Şehir, İnsan, Ramazan

0
370
reklamlar
Yazı arası Reklam

Şehir, ruhla var olan bir hakikattir. Bir gerçektir şehir. Bir ruhtur, bir sırdır aslında şehir. Şehre doğru gitmek bir vazife, şehrin kalbine kalbine yürümek başlı başına bir esrardır. Şehre, şehrin kalbine, çarşının o tuhaf coşkusuna, kalabalığına, kadim geçmişine doğru yürümek ciltler dolusu kitap bitirmek gibi bir şey değil de nedir?Şehre doğru gittikçe kendi tarihine gider çünkü insan. Tarih kokano daracık sokaklar, yüzyıllardan kalma o işlemeli kemerler, fotoğraflık o esrarengiz kabaltılar, gizem dolu o camiler, o suskun minareler bambaşka sayfalar açar ruhunda insanın. Bambaşka sayfalara açılır o zaman insan. Ve o zaman insan bu yeni sayfalarda yepyeni ruhlara tekabül eder. Dingin ve diri bir ruha sığınır, bir ruhta hayat bulur.
Ve bu ruh, ve bu esrar, ve bu gizem bir sayfadan başka bir sayfaya, bir kitaptan başka bir kitaba, bir âlemden başka bir âleme göç eder. Bir göç başlar ruhlarda;zamanda, zeminde, yerde, gökte kendini arar durur. Yalnızca kendini. Kalbini yani.
Ramazan ayı gelir sonra, ve “Şehr-i Ramazan” olur zaman. Mekân yeni bir ruhla dolar; yeni bir ruha dolar. Zaman ve mekân mest olur ilahi bir terennümle. Ve bir ilahi terennüm dolar zamana ve mekâna ve şehre ve kalabalığa. Ve hayat yeni baştan tanımlar kendini. Ramazan gelir ve insan orada bulur kendini. Onda bulur.
Bütün şefkati, bütün merhameti, bütün rengiyle gelir şehre ramazan. Caddelere, sokaklara, evlere, pencerelere gelir ve başköşeye oturur. Hayatımıza gelir aslında ramazan, evimize barkımıza gelir.
“İstanbul şehrinde ramazan, toplar, davullar ve manilerle karşılanmadan çok evvel hazırlığı başlardı. Çamaşır yıkanır, ütü yapılır, tahtalar fırçalanır, evler temizlenir, kilerler elden geçer, iftarlıklar sahurluklar raflara dizilirdi…”
Şehri, ramazanı, şehre gelen heyecanı ve coşkuyu ve sevinci böyle dile getirir Samiha Ayverdi, İbrahim Efendi Konağı isimli o nadide eserinde.
Şehir ve ramazan her yerde aynı olmasa da benzerdir çünkü. Coşku her yerde aynıdır mesela. O ramazan sevinci bütün ruhlarda, şehirlerde, sokaklarda iyiden iyiye belli eder kendini. Kendini duyumsatır; var eder kendini ruhlarda…şehrin cıvıltıyla dolan sokaklarında, insanların yüzlerinde, mülayimliğinde var eder kendini;çocukların gözlerinde büyüyen sevinçte var eder.Akşam dalga dalga ezanların okunmasında, camilerin minaresinde, evlerin penceresinden sızan iftar anlarında var eder kendini. Köşeleri olmayan upuzun bir huzurda…
Kendi çocukluğuna uzanır herkes. Geçmişine. Eski ramazanlara, eski bayramlara uzanır.Oysa pek bir anlamı yok bu cümlelerin. Çünkü hepimiz her gün eskiyoruz gün gün. Ve çok değil yirmi otuz yıl sonra bugünkü ramazan da hoşça yâd edilmiş olacak anılarımızda. Yalnızca yirmi otuz yıl sonra çocuklarımızın da eski ramazanları olacak mesela. Onlar da hatırlayıp tatlı bir tebessümle dalacaklar gökyüzünün o sonsuz ve huzur dolu maviliğine. Ramazanın o tarifsiz sevincine varacak onlar da; kendi çocukluklarına varacak.
Çocukluğumuza uzandığımızda annemizin sofra etrafındaki o telaşı, o koşuşturması geçer gözlerimizin önünden. Dakikalar dakikalarla yarışırdı o iftar anı. Ve sonra cızırtılı hoparlörden hızlı hızlı okunmaya başlayan ezan. Evet, ne hikmetse ezan hep ansızın yakalardı hepimizi. Ve hepimiz ezanın o derin sükûnetini bütün damarlarımızda yaşardık.
Samiha Ayverdi’ye kalemi verelim yine; kelamı verelim ona:
“İftara yarım saat kala, evlerin içinde sessiz ve sabırsız bir telaş başlardı. Yüzler rûhanileşip hafifçe solar, her zamankinden daha anlayışlı, daha mülayim olurdu. Hatta tiryakilerin abus ve kavgacı çehrelerinde bile bir imanın felsefesini okumak mümkündü.”
Evet, geride kalan sevinç ve huzur oluyor sadece.Zaman da değişse, yıllar da geçse, hayat farklı bir sayfada yaşanılır da olsa; genlerimize, ruhumuza sirayet eden gerçek, o ramazan kültürüne sağlam bir kulpla yapışıyor olmamızda gizlidir belki de. Ve orada bulduğumuz huzurla yeni baştan var oluyoruz hepimiz. Doğuda da bu böyle, batıda da. Gencinde de durum bu, ihtiyarında da. Şehirde de vaziyet bu, köyde de.
Ramazan ayında bulduğumuz sevinci yitirmek niyetinde değiliz hiçbirimiz. Bu sevincin, bu farklılığın farkındayız hala.Huzuru bulmak için aramak, kapıyı çalmak ve orada beklemek gerekiyor galiba. Keşke bunu anlasak. Sadece bunu anlasak.

Muhittin Bulut

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerik23
Sonraki İçerikRamazan Bilinci

CEVAP VER