Çağın Hastalığı Fazla İlerlemek

0
1683
reklamlar
Yazı arası Reklam

Teknolojinin sürekli ilerlediği ilerlerken de, insani olan birçok şeyi geride bıraktığı bir çağda yaşıyoruz. Sanılanın tam aksine teknolojiyi kullanmanın bizi körelttiğini düşünüyorum çoğu zaman. Elinde bilmem kaç gb hafızalı telefonlar taşıyan bir çoğumuz, en yakınlarımızın bile telefon numarasını ezbere bilmiyoruz. Kendi telefon numarasını unutan insanlar biliyorum. Adres bilgilerimiz navigasyona emanet edileli beri, belki de defalarca geçtiğimiz yolun üzerindeki tarihi mimari veya sanatsal dokudan bir haberiz. Televizyon, bilgisayar, telefon, tablet derken teknolojiye gömülüp yaşamayı ıskalıyoruz hayatı… Anı saklamak kaygısıyla, anı yaşayamaz olduk bir çoğumuz…

Çocukluk yılları, hemen hemen herkesin dönmek istediği bir çağdır. Çocukluğa dair birçok şey özlenir. Mahallemiz, evimiz, okulumuz en çok da arkadaşlarımız ve arkadaşlarımızla oynadığımız oyunlar belki de. Oyun deyince aklınıza, körebe, saklambaç, yakar top, uzuneşek, çelik çomak vb geldi mi? En azından bir mahalle maçı yapmışlığınız ya da bez bebeklerinize elbise dikmişliğiniz vardır annenizin verdiği kumaş parçalarından. Sorun şu ki şimdiki çocuklar bu kelimelere çok uzak, yalnızca oyun oynamayı değil çocukluğunu bilgisayarlara mahkum etmiş bir nesil yetişiyor. Sokağa çıkmayan, toprağa basmayan, koşmayan, terlemeyen, oyun arkadaşlarıyla anı bölüşmeyen, gazozuna maç yapmayan, komşu teyzenin elinden su içmeyen, akşam ezanı okunurken eve yetişme telaşına düşmeyen bir nesil. Maalesef bilgisayar oyunlarına bağımlı bir nesil var ortada. Durum o kadar içler acısı ki; akrabalarının ölüm haberi geldiğinde ‘’ bütün canları bitmiş mi ? ‘’ diye soran çocuklar duydum. Dizleri kanamadan büyüyor çocuklarımız. Ne var bunda bunun neresi kötü diyebilirsiniz. Ama düşmeyi, düştüklerinde kalkmayı bilmiyorlar. Kirlenen diz kapaklarındaki tozu çırpıp elleriyle kaldığı yerden devam etmeyi bilmiyorlar hayata. Çocuklarımız , mızıkçılık etti diye arkadaşlarıyla yumruklaşmıyorlar evet ama , en ağır en öldürücü silahlarla savaşmayı öğreniyor bir çoğu. Vurmayı, kırmayı, yıkmayı, yok etmeyi öğreniyorlar o şiddet içeren oyunlardan. Bir topu, bir bisikleti, oyuncak bebeklerini, rengarenk bilyelerini,toz pembe hayallerini, kaybetmenin hüznünü , kazanmanın coşkusunu paylaşmayı bilmiyor çocuklar. Hatta oyun bölünmesin diye yemeğe çıkmayıp, annesinin yapıp indirdiği ekmek arasını arkadaşlarına pay etmeyi bilmiyorlar. Arkadaşlığı, dostluğu, menfaatsiz çıkarsız bir samimiyeti öğrenemeden büyüyor çocuklar. Küs barış yapmayı bilmiyor çocuk kalpleri…

Bu gidişat bir tek beni mi korkutuyor bilmiyorum. Teknolojiye karşı değilim elbette. Ama teknolojiye hapsolup hayatı ıskalıyor olmamıza karşıyım. Televizyona kapılıp giderken sohbet edememeye karşıyım. Sosyal medyada dünyadan haber alırken, üst kat komşumuzun hasta olduğunu bilmemeye karşıyım. Dünyanın öteki ucuna gidebilmek saatlere indirilmişken, en yakın akrabalarımızın dahi ziyaretine gidememeye karşıyım. Başkalarının hayatlarına dair her şeye bu denli hakimken, yanı başımızda kaybolup giden sevdiklerimizin hayatlarından habersiz oluşumuza hatta kendi hayatlarımızın farkında olamayışımıza karşıyım. Kahve yapan makinalara inat, hatır yapamayışımıza, çay makinalarıyla on dakikada çay demleyebilirken, on dakikalık muhabbeti çayımıza katık edemeyişimize karşıyım. Bu liste uzar gider böyle…

Demem o ki; Teknolojinin sağladığı kolaylıklardan faydalanalım ama bizden hayatın tadını, tuzunu, manasını çalmasına izin vermeyelim. Özellikle de çocuklarımızı teknoloji çağındayız diye sadece teknolojinin getirdiği nimetlere mahkum etmeyelim. Çocukluklarını dolu dolu yaşamalarına yardımcı olalım. Acısıyla tatlısıyla gerçek bir hayatı öğrensinler.
Çünkü yaşayarak öğrenirler ve büyürler. Paylaşmayı, sabretmeyi, mücadele etmeyi, üstesinden gelmeyi, anlamayı, dinlemeyi, düşünmeyi, hoş görmeyi, sevmeyi, saymayı, kıymet vermeyi, kıymetini bilmeyi, kısacası insani birçok hasleti ancak yaşayarak edinirler. Bir kuşun kanadını sarmayı öğretmez hiçbir teknoloji, ya da bir dostun derdini dinlemeyi, bir türküde ağlamayı, bir şiire yüreğini dökmeyi, ekmeğini yüreğini hayatını bölüşmeyi öğretmez hiçbir yazılım…

Not: Evet teknoloji bu yazıyı size ulaştırır ama yüzünüzdeki o tebessümün sebebi olamaz bence.

Yaren Kayıp

Yazı altı reklam

CEVAP VER