KUZEY KAFKASYA’NIN KUZEY YILDIZI: ŞEYH ŞAMİL

0
588
reklamlar
Yazı arası Reklam

Beş yaşındayım, belki de altı… O aralar evde çift kasetçalarlı bir teybimiz var. Çeşitli vesilelerle evimize bazı kasetler geliyor, bende hepsini ezberliyorum. Bant tiyatroları çok meşhur “İşte Afganistan” kelimesi kelimesine ezberlediğim ve binlerce kez dinlediğim tek bant tiyatrosu. 80 kuşağı sonrası doğmuşsanız ve ailenizin ezgilere merakı varsa şanslısınız. Evde bir sürü ezgi kasedi var ve ben hepsini hıfzediyorum. İtiraf etmem gereken şey şu ki bazen kasetlerde geçen isimleri, terkipleri ya da konuları anlamıyorum. Olsun, çocuk aklımla yakıştırıp bir şeyler söylüyorum. Yalnız bazıları var ki çok net anlıyorum sözleri gel gör ki konuya hakim değilim. Bu bahsedilen adam kim? Bu yer neresi? Afganistan’da öldüren Ruslar, Çeçenistan da öldüren Ruslar. İyi de bu Ruslar kim? O dönem SSCB var, henüz dağılmadı. Yıllar sonra yerler, isimler, davalar hepsi oturdukça daha bir anlam kazandı bant tiyatroları. Hiç teklemeden söylediğim bir ezgi vardı:
İslamın küfür ile bitmeyen kavgasına
Kendisini adamış tarih yazan bir adam
Bir avuç Müslümanla, Kafkasya dağlarında
Hece hece alnına cihad yazan bir adam
Volga nehrinden hırçın, Kafkas dağından ulu
İmanından güç alır, o dağların çocuğu
Eğmez kâfire boyun, yalnız Allah’ın kulu
Hece hece alnına şehid yazan bir adam

Gökteki şahin gibi süzülür ovalara
Düşmanını sindirip, çıkar sarp kayalara
Rus ordusu tedirgin, görülmemiş bir bela
Cihadının adını Şamil yazan bir adam
Cihadla tanışmam da bu dönemi buldu. Gençliğe adım attığım sıralarda ezgiler hep zihnimde. Ardından gelen imam hatip sıraları İmam Şamil’le tanıştırdı beni. Sonra kitaplarımızın arkasını, ajandalarımızı ve kalemle dokunabileceğimiz her yeri kapladı bu sözler. Kimi zaman slogan oldu “ Rus ordusu tedirgin, görülmemiş bir bela”, kimi zaman dua oldu “hece hece alnına şehid yazılan” adamlardan olmak adına. Kafkas Dağları tıpkı Hindikuş Dağları gibi gazi imiş. Öyle bakmayın şehirler de gazi olur, dağlar da… Sonra tarihe adını yazmış birçok kahraman mücahid gibi Şeyh Şamil kalbimize kazındı. Sadece o mu? Şeyh Şamil bize bir milleti tanıttı: Çeçenler! Gördük ki dünyada ne yiğitler varmış. Gördük ki izzet, Allah ve Rasulü’ne bağlılıktaymış.

Gördük ki en gelişmiş silahlarıyla bir avuç Müslüman’a saldıran Rusya’da kanı bozukluk bir devlet siyasetiymiş. Sonra öğrendik ki tek derdi Afganistan değil, tek derdi Çeçenistan da değil, Rusya’nın esas derdi dünyadan Müslümanları silmekmiş!

Şeyh Şamil, şanlı direnişin başına geçip imam lakabını almadan önce hem ilmi ve fikri olarak yetişmiş, hem de cihadın bir parçası olarak ön saflarda yer almıştı. İmam Hamzat’ın şehadetinin ardından direnişin liderliğine getirilen Şamil, Kafkasya halkını uyarmış ve cihada onları teşvik etmişti. Çok kısa bir süre sonra ektiği tohumlar sürgün vermiş ve Çeçenistan’da Rus zulmüne karşı büyük bir direniş başlamıştı. Şanlı Çeçen direnişçilerinin yanı sıra her devir ve her yerde olduğu gibi bu halkın içinden de ihanet öbekleri çıkmış ve direnişe Ruslardan daha fazla zarar vermişti. Şamil onlara “Çar Tabancaları” adını vermişti. Tıpkı esir düştüğünde kendisine boşuna direndiğini ve yenilgilerinin muhakkak olduğunu söyleyen Çar’a verdiği cevap gibi: “Hayır bizi sizin ordularınız mağlup etmedi, bizi Çar Tabancaları mağlup etti.” Bu Şamil’in ne ilk mücadelesiydi ne de son… Defalarca yaralanmış, yeri gelmiş davasının seyri ve selameti için oğlunu Ruslara esir bırakmıştı. Bu ezaların hiç birisi onu yolundan etmeye yetmedi. Yolundan etmek şöyle dursun Şamil, hurma dalı kadar eğilmedi Rus güçleri karşısında. Dedik ya izzet İmam Şamil’in mayasında vardı. Şeyh Şamil, iyi bir komutan, iyi ve korkusuz bir Müslüman olmanın yanı sıra pratik zekâsıyla da hem etrafındakilerin hem de düşmanlarının gözünü dolduruyordu. Bu abartı değil… Tutsaklığı sırasında Rus Çarı onu yanına çağırarak ziyafet vermiş, son derece kibar davranmıştı. Fakat bu izzet ve ikram İmam Şamil’de bir minnet veya gevşeme olmasına neden olmadı. O hep düşmana karşı cesur ve teyakkuz halindeydi. Hatta yemek esnasında Şamil’in iştahla yemeğini yediğini gören Çar, kurmaylarına “baksanıza yakında beni de yiyecek” deyince Şamil cevabını verir: “Merak etmeyiniz, ben Elhamdülillah Müslümanım ve bize domuz eti haramdır!”

