçimini kabul edemez ve bunun devamını sağlayıcı şekilde davranamaz. Zira Batı’da muhafazakarlık çoğu zaman aile değerlerin ve toplumsal ahlakın düzenlenmesinde etkin rol oynayabiliyor. Allah’ın yapılmasını yasakladığı gayri ahlaki şeylerin ve davranışların Müslüman biri tarafından kabul edilmesi İslami ahlak ile ters düşer o sebeple kabul edilemez. Müslüman var olan siyasal sistemin kabul ettiği erkler ve davranışları yerine insanların ve Müslümanların ahlaki olarak güzel yönde değişimine katkı sunacak şeyleri yapması gerekmektedir.

Müslüman; Allâh’ın emir ve yasalarını korumak, uygulamak ve yaşamakla emir olunan kişidir. Faiz yememesi, alkol kullanmaması, rüşvet ve haram hiçbir kazanç elde etmemek gibi tüm emirlere uyması gerekmektedir. Bu doğrultuda bir hayat düzeni kurması gerekmektedir. Aynı zamanda insanların hayatlarını iyileştirmek için de çalışmak zorunda. Zira İslam bir dünya dinidir. Emirleri sadece yapan kişi için değil var olan tüm insanlara fayda sağlaması için vardır. Faiz bir sömürü sistemidir. İnsanların bu tür sömürü sisteminden korunması ve kurtulması için Müslüman şahsiyetlerin Allâh’ın emirlerini yerine tam manasıyla getirmesi gerekmektedir. Aldatma ve faiz gibi toplumsal ahlaki ve çöküntüye sebep veren hal ve davranışlar gibi kötü şeylerin yeryüzünden kalkması için her Müslüman’ın kendisine bir vazife vermesi gerekmektedir. Zira insan yeryüzünde Rabbî Teâla’nın halifesi konumundadır. En hayırlı varlık olarak ayet ile sabittir. Bunların aksine insanların İslam dinini şahsi menfaat ve çıkarları için kullanması tamamen şuursuzluk ve insafsızlıktır. Müslüman dünya düzenini değiştirecek şeyleri yapmalıdır. Bunları insanların hayatlarına zarar getirecek şekilde değil de insanlara huzur ve refah getirecek şekilde yapmalıdır.

Sonuç olarak Müslüman, şuurlu, ahlaklı, insaflı ve adaletli olmak zorundadır. Aksi durumda diğer insanlardan hiçbir farkı kalmayıp yeryüzünde huzura eremediği gibi Rabbi’n huzurunda da aynı şekilde hesaba çekilip huzursuz bir ebedi hayat yaşayacaktır.

Muhittin Uymaz

Yazı altı reklam

CEVAP VER