Medya ve Bilgi Ahlakı

0
394
reklamlar
Yazı arası Reklam

Yaşadığımız çağda interaktif bilgi transferi zirveye ulaşmıştır. Bilgi, sınır gözetmeksizin kıtalar arası transfer edilmekte, kişiye oturduğu yerde servis edilmektedir. Gündelik hayat trafiği içerisinde koşuşturan insan için mükemmel gibi gözüken bu durum, özellikle dini bilginin edinilmesi açısından risk oluşturmaktadır. Çünkü edindiğimiz dini bilginin doğruluğu ya da yanlışlığı bilgiyi aldığımız iletişim kaynağının güvenilirliği ile orantılı bir duruma gelir. Bu durumda servis edilen dini bilgide referans, bilginin kaynağıdır. Kaynağa verdiğimiz önem kadar o bilgi bizim için değer taşır.

Vahyin ışığında doğru bilgiye ulaşmada üç esas gözetilir. Bunlar sırasıyla, Beş Duyu Organı ile edinilen bilgi, Doğru Haber, (Vahiy ve Mütevâtir Haber, Yalan söyleme hususunda bir araya gelme ihtimali olmayan çoğunluğun getirdiği bilgi) ve Akıl’dır. (Bkz.Ehl-i Sünnet Akaidi, Ömer Nesefi)

Bu üç kıstas, kişinin doğru bilgi edinmesini temin eder. Doğru bilgilerle kendisini inşa eden insan dünyada mutlu ve müreffeh bir hayat sürer, ahiret saadetine de zemin hazırlar. Kur’an-ı Kerim’de “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorum¬ludur.”(İsra 36) buyrularak, kişinin yanlış yolla bilgi edinmesi neticesinde büyük bir sorumlulukla karşı karşıya olduğu açıkça beyan edilir.

Bilgi aktarımı açısından büyük önem arz eden yazılı ve görsel medya, dördüncü kuvvet olarak kabul edilmektedir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinden sonra gelen bir yapıdır. Medya, toplumun aynası olma hüviyeti ile halkın nabzını tutar. Vatandaş ile devlet arasında köprü vazifesi yapar. Devletin kurumları, medya kanalıyla bilgi sahibi olduğu çarpıklıkları değerlendirir ve hukuk çerçevesinde gereğini yapar. Demokrasinin benimsenmediği ülkelerde ise medya hâkim gücün bir organı olarak görev yapar. Bu ülkelerde, yazılı ve görsel medya yönetim erkinin ilan tahtası gibidir. İktidarı ellerinde bulunduranlar, bağımsız yazılı ve görsel medyaya yaşam hakkı tanımazlar. Çünkü bu ülkeler, çok sesliliğin devletlerinin üniter yapısına zarar vereceği kaygısını taşırlar.
Ülkemiz, yazılı ve görsel medyanın çeşitliliği açısından ilk sıralarda yer alır. Bu çok seslilik toplumumuzun demokrasiyi özümsediğinin göstergesidir. Halkın %99’unun Müslüman olduğu ülkemizde, dini hassasiyet en öncelikli yere sahiptir. Bundan dolayı ulusal ve yerel kanallar dini içerikli programlarla toplumu bilgilendirmeyi amaçlarlar. Ancak, iyi niyetle başlayan bu programlar zaman zaman tartışmaya dönüşür, nezaket kuralları dışına çıkılır ve ekran başındakiler adeta bir horoz dövüşünü izler duruma gelirler. Halkımız bu tartışmaları ekranlardan saatlerce takip eder. Genel olarak izleyici programdan bir kazanım elde edemez. Asıl sakıncalı olan durum ise, arenadaki gladyatörler edası ile yapılan bu dini tartışmaların, tarafları ve izleyicileri tehlikeli sulara sürüklediği gerçeğidir. Şayet tartışma ahlakının sınırları aşılıp, Allah (c.c.)’ın ayetleri tarafların keyfi yorum ve görüşlerine malzeme edilirse, toplum telafisi mümkün olmayan bir felakete sürüklenir. Bu tehlikeli durum Kur’anı Kerim’de pek çok yerde ifade edilmiştir.(Bkz. En’am 159, Mümin 4, Şura 14, Zuhruf 65)

Binaenaleyh, yazılı ve görsel medya dini konularda toplumu aydınlatma görevini yerine getirirken, din bilginlerinin liyakat sahibi olmalarına da ayrıca önem göstermek durumundadır. Şayet bu husus göz ardı edilirse, halkımızın dini anlama yönünden tehlikeli sulara sürükleneceği kuşkusuzdur. Hz. Peygamber bu gerçeği şöyle ifade eder. “Muhakkak ki Allah (cc) size verdiği ilmi çekip almaz. Ancak ilim sahiplerini aranızdan çekip alır. Bu suretle insanlar cehalet içinde kalırlar. Fetva sorulan kişiler kendi görüşlerine göre fetva verir, böylece kendileri ve soru sahipleri sapkınlık içerisinde kalakalır.”(Buhari, Kitabul İtisam Bil Kitab-ı Ve Sünne, B,8 Hd.1)
Bir ikinci hususta, dinin alanına giren konu ve değerleri istihza(alaya alma) ve istihkar (aşağılama)’dır. Bu durum Allah(c.c.)’a ortak koşma ya da O’nu inkâr etmekten daha tehlikelidir. Geçmişte Danimarka’da yaşanan karikatür krizi ile yakın zamanda gündemde olan Hz. Peygamberi aşağılayıcı bir film bunun en açık örneğidir. Hatırlanacağı gibi Jyalland Post gazetesinde yayımlanan, Hz. Muhammed’i aşağılayıcı nitelikteki karikatürler, küresel bir krize dönüşmüş ve Danimarka hükümetini zor durumda bırakmıştı. Sonrasında malum medya organı yetkilileri Müslümanlardan özür dilemişler, krizde böylece sona ermişti. Ülkemizde de, yüksek reytingleri olan bir yarışma programının sunucusunun gafı toplumda infiale dönüşmüş, alevi vatandaşları rencide eden bu yanlış davranışın sergilendiği medya kuruluşu fiili ve manevi tacize uğramıştı. Programın sunucusu alevi vatandaşlardan özür dilemesine rağmen mesleki hayatı sona ermişti.

Bu örnekler gösteriyor ki, tüm inanç sistemlerinin müntesipleri, inançları açısından değer ifade eden konu ya da kişilerin istihza ve istihkarına tepkisiz kalmamaktadırlar. Böylesi bir durumda meydana gelen refleks, kısa bir süre sonra infiale dönüşmekte ve sonrasında küresel bir krize kapı açmaktadır.

İnanmak ya da inanmamak yalnızca Allah(cc) ve kulu arasındaki ilişkidir. Ancak istihza ve istihkar toplumda kapanması mümkün olmayan yaralara neden olur. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de, dine ve dini olanla alaycı ve aşağılayıcı davranışın meydana geldiği ortamda, dini hassasiyeti olan kişi için doğru olan tavrın, başka bir konuya geçilinceye kadar oradan uzaklaşmak, olduğu beyan edilir. (Bkz. Nisa 140) Bir diğer ayette ise istihza ve istihkarının meydana geldiği ortamda, unutularak kalındığı takdirde, hatırlandığı anda yüz çevrilmesi ve ortamın terk edilmesi gerektiği ifade edilir. (Bkz. En’âm 68) Ancak bu ayetlerden anlaşılması gereken, İslam dininin değer yargıları ile istihza ve istihkar gündeme geldiğinde sessiz kalınacağı olmamalıdır. Asıl anlaşılması gerekenin provokasyona zemin hazırlayacak bu tahrikler karşısında soğukkanlı davranılması gerektiğidir.

Halkımızdan aldığı güçle dördüncü kuvvet olma vasfını kazanan yazılı ve görsel medyamız, bu gücü yine halk için tasarruf etme sorumluluğunun bilincinde olmalıdır. İslam dininin değerlerini gündeme aldığında çok titiz davranmalı, ele aldığı konuyu uzman kadrolar gözetiminde topluma sunmalıdır. Reyting kaygısı toplumu bilinçlendirme hedefinin önüne geçmemelidir. Haberin doğruluğu ilkesi çerçevesinde, nakledilen haber “İslami” bir nitelikteyse hem dünyevi hem de uhrevi neticelere gebedir.
Unutulmamalı ki! Kişi ya da kurumlar yaptıkları ve ettikleri ile değerlendirilir.

Yusuf ÇELEBİOĞLU

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikDünya Siyaset ve Medya
Sonraki İçerikMedya ve Etkileri

CEVAP VER