Dünyadaki Dünya: HİNDİSTAN

0
952

Dünyanın
EN
çeşitli dillerine,
farklı dinlerine,
renkli giysilerine,
neşeli müziklerine,
hareketli danslarına,
baharatlı yemeklerine,
eğlenceli festivallerine,
sürükleyici filmlerine,
şaşırtıcı geleneklerine,
zengin doğasına
ve
samimi insanlarına
sahip ülke
HİNDİSTAN

Hindistan, güneyinde Hint Okyanusu, batısında Umman Denizi ve doğusunda Bengal Körfezi ile dünyanın en büyük yarımadalarından biridir. Pakistan, Çin, Nepal, Bhutan, Bangladeş ve Myanmar ile kara komşusu, ada ülkeler olan Sri Lanka, Maldivler ve Endonezya ile deniz komşusudur. Dünya coğrafyasındaki konumu ve yüzölçümünün büyüklüğü sebebiyle farklı iklim sistemlerine sahip ve buna bağlı olarak oldukça zengin bitki örtüsü ile yaban hayatını barındırır.
Hindistan, Hinduizm, Sihhizm, Canizm, Budizm dinlerinin doğduğu yer olmasının yanı sıra; İslam, Hristiyanlık, Musevilik ve Bahailik gibi dünyada en çok mensubu bulunan dinlere de yer sahipliği yapmaktadır. Ayrıca büyüklü küçüklü yüzlerce yerel din/inanç sistemi ve milyonlarca tanrının varlığına inanıldığını da söylemeden geçemeyiz.
Hindistan, din zenginliği ile beraber dil zenginliğinde de dünyada birinci sıradadır. Hindistan’da Hintçe ve Urduca dışında İngilizce, Malayalam, Pencabi, Bengalca, Kannada, Tamil, Maratha gibi 22’si resmi, 380’i yerel toplam 402 dil ve 1600 şive bulunmaktadır.
Hindistan dünyanın en eski uygarlıklarına sahip bölgelerinden biridir. Hatta bazı tarihçiler insanlık tarihi kadar eski olduğunu ve 500 bin yıl öncesine kadar uzanan eserlerin bulunduğu açıklamıştır. Hindistan tarihi kronolojik olarak üç dönem halinde sınıflandırılabilir:
Antik Hindistan (Tarih öncesinden MS 700’e)
Ortaçağ Hindistan (MS 700-1857)
3) Modern Hindistan (MS 1857 +……. )
Hindistan’ın tarihi, Mohenjo-Daro, Harappa ve Lothal gibi bölgelerdeki İndus Vadisi Uygarlığının (M.Ö 2600) doğuşu ve Aryanların gelişi ile başlar. Hindistan’ın sosyal, ekonomik ve kültürel konfigürasyonları, uzun süren bölgesel genişleme sürecinin ürünüdür. Bu dönem Vedik Çağ olarak bilinmektedir. İşte Vediksanskrit metinleri bu çağda yazıldı.
Maurya hükümdarlığı döneminde (M.Ö. 322 – M.Ö. 185) Hinduizm, Cainizm ve Budizm ortaya çıktı ve Vedik dini ile Hindu dini arasında bir dönüm noktası oldu.

M.S 300-400 yılları arasında altın çağını yaşamış olan Hindistan, 5. yüzyılda, Ashoka (M.Ö. 268-232) tarafından Hindistan’ın büyük kesimleri birleştirildi. Ashoka, neredeyse tüm Hint alt kıtasını yöneten Maurya Hanedanının Hint imparatoru idi. Ashoka Budizm’i kabul etti ve Asya’nın diğer bölgelerinde Budizm dinin yayılmasına sebep oldu.
Arap tacirlerin Malabhar (Kerala) sahiline inmesi, RajaÇiramman’ın (Tacuddin) İslam kabul etmesi ve M. S 629’da Kerala’da ilk cami yaptırması ve Arap ve Hint tüccarlarin arasındaki ticari ilişkileri kısmen Hindistan yarımadası’nın İslam’dan çok önceden haberdar olmasını gösteriyor. M. S 712’de Muhammed bin Kasim’in Hindistan’ın Sindh bölgesine girmesi ve onu fethetmesi ile Hintliler İslam dinini ile daha yakından tanışmış oldu ve 11. yüzyılda siyasi bir güç olacak nüfusa ve nüfuza ulaşmıştır ki, 1206 ve 1526 arasındaki bu dönem Delhi İmparatorluğu olarak bilinmektedir.