Şamil kendisine Ruslar tarafından teklif edilen Dünya hayatını elinin tersiyle itmiş ve bu Rusların daha şiddetli saldırılarına sebep olmuştu. Savaşta kendi eşi ve evlatları gibi aile bireylerini kaybeden Şamil yine de direnmekten vazgeçmemiş, bir avuç mücahidle savaşmaya devam etmişti. Sayı ve teçhizatça Çeçenlerden üstün olan Ruslar bir türlü onları alt edemiyorlar ve her seferinde şaşkınlıkla dolu bir hezimete uğruyorlardı. İmam Şamil Volga Nehri’nden hırçın ve Kafkas Dağı’ndan uluydu, Rus ordusu için görülmemiş bir bela İslam tarihine ismini altın harflerle kazımış bir kahramandı. Ruslar bu kadar hezimete dayanamamış ve Ruslara yakışır bir plan yaparak ormanlık Kafkas Dağları’nda konuşlanan mücahitleri yakalayabilmek için Çeçenistan ormanlarını ateşe vermişlerdi. Bu aşamada Çeçen çocuk ve kadınları Ruslardan korumak için Çeçenler Ruslarla anlaşma yapmak isterler. Fakat Şamil’in bu konudaki savaş hukuku bellidir, kim düşmana teslim olmayı teklif ederse cezası idam olacaktır. Çeçenler kura ile iki kişi seçerler ve konuyu Şamil’e açmadan önce annesine anlatırlar. Annesi dayanamayıp İmam’a durumu açınca Şamil can evinden vurulur. Çünkü bu konuda aracılık edenin cezası da yüz değnektir. Annesi meseleyi anlayınca cezayı uygulaması için Şamil’e baskı yapsa da Şamil, kendisini annesine veli tayin etmiş ve yüz sopayı kendisine vurdurmuştur. Sahne dehşet doludur, hareketin lideri, ceza alıyor. Şamil etrafındakileri teskin eder: “ mukaddes dava uğruna bin ana, bin Şamil feda olsun!”

İmam Şamil’in mücadelesi son ana kadar devam etmiş ve hocası İmam Gazi Muhammed’in dediği gibi yıldızı gökyüzünde parlamış ve Ruslara yıllarca kanlı gözyaşları döktürmüştü. Bunu kendine yediremeyen Çar olanca gücüyle saldırınca İmam Şamil, ahaliye dokunmamaları kaydıyla Ruslara teslim oldu.
On sene esir kalan Şamil, İstanbul’a gönderilmeyi ister çünkü kalbi hac ibadeti yapabilmek için çarpıyordur. Ömrünü cihad gibi en büyük ibadetle geçiren Şeyh Şamil’in Hz. Peygambere hasreti son raddeye gelmiştir. Rusların da kabul etmesiyle İstanbul’a giden imam orada büyük bir ilgiyle karşılaşır, ahali onu görmek için adeta yarışıyor, O hangi camide namaz kılıyorlarsa oraya namaza gidiyorlardı. İstanbul üzerinden Medine-i Münevvere’ye giden Şeyh Şamil mübarek topraklarda da O’nu hasretle kucaklayacak Müslümanlarla karşılaştı. Herkes yıllarca dev gibi bir Rus belasına küçük bir grupla direnen kahraman mücahidi görmek istiyordu, çareyi Şeyh Şamil’i Kâbe’nin üzerine çıkarmakta buldular.
Şamil, sonunda istediğine kavuşmuştu. Allah Rasulü’nün kabrinin önüne gelip hasret gidermişti. Orada bir süre kalan İmam’ın ömür süresi Medine’de son buldu ve Cennetü’l-Baki’ye defnedildi.
Ömrünün ilk yıllarından itibaren ilim ve mücahadeyle meşgul olan İmam Şamil, bir meşale tutuşturarak gitti bu dünyadan. Onun ardından davasına devam eden Cevher Dudayev, Şamil Basayev, Komutan Hattab, Salman Raduyev, Zelimhan Yandarbiyev, Aslan Mashadov ve Dukko Umarov gibi onun izinden gitmiş nice yiğitler Çeçenistan özgürlük mücadelesine devam etti.
Bugün ne Rusya’nın habis politikası son buldu ne de Çeçenistan’ın şanlı direnişi… Ve değişen hiçbir şey yok Dünya’nın en büyük ordularından Rusya bir avuç Çeçen mücahitle başa çıkamıyor. En başlarda demiştik Müslümandaki izzet, kâfire korku salar!

Handan Yıldız Bayrak

Yazı altı reklam

CEVAP VER