Diziler Bizi Tüketmesin

0
311
reklamlar
Yazı arası Reklam

DİZİLER BİZİ MAHVETMESİN !

Telefonların şarjını en çabuk bitiren video olduğu gibi beynimizin enerjisini de en çok tüketen görselliktir. Bu yüzden yediğimize içtiğimize dikkat ettiğimiz gibi baktıklarımıza, izlediklerimize ve dinlediklerimize de çok dikkat etmeliyiz.

İzlediklerimize, dinlediklerimize dikkat etmemiz sadece bu açıdan önem arz etmiyor. Dikkat ederseniz iyi bildiklerimiz, bizi biz yapan ahlâki değerlerimiz birer birer kayboluyor. Öyle ki “babana bile güvenmeyeceksin” , “eve kapanma!” , “kocanın eline bakma”, boşver! dert çekme” , “yaşam mücadelesi” , “önce sen! sadece sen!” ölüm için ” zamanı değildi “, iyi niyetliler için ” saf ” yakıştırmasının yapılması vb daha bir sürü yanlış düşünce artık kabul görüyor. Artık çoğumuz kadınların kızların evde ” boş ” (?) oturmaması ve ” ayakları üzerinde durması ” konusunda hem fikiriz. Yine faizin ihtiyaç kredisi olarak isim değiştirmesi ve bunun masum gösterilmesi, halkın önemli bir kesiminin buna itibar etmesi; anne – babaların çocuklarının kız -erkek arkadaşlığını normal görmesi hatta bazen buna kendilerinin teşvik etmesi de normal görülebiliyor.

Peki acaba bu değerlerimizden nasıl ve neden uzaklaşıyoruz?

Günümüz savaş teknikleri ile beyinlerimiz adeta bombalanıyor. Kişiliğimize, ahlakımıza, toplumsal hayatımıza, inançlarımıza karşı büyük bir tahribat var.
Bu savaş teknikleri neler mi ? Bu tahribat ne ile mi yapılıyor?
Tabiki romanlar, filmler, reklamlar, internet, basın – yayın vb ile.

Roman, hikaye, sinema, filmlerle bize neyi vermek istiyorlarsa bizde neyi değiştirmek istiyorlarsa ona göre hazırlanan tasvirler, 25. Kareler, replikler, görseller yoluyla sübliminal mesaj olarak bilinçaltımıza işleniyor ve bu yolla bilinç altımız yeniden şekilleniyor . Biz de çaresiz bir süre sonra aldığımız bu telkinleri, mesajları bilinçsiz olarak sorgulamadan, eleştirmeden hayatımıza geçiriyoruz.

Bu yollarla hipnotize olmuş zihinlerimiz kontrol ediliyor ve yönlendiriliyor. Bunu yavaş yavaş, sindire sindire, sinsice sinsice yapıyorlar ve bir nesle bu yolla ahlaki, manevi operasyon yapılıyor.

” Televizyonun bir tek filmle zihinde yaptığı programlamayı bin vaazla değiştirmekte zorlanırsınız ” ( Zihinsel Şifa )

Onlar hedeflerine adım adım ilerlerken , paraları ceplerine birer birer indirirken , ünlerine ün katarken olan bize oluyor; biz ise masum masum sadece dizi izledik -müzik dinledik keyiflendik , kitap okuduk bilgilendik zannediyoruz…
Oysa bu gidişle toplumda zina, boşanma, çarpık ilişkiler, kibir, enaniyet, hürmetsizlik artacak ve maalesef dini hükümlere karşı bir soğuma bir uzaklaşma olacak . Çünkü her gün en az iki saat maruz kaldığımız dizilerde filmlerde işlenen konular bunlar , öne çıkarılan davranışlar bunlar… Haliyle ileriyi görmek çok da zor değil.

Türkiye’de halkın büyük çoğunluğunun günde ortalama beş saatini TV ye ayırdığı söyleniyor. Bu zamanın bir kısmı “kadın programları” dediğimiz kötülüğün yayılmasına , insanların birbirine olan güveninin giderek azalmasına neden olan programlara;
bir kısmı “ana haber bülteni” adı verilen en az bir saatimizi alan çoğu olumsuz haber(!)lerle dolu yayınlara;
kalan büyük bir kısmı da ünü sınırlarımızı aşmış, istisnalar hariç sadece aşk, zenginlik, güç, zevk, eğlence, hırs… etrafında dönen “dizi” lere ya da ” film ” lere ayrılıyor. Bazılarımız ise bu tehlikeden bîhaber ya da tv nin özellikle filmlerin bu gücüne inanmıyor.

Oysa bu ülkede çocukları bir iki lokma fazla yesin diye reklam izleterek yemek yediren ve bunu bir başarı olarak gören anneler ya da evde ses olsun diye tv hiç kapatmayan insanlar var. Sonuç: Gün boyu telkin…

Dolayısıyla tehlike büyük! Herkesin bir an evvel önce kendinden ve ailesinden başlayarak çevresine el atması ve bu durumun düzelmesi için elinden geleni yapması gerekir. Yoksa “bu devirde çocuk büyütmek çok zor “ya da” şimdiki gençler…” diye başlayan cümleler kurmanın bir mânası olmayacaktır. Hiçbir şey yapmayıp kenara çekilmek de bir zulümdür.

Peki hiç film seyretmeyelim mi, hiç roman okumayalım mı, hiç müzik dinlemeyelim mi?

Madem günümüz insanının kısa süreli de olsa bir şeyler izleme ihtiyacı var; “biraz eğlenmek ya da güzel vakit geçirmek benim de hakkım” deniliyorsa o zaman müsbet tarafta olan yönetmenlerin, senaristlerin, yazarların, müzisyenlerin harekete geçmesi lazım. Bizlere toplumun en az % 50 lik kesiminin yaşantısını yansıtan, hatırlatan, yapıcı projeler sunulmalı.

Madem bu araçlar (roman, hikâye, film, müzik) telkin amaçlı kullanılıyor. O zaman topluma marufu (iyiliğe dair her şeyi) öğütleyen konular işlenmesi lazım; bize, ideal anne – baba örnekleri, mutlu – umutlu yuvalar, namaz kılan insanlar, başı örtülü genç bayanlar, faydalı ilim öğrenen ve bu ilmiyle amel eden örnekler lazım. Madem değerlerimize karşı büyük bir savaş var; hemen karşı atağa geçmek lazım.

Bu saldırıya karşı alacağımız bir başka önlem de TV ye ve internete ayıracağımız süreyi kısıtlamak. Duymuşsunuzdur bu devirde ” televizyonlu odadan televizyonsuz odaya geçmek de bir hicrettir ” ya da “hicret sevabı verilir ” denilir ( en iyisini Allah bilir). Yani bu saldırılara ne kadar az maruz kalırsak o kadar kârdayız demektir. Yine zararlı olduğunu bilerek izlemek, buğz etmek ve bu yolla manevi tedbir almak da zararı inşallah azaltacaktır .
Müzik konusunda da özellikle rack, rap vb. yabancı parçalardan olabildiğince kaçınmalı ve insanı ümitsizliğe, acıya, ahlaksızlığa sevk eden sözleri içeren şarkıları listemizden çıkarmalıyız .

Hayata hep olumlu bakmak ve olumlu düşünmek gerektiğine inananlardanım ancak şer güçlerin müthiş baskısı ve yaptıkları ortada. Gerçekleri görmezden gelemeyiz. Eğer bu konuda takınacağımız tavır “hadi canım”,” aman sen de ” tarzı bir yaklaşım olursa maalesef görünen o ki kötülüğe dair her şey artacak; iyiliğe dair her şey azalacak.
Boş tevekküll de bir fayda vermeyecektir.

Allah geleceğimizi güzel kıla ve sonumuzu hayır ede …

Kaynak: Hikayeyle Zihin Programlama, Muhammed Bozdağ

Selma Önalan

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikNasıl Müslümanlık?
Sonraki İçerikTeslim

CEVAP VER