1526 ve 1857 arasındaki dönem Delhi, Agra, ve diğer bölgelerde eserlerini görebileceğimiz Moğol İmparatorluğu dönemidir. Hint-İslam devletlerinin en büyüğü olan Moğol (Babür) İmparatorluğu, Orta Asya (Özbekistan) kökenli Zahir-uddinMuhammad Babür tarafından kurulmuştur.
Babür’den (1526) Aurangzeb’e (1707) kadar olan dönem Moğolların en güçlü dönemi olduğundan Büyük Moğollar olarak bilinmektedir. 1707’den 1857’ye kadar hüküm sürenler Son Moğollar olarak adlandırılmaktadır. Moğol İmparatoru Babür, kuzey Hindistan’ın çevresindeki bölgelerde dağılmış olan diğer pek çok hanedanlara politik birliktelik sağlamayı başarmıştır. Moğollar döneminde Farsça resmi dili olmakla birlikte Babür, Çağatay Türkçesi konuşuyordu ve Tüz-i Babüri (Babürname) adında Çağatay Türkçesinde hatırat kitabı yazmıştır.
İngilizler 16. yüzyılın sonlarında ticaret amacıyla Hindistan’a girmiş ve 17. yüzyıla girerken (31 Aralık 1600) “İngiliz Doğu Hindistan Şirketi” (Biritish East İndiaCompany) adında bir ticaret merkezi kurarak işgal hareketlerine başlamıştır. Akabinde birçok Avrupa ülkesi de Hindistan da ticaret şirketi açarak birbirleriyle acımasız bir rekabete girmişlerdir.

Hindistan’daki Avrupa varlığı, Moğol İmparatorluğunun bölünmeye başlamasına yolunu açtılar. 18. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde İngilizler hadlerini aşarak, kendilerini Hindistan’da hâkim bir güç olarak görmeye başladılar. 1857’de İngiliz hâkimiyetine karşı tarihte Hindistan’ın ilk Bağımsızlık Savaşı olarak adlandırılan büyük ve güçlü bir ayaklanma başladı. İngilizler bu ayaklanmayı engellemeye çalıştı ve 10 yıl içinde 10 milyon Hintliyi katlettiler. İngilizler baskı ve katliamlarla yaklaşık iki yüzyıl Hindistan’ı yönettiler.
Mohandas KaramçandGandhi önderliğinde bağımsızlık hareketi Hindistan, 15 Ağustos 1947’de kazandığı bağımsızlığı için Khan Abdulgaffar Khan ve Şehit Bhaghat Singh başta olmak üzere milyonlarca şehit verdi. Aynı yıl Müslümanların yoğunlukta yaşadığı doğu ve batı bölgeleri Hindistan’dan ayırıldı. Amaç Hindistan’daki Müslüman nüfusu bölmek, ülkedeki gücünü ve etkisini azaltmaktı. Öyle ki, Pakistan adı ile kurulan bu ülkenin toprakları, arada Hindistan bulunmak üzere birbirinden binlerce km uzaklıkta 2 bölgeden oluşuyordu. Bu şekilde ülke bütünlüğünü korumak ve kalkınabilmek neredeyse mümkün değildi. Bu bölgenin Hindistan ve Pakistan adında ikiye bölünme olayı hakikaten modern çağda en dehşet verici ve kanlı bir olay idi. Bu bölünme sebebi ile milyonlarca insan göç etmek mecbur kaldı; Müslümanlar Pakistan’a giderken Hindular ve Sihler Hindistan’a geldi. Bu olay neticesinde resmi kaynaklar 1-2 milyon civarı insanın öldüğü tahmin etmektedir. Daha sonra Hindistan’ın da siyasi ve lojistik destek vermesi ile 1971’de Doğu Pakistan Bölgesi, Bangladeş adı ile ayrı bir ülke oldu. Böylece Hindistan artık 3 müstakil ülke olmuştur. Bu dururum ne yazık ki Hint alt kıtasındaki sorunların bitmesini sağlayamamıştır.
Bu Hindistan ülkelerinin arasındaki ilişkiler sıklıkla gergin olsa da, birçok ortak kültürel ve tarihi bağları paylaşıyorlar.

