SANAYİ DEVRİM’İNDEN KENDİNE YABANCILAŞAN BİREYE

0
396
reklamlar
Yazı arası Reklam

İnsan yaratılışı itibariyle başkaları ile beraber hareket etmeye muhtaç bir fıtrat üzere yaratılmıştır. Birlik, beraberlik ve istişare Yaratıcı tarafından tavsiye edilmiş ve ‘’…dağılıp, ayrılmayın…’’ (3/ Ali İmran / 103) öğüdüne uyanlar, bütünlük içerinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

İnsanlık tarihi boyunca birçok evreden geçmiş, göçebelikten sonra yerleşik hayatın daha cazibeli ve kolay olduğu görülmüştür. Yerleşik hayatla birlikte hayvancılığa dayanan ekonomi yerini yavaş yavaş tarıma bırakmıştır.
İnsan bu evrelerde, hayatın her basamağında kendisi aktif ve kendi hayatının başrolünde bulunmuştur. Gerek göçebe olup hayvancılık gerekse yerleşik hayata geçip tarıma yönelmesinde kendisi aktif rol almıştır. Çadırını kurup, düzenini oluşturmuş, hayvanını beslemiş, satarak yada takas yoluyla ticaret yapmış, kesip; yemeğinden- halısını yapmaya kadar her alanda başrol kendi olmuştur. Aynı şekilde tarım toplumunda da toprağı süren, eken, toplayan, ticaretini yapan vb. her alanda kendisi etkidir. Böylece kişi yeteneklerini ve kendisini tanımakta; varlığının, becerilerinin farkında olmaktadır. Bu süreçte tabi ki insanlar birbirlerini tamamlayacakları konularda beraberliklerini, yardımlaşmalarını sürdürmüş, takas usulü ile de ellerinde olmayanı temin etmişlerdir. Böylece her şeyin kesin bir bedelinin olması da söz konusu olmamıştır. Usülde kimi kas gücü ile takasını yaparken kimi elindeki başka bir ürün ile takasını gerçekleştirmiştir.

18. yy. da ortaya çıkıp, 19. yy. da yayılan Sanayi Devriminin ( Endüstri Devrimi) etkisiyle bireyde sadece sanayi anlamında bir değişiklik yaşanmamış, özellikle insan bedeni ve kendini tanıması konusunda ciddi bir kayma olmuştur. Sanayi devrimi ile seri üretime geçilmesinin birçok sebebi vardır. Bunlar içerisinde en masum olanı hızla artan nüfus sebebiyle tarımdaki iş gücünün yetersiz gelmesi sunulmuştur. Buharlı makinanın icadı ile tarımda da makineleşmeye geçilmesiyle eski usül tarım yapmaya devam eden kesim, yaptıkları işte daha fazla direnememiş, kırsal alandan kente hızla göç hareketi başlamıştır.
Sanayi devrimi bir yüzünden bakıldığında önemli bir modernleşme hareketi olarak görülebilir. Ancak farklı yüzlerden bakmayı denediğimizde bireylerin yaşadıkları topluma, ailelerine ve en önemlisi kendilerine uzaklaşmaları ve yabancılaşmalarının da kapısını açmış bir hareketin adıdır. Göç; sadece mekan olarak kırdan kente, iş olarak tarladan fabrikaya olmakla kalmamış ahlaki olarak ta kendinden tanımadığı bir iç aleme geçişin adını temsil eder hale gelmiştir. Kırdan kente göç edenler, alışık olmadıkları hayata uyum sağlamakta ciddi zorluklar çekmiş, süregelen bir takım alışkanlıklarını sürdürmek üzere gecekonduların hızla artmasını sağlamışlardır.

Tarımda veya hayvancılıkta üretimin ve tüketimin her basamağında yer alan birey fabrikada üretimin yalnızca bir ayağında, üretime katkı sağlayıp, üretimin diğer ayaklarını tanımaz hale gelmiştir. Bunun sonucu yeteneklerini keşfetmesi ya da kendisinin yapabildiği şeyleri görmesinin de bir nevi önü kesilmiştir.
İnsanın kendine yabancılaşma yolculuğunun burada başladığını düşünüyorum. Bu üretim o kadar seri yapılıyor ki birey üretimin diğer evrelerini izleyemiyor bile. Çoğu kez ayağına giydiği ayakabının tokasını kendisinin ürettiğini bile bilmiyor. Çünkü ne için, kimin için ürettiğini bilmiyor. Yalnızca üretmesi gerektiği için üretiyor.
Bireyin tüketeceği her ürünün fiyatı belli olduğundan, parasından başka hiçbir şekilde ihtiyaçlarını giderememe durumu ortaya çıkıyor zamanla. Kas gücü ya da sahip olduğu bir yetenek ya da elindeki bir ürün ihtiyacını karşılamaya yetmiyor. Ancak ürününü, yeteneğini, kas gücünü satarak elde ettiği para ile ihtiyacını giderebiliyor. Buda zamanla beynimize yalnızca kazanma ahlakının komutunun verilmesine neden oluyor. İnsan sadece kazanmak ve sahip olmak için çalışmaya başlıyor. Bu durum onu çevresi ile ilişkilerinden de uzaklaştırıyor. Çünkü hayatta kalabilmek için kazanmaya muhtaç bir insan modeli oluşturuluyor ve zamanla güzel hasletlerimizi bir bir yollara bırakarak yaşamaya devam ediyoruz.

Toplumda herkes bu yaşam mücadelesi içinde olduğundan, bireyler arasında, önce dahil olduğu toplumdan sonra aileden sonra da kendisinden uzaklaşma başlamaktadır. Birliktelik kavramı çözülmeye uğramaktadır. Hızlı üretim kadınları da hızla çalışma hayatı içerisinde dahil etmektedir. Bununla birlikte, zaten babadan uzaklaşmış çocuk anneden de uzaklaşma dönemine girmektedir. Bedensel ve ruhsal açlıklar böylece ortaya çıkıyor bu eksikliklerin yerine idame edeceği şeyler arayan çocuk büyük oranda gelişimine katkı sağlayacak tamamlayıcılar değil; aksine çözülmeyi hızlandıracak bir çarkın içerisine dahil olmaktadır. Sanal arkadaşlıklar , aşırı bilgisayar ve telefon kullanımı yahut; başıboşluğu sebebiyle ahlaki yoksunluğu olan ortamla tanışabiliyor.
Sanayi devrimi veyahut herhangi bir teknolojik gelişmenin hayatımıza sadece olumlu katkıları olmamaktadır. Getirilen yeniliklerin, olumsuzluklarını bertaraf edecek politikalar izlenmediğinde, oluşturduğu tahribatı getirdikleri güzelliklerle örtmeye maalesef güç yetirilemeyecektir. Şuan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı başta olmak üzere birçok bakanlık aileyi ve geleceği ifade eden çocuğu toplayıcı politikalar izleme yönünde hareket etmektedir. Ancak ne yazık ki hızlı fabrikalaşma ile evden çekip alınan ebeveynlerin çocukta meydana getirdiği boşluğu kapatacak bir araç bulmak hiçte kolay olmamaktadır. Birçok çalışma bu sebeple amacına ulaşamadan yarıda kalmaktadır.

Bundan önceki tüm yeniliklerde olduğu gibi – olumsuz yönünü ortadan kaldıracak bir yol izlenmedikçe – teknolojik her yenilik ahlaki yozlaşmanın hızlandırıcıları olmaya devam edecektir. Ne teknolojiyi takip etmeden gelişmek mümkündür ne de ahlaki değerleri yitirerek. Bu iki uç birbirine orantılı gitmek zorundadır ki ‘’millet’’ kavramının içi dolabilsin. Velhasılı kelam; tamamen üretime dönen yüzümüzü, geleneklerimizde mevcut olan ahlaka, güzel hasetlere hızla çevirmeliyiz. Sadece teknolojide zirvede olmak yerine hem teknolojide hem de ahlaki gelişmelerde ilerleyip, zirvenin bir alt basamağında olma korkumuz olmamalıdır. Zihnen ve ahlaken gelişmiş bir toplum –gençlik- o teknolojiyi zamanla zirveye ulaştırmayı da şüphesiz başaracaktır.
Merve DİKEN

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikYETİŞ EY DÜRR-İ YEKTÂ
Sonraki İçerikArayış!

CEVAP VER