Edebiyat ve Şiir Kültürü

0
595
reklamlar
Yazı arası Reklam

Yerleşik hayata geçene kadar, bugünlere gelebilmiş veya silinip gitmiş toplumlar göçebe bir hayat sürmüştür. Takdir edilir ki; gerek coğrafi sebeplerden, gerek hastalıklardan, insanlar göç etmek zorunda kalmıştır ve gerçekleşen göçler maalesef gönlün istediği yerlere değil, şartların uygun olduğu yerlere olmuştur. Göçebe yaşam hepimizin kötü yorumladığı bir durum olsa da, ben bu yazımda kültür etkileşimini ele alarak ufak bir olumlu yön oluşturmaya çalışacağım.

Çoğunluğun ilk aklına gelen aşk, ilahi aşk, aşk ve türevleri, yazı olsun olmasın her dönemde varlığını sürdürmüş bir olgudur. Duvara çizilen resimlerle, yaptığı çanağa çömleğe verdiği şekillerle olsun insanoğlu her zaman kendini ifade etmenin yolunu aramış ve bulmuştur. Ve şimdi araya araya bulduğu, bularak çok da iyi etmişler dediğimiz, şiire bakacağız.

Estetik duyguların henüz bireyselleşmediği ilk topluluklarda bir söz sanatı olan şiir yoktu. Onun yerini genellikle dini törenlerde müziğe eşlik eden soyut birtakım sözler alıyordu. Zamanla bu anlamsız söz dizisi gelişip bir anlam kazanarak şiiri doğurmuştur.

Türk şiiri de diğer uluslarda olduğu gibi ilk dini törenlerden doğmuş, daha sonra da din dışı konularda gelişimini sürdürmüştür. Sözlü olarak Asya’da başlayan Türk şiirine yır adı ile önce Orhun yazıtlarında daha sonra da Divanü Lügati’t Türk’te rastlanmıştır. Yüzyıllarca edebiyatımızın ana anlatım aracı şiir olmuştur. Edebiyatımızda hikâye bile mesnevi yoluyla şiirle anlatılmıştır. Edebiyatımıza giren sayısız yazı türleri olmasına karşın, biz edebi zevkimizi yüzyıllar boyu şiirden almış, şiiri sevmiş, şiiri benimsemişizdir.
İlerleyen dönemlerde savaş, ihtilaller, rönesas gibi durumlar beraberinde değişimleri, değişimler de yanlarında edebi akımları getirmiştir. Zamanla tüm dünyada etkinliğini göstermeye başlayan edebi akımlar, günümüze kadar gelmeyi başarmış ve en son postmodernizm adı altında birleşmiştir.

Meydana gelen olaylarla Türk toplumu olarak içimize girmiş edebi akımların yansımalarını öncelikle tercümeler yoluyla tanıyabildik. Sosyal olgular insanları her olmasa da çoğu anlamda olumsuz etki altında bırakması, tüm sanat dallarını ve edebiyatı aynı oranda etkilemiş ve insanlar klasisizm akımıyla yüz yüze gelmiştir.
İnsanlar ve insanlarımız klasik akım etkisindeki şiirleri okuyup analiz etmeye başladıktan sonra, Batı’da klasisizm akımının getirdiği tabiri caizse sıkıcılık, edebiyatçıları duyguları ön plana çıkarmak konusunda ikna etti ve dünya edebiyatı bir anda romantizm akımına kapıldı. Elbette çıktığı andan itibaren de Türk şiirine yansımadı. Etkisinin geç yayılmasından mı bilinmez, Türk şiirini ve edebiyatını tartışmasız en çok etkileyen akım romantizm olmuştur.
Edebiyat ve edebi akımlar dünyasında her zaman bir tetiklenme hali yaşanmış ve fazla romantik edebiyatçılar, şairler, kendilerine tepki olarak realizm akımının doğuşuna vesile olmuşlardır. Realistler olağanüstü kişilere ve olaylara yer vermezler. Realist eserde konu her gün görülebilen basit olaylardır. Nadir vakalara, coşkun serüvenlere asla yer verilmez. Günlük hayatlar ve ruh halleri anlatılır. Hiçbir seçim yapılmadan, bayağı, çirkin, güzel, basit veya alelade olaylar anlatılır. Okuyucuyu duygusallığa sevk edecek, hayal dünyasına sürükleyecek olayları işlemekten kaçınılır. Olayların oldukça basit, her gün karşılaşacağımız türden olması realistlerin eserlerinde olay unsurunu pek ciddiye almadıklarını gösterir.

Şiirlere, romanların bölünmüş, ayrışmış ve dağınık hali olarak bakılmalıdır. Dizelere ekleme yapılarak veya dizelerden çıkarma yapılarak, duygulara dalınmalı, anlamlar üretilmelidir. Kim bilir, belki şair burada ne demek istedi? klişesi de bu şekilde ortaya atılmıştır. Doğu veya Batı dünyası önemli değil; şiir tüm insanlığın kendini, kötülüklerini kelimeler ile arınmayla sonuçlandıracak muhteşem yolculuğudur.

1) Erü SBE Dergisi

Nazlı Gözde Ferik

Yazı altı reklam

CEVAP VER