Bu zalim ve hırsız İngilizler masum Hintlilerin canını almadı sadece belki beraber ekonomisini de alt üst ettiler. İngiliz dünyanın en zengin ülkelerinden birine geldi ve 200 sene Hindistan ekonomisini sadece kendi çıkarlar için kullanarak ülkeyi 3.dünya yoksulluğuna bıraktılar. Düşünebiliyor musunuz 1947’de İngilizlerin Hindistan’dan ayrıldığında Hint nüfusun %90’ı yoksulluğun altında yaşamaktaydı ve okuma yazma oranı %17’nin altındaydı. İngiliz dönemi Hindistan ile bugünkü Hindistan arasında hiç mukayese yok. Şu anki Hindistan ekonomisi iki farklı yapıya sahiptir. Bir yanda modern ve küresel rekabet gücüne sahip bilgiye dayalı hizmetler sektörü, diğer yanda ise rekoltesi yağışlara bağlı tarım sektörü yer almaktadır.
Hindistan’ın nüfusunun yaklaşık %65’i tarımla, %10’u sanayi ile uğraşır. İmalatçılık ve madencilik önemli iş alanlarıdır. Hizmet sektörü daha önemli, o yüzden bu sektörün gayrisafi yurtiçi hasıla içindeki payı %57’leri aşmış, tarım sektörünün payı %18, sanayinin payı ise %27 civarı olmuştur. Hindistan’ın hizmet sektörü, inşaat, perakende, yazılım, bilişim, iletişim, turizm, eğitim, sağlık, bankacılık ve sigortacılık gibi alanları kapsamaktadır.

Manganez üretiminde dünyada üçüncü sırayı almaktadır. Maden kaynakları açısından oldukça zengin olan Hindistan’da alüminyum, krom, mika, kalay, çinko, kurşun, altın vb çıkarılır. Tarımda ise en çok buğday, arpa, mısır, patates, keten, tütün, portakal, mango ve elma yetiştirmektedir. Balıkçılık da önemli bir geçim kaynağıdır
Borsa sayılarına göre Hindistan, dünyanın en büyük 12. ekonomisine ve dünyanın en büyük 4. satınalma gücü paritesine sahiptir. Hindistan, dünyanın en fazla et ihraç eden ve dünyanın en fazla süt üreten ülkesidir.
Gerçekten Hindistan, farklı farklı din, ırk, dil, gelenek ve kültürler barındıran çok renkli bir ülkedir. Muhteşem düğün törenleri, otantik kıyafetleri, çeşnili yemekleri, geleneksel festival ve bayramları, ilginç ritüelleri ve cenaze törenleri, özgün müzik ve dansları ile tüm dünyanın ilgisini çekmektedir.
Hindistan’da Divali, Holi, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Dashara, Pongal, Bihu, DurgaPuca gibi yüzlerce dini ve kültürel festival var. Aynı gün güneyinde başka kuzeyinde başka festival olabilir. Bu yüzden yılda aşağı yukarı toplam 40 gün resmi tatil yapılır.

Baharatı çağlar boyu dünyaya tattıran, sevdiren ve vazgeçilmez yapan Hindistan’dır.
Hindistan tarihi, göç eden halklarla ve Hindistan’ı çevreleyen çeşitli kültürlerin sürekli entegrasyonuyla renklenmiştir. Hintliler, gelenek ve göreneklerine çok bağlı bir millet olduğu için günümüzde de bu renkliliğe şahitlik edebiliyoruz.

“Mark Twain” Hindistan’ı şöyle anlatmaktadır “insan ırkının beşiği, insan konuşmasının doğuş yeri, tarihin annesi, efsanenin anneannesi ve geleneğin büyükannesi. İnsanlık tarihindeki en değerli ve en uç materyalimiz yalnızca Hindistan’da hazine edilmiştir”.

M. Meraj ALAM

CEVAP VER