‘POSTMODERN DÜNYADA, POSTMODERN DİNİ ALGIYA BİR ELEŞTİRİ’

0
454
reklamlar
Yazı arası Reklam

Postmodern kelimesi ne zaman girdi literatüre bilmiyorum ama her türlü olumsuzlukların yüklendiği bir kavram olduğu gerçek. “Postmodern darbe, postmodern din, postmodern kültür, postmodern sanat v.s. vs.”Ülkemiz özelinde bu konuların büyük kısmı üzerine tezlerin yazılmış olması ve eleştirilerin odağında yer alması gerçeği bu kavramın yerli olmadığını ortaya koymakta.Geleneğe sıkı sıkı bağlı olan muhafazakar toplumlar için bu böyle. Ancak her ne kadar eleştirilerin dozu devam etse de zamanın ve insanların değişiminin ve dönüşümünün durdurulabilmesi de mümkün değil. Tüm bu tartışmaların büyük bir kısmıda “postmodern dini yaklaşımlar”konusunda yaşanmakta.Neoselefilik, mealcilik, Kur’ancılık, radikallik ve benzer dini yaklaşımların tarihi son birkaç asra dayanır. Bu dinin sahibi olan Allah’ın İslam dini ile olarak ortaya koyulan bu neo yaklaşımlara müdahale etmesi mümkün değil. Bu nedenle herkesin etrafında dolaştığı ve her platformda aktüalitesini yitirmeyen din tartışmaları konusunda toplumumuzun kafasının çok karışık olduğu da inkâr edilemez bir gerçek.

Sokakta herhangi birisine “Tek kelime ile Din sizce nedir? Şeklinde bir soru yönelttiğinizde,“Namaz, iman, oruç, ahlak, Kur’an, peygamber, ahiret, cennet, cehennem vs.” bu sorunun muhtemel cevaplarından bir kaçı. Bütün bunlar din metaforunun içerisinde yer alan birbiri ile ilişkisi olan zincirin halkalarıdır. Ancak modern dünyada “dinin neliği” konusundaki kafa karışıklığı nasıl çözülür? Müslümanlar yeniden tarihi ve aktüel özne durumuna gelir?
Bu iki soruyu cevaplamaya çalışalım.
Geçmişte ve gelecekte her dönem için İslam dininin en temel kaynağının vahiy olduğu tüm Müslümanların kabulüdür. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v) Medine yerleşik hayatında karşılaştığı sosyal ve hukuki sorunlarınçözümünü vahiy vasıtasıyla halletmiştir. Hz. Peygamberin vefatı ile birlikte sorunların çözümü için vahiy yetersiz kalmış bu seferde hadislerden istifade edilme yoluna gidilmiştir. Ancak fetihler ile birlikte İslam coğrafyasının genişlemesi Arap olamayan unsurların İslam dinini kabul etmesi ile birlikte mezhepler teşekkül etmeye başlamış. Ulema Kur’an ve sünneti referans alarak sosyal ve hukuki meselelerin çözümü için içtihat mekanizmasını işletmeye başlamıştır. İşte bu an itibariyle de meseleler içinden çıkılamaz bir duruma gelmiş ve sorunlar sarmalı daha da büyümeye başlamıştır. Kimi iktidarlar belirli bir mezhebi ekolün görüşlerini kanun maddesi haline getirmiş kimi iktidarlar ise siyasi görüşlerini merkeze alarak dini literatürü siyasi bir araç olarak kullanmıştır.
Bütün bunlar yaşanırken pergelin açısı hiçbir zaman kapanmamış tam tersine açılarak kapanması güç siyasi ve mezhebi savaşlar yaşanmıştır. Hıristiyanlıkta olduğu kadar olmasa da kimi âlimler toplumdan ya tehcir edilmiş ya da hapsedilerek uslandırılma (!) yoluna gidilmiştir.
İlk dönem itikadî ve fıkhi mezheplerin teşekkülü esnasında yaşanan bu olaylarda göstermektedir ki İslam’ın neliği, görecelidir.
Bu nedenle, Hz. Peygamberin vefatından sonra ilahi kelamın kitaplaşmasının ve kısa bir süre sonra istismar aracına dönüşmesi nedeniyle istismar edilmesi mümkün olmayan bir fenomen olarak sünnet-i resul öznel bir formdur. Çünkü yaşayan sünnet (Örf) her dönem ve zeminde kendisine yer bulur. Çünkü sünnet, sarsılmaz, dipdiri ve İslam dininin yaşandığı öznel hayatın muhtevasıdır.
Sonuç olarak, ete kemiğe bürünmüş “bir din adamı” olan Hz. Peygamber özelinde;
• Din, sade, yaşanılabilir olandır…
• Din, samimiyettir, güzel ahlaktır, güvenilir insan olmaktır, dürüstlüktür…
• Din, güzel sözlü olmaktır, din tebessümdür…
• Din, eşini üzmemek için kendine bal yemeyi yasaklamandan ötürü Allah tarafından azarlanmaktır.
• Din, Allah tarafından azarlanacağını bile bile bedir savaşındaki esirleri affetmektir.
• Din, dev bir ordunun komutanı olarak, atların ayakları altında ezilmesi endişesiyle, bir köpeğin ve yavrularının başlarına nöbetçi dikerek, ordu geçene kadar koruma altına almaktır.
• Din, sürgün edildiğin şehri fetih ettikten sonra, esirlere karşı “Size Yusuf’un kardeşlerine söylediğini söylüyorum. Sizi affediyorum, sizi azarlamayacağım.” Erdemini göstermektir.
• Din, “bir saat sonra kıyamet kopacağını bilsem şu elimdeki fidanı toprağa dikerdim”, tavrını gösterebilmektir.
• Din, zalimde olsa mazlumda olsa, kardeşine yardım etmektir.
• Din, zihninin seni hapsettiği zindanlardan çıkıp, dünya insanı olmaktır.
• Din, cemaat ve tarikat gettosundan çıkıp, evrenseli yakalamaktır.
• Din, Yahya Kemal Beyatlı’nın ifadesi ile “Selimiye Camiidir.”

Yani bu kadar sade bu kadar içten ve fıtrîdir din…
POSTMODERN DÜNYADA DİN; “SÖZ”DE DEĞİL “ÖZ”DE İNSAN OLMA ÇABASINI ORTAYA KOYMAKTIR.

Yusuf ÇELEBİOĞLU

Yazı altı reklam

CEVAP VER