Şahin Doğan’ın “ENTELEKTÜEL YALNIZLIK” Kitabı Üzerine

0
621
reklamlar
Yazı arası Reklam

Bir okur açısından zor olan kanımca okuduğu metin hakkında yorum yapması. Bilgi ve hikmet duygularımızın tüketilerek yerine cehaletin ikame edildiği çağda zordur okumak… Zor olduğu kadar meşakkatli bir yolculuktur. Kültürel açlık çektiğimiz bir çağda toplumdan okuma/düşünme/eleştirme beklemek iyi niyet olsa gerek. Ama bir davaya gönül vermiş olanların okumaması ne hazin bir durum!

Okumak ve yazmak bölümünde yazar: “Okumak iki ruh arasında aşıkane bir mülakattır der, Meçhule açılan bir kapıdır her kitap. Meçhule yani masala, esrara, sonsuza.”(s.23) Okumanın ehemmiyeti ehli tarafından malum. Yalnız kalmış bir okurun sancısıdır okumanın ehemmiyetine vurgu yapması. Yazar Metnin yaklaşık on yılı bulan bir sayıklamanın eseri olduğunu vurgular sunuş bölümünde.

Yazar her ne kadar bir gazete köşesinde kendi kendisiyle yaptığı monologlardan ibaret olduğunu söylese de birçok kişinin söylemekten çekindiği soruları sormakta. Yer yer sorularımızın, yer yer de okurun aklına gelmemiş sorular sorulmakta. Doğru cevap alamamanın doğru soru sormama da aramalı. Yazar Goethe’den alıntıladığı şu sözle kitaba başlamakta: “Yalnızlık tek kelime, söylenişi ne kadar da kolay. Halbuki yaşanması o kadar zordur ki!”

Kitabın deneme tarzı olma dolayısıyla ki deneme yazılarını hep sevmişimdir. Hem de aynı sancıları taşıyan bir yazarın metniyle buluşmak ben de yalnız olmadığım hissini verdi. Kitap ismi kadar derin bir o kadar anlamlı: “Zirveler, soğuk ve ürkütücü” diyor Nietzsche Entelektüel yalnızlık dedikleri galiba bu. Sürüden kopup zirveye talip olmak. Yani dipsize, bilinmeze, sonsuza. Mona roza şairi yalnızlık hakkında şunu der; zambaklar en ıssız yerlerde açar. Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık…” (s.60)

Yazar Entelektüel Yalnızlık bölümünde: “Gerçek dindarlık ya da bilgelik bile yalnızlığın ve hüznün çocuğu. Yalnızlığın, inzivanın, uzletin, yani Sina’nın, Hira’nın, Olemp’in. Hüznü ve inzivası olmayanın dindarlığından kuşku duymalı. Tanrı bile elçilerini hep şahikalara, zirvelere ve uçurumlara çağırır. Konuşmak için, diyalog için. Bu duygular soylu dimağlar için geçerli. Günlük elbise değiştirir gibi düşünce değiştiren ‘fikir zamparaları’ için değil. Düşünce bedel ister, haysiyet ister, kan, ter ve emek ister, yani namus ve sancı ister. O sunulmaz, bulunur…”(s.61)

Kitabı bir felsefe eleştirisi olarak da okunabileceği gibi sanat eleştirisi olarak da okumak mümkün. Bu yazıyı kitaptan birkaç alıntıyla bitirmek istiyorum: “İsrailiyat deyip geçme, dudak bükme ey kari, dur biraz, durakla, düşün ve saygılı ol! Kendi israiliyatına, hurafelerine. Ve iyice bak! Aslına değil, faslına, mesajına.” (s.15)

“Herkesleşmek ve herkes gibi görünmeye çalışmak şifası olmayan bulaşıcı bir hastalık. Tarih marjinal talihsizlerin omuzlarında taşınır geleceğe…”(s.26) “…Eğer düşünmeyi seçiyorsan ölümü göze almalısın. Ölümü yani mutsuzluğu. Zira yaşamak mutluluk ile, hayatı sevmekle, kendini sevmekle, düşmanını sevmekle, insanları sevmekle, acıyı sevmekle, tabiatı sevmekle, tanrıyı sevmekle, hurafeleri sevmekle mümkündür ancak…”(s.30)

“Ani bir huzursuzluk, tuhaf bir boşluk, garip bir doyumsuzluk. Okusan olmuyor. Dinlesen olmuyor, konuşsan olmuyor, yürüsen olmuyor, koşsan olmuyor. Dipsiz bir kuyunun dibine doğru yuvarlanıyorum gibi tanımsız bir duygu karmaşası içindeyim. Bunalım yapmayı sevmiyorum ama her duygum bunalım ile bir anlam kazanıyor daha doğrusu anlamsızlık. Kuran okuyorum şifa yok, mealini okuyorum şifa yok, namaz kılıyorum şifa yok, şiir okuyorum şifa yok, şarkı söylüyorum şifa yok, dostlarla sohbet ediyorum şifa yok, günlük siyasi polemikleri takip ediyorum şifa yok, cemaate derslere katılıyorum şifa yok, karşıtlarımızın kitaplarını okuyorum şifa yok, ateistlerin sitelerinde geziniyorum şifa yok, Tanrı sorunu ile alakalı nice makale okuyorum şifa yok, tasavvufa eğiliyorum şifa yok, mistik alemlere gezintiye çıkıyorum şifa yok, kısacası mesleğim dışındaki her şeyle meşgulüm ve fakat şifa yok…” (s.33)

“…Her toplumun tanrısı ayrı, değeri ayrı, dini ayrı, yaşam tarzı ayrı, Bir toplumun tanrısı diğerinin şeytanı, diğerinin şeytanı başkasının tanrısı. Bu denli değerler karmaşasının yaşandığı bir diyarda tek bir hakikatten söz etmek mümkün mü?” (s.34) “Birinin kutsal savaş dediğine diğeri barbarlık diyor. Birine göre fetih olan bir şey, diğerine göre istila oluyor. Birinin cihad dediği bir eylem diğeri için terör oluyor. İnsanlığın müşterek değerlerine kaç kişi inanıyor?” (s.35)

O kadar çok not aldım ki, hepsini yazmadım. Kitabın büyüsüne zarar vermemesi açısından sonlandırıyorum şimdilik. Kitapla yatan kitapla kalkan biri olarak, sakın bunu bir üstün meziyet olduğu imasında bulunduğumu zannetmeyin son dönemlerde en feyiz aldığım eserlerden biri olduğunu iddia edebilirim. Tavsiye olunur. Şimdiden iyi okumalar dilerim…

Ramazan GÜZEL

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikDergide Bu Ay
Sonraki İçerikİsyan

CEVAP